Bankacıydı mizahçı oldu

Son zamanlarda adını sıkça duymaya başladığım, Instagram’da videolarına bakmadan geçen günümün olmadığı, sahneleri dolup taşan ve biletleri yok satan yeni bir mizahçıyla beraberiz bugün. Hayatın “Ne oldum değil ne olacağım” felsefesinin yürüyen örneği Kaan Sekban.

Bankacıydı mizahçı oldu

“Hayatım boyunca aradığım ruh işimi buldum”


Uluslararası ilişkiler ve siyaset okuyup üzerine de stratejik banka yönetimi master’ı yapıp, hayatının 10 yılını da bir bankada beyaz yaka olarak geçirmişken ve buna her geçen gün lanet ederken avaz avaz “Sen bu değilsin, bu böyle gitmez, çık şu plazadan, at o kravatı boynundan” diye bağıran iç sesini dinleyip hayallerinin peşinden koşmuş.

Kendi tabiriyle “Hayallerimin arkasından koşarken kimse bana akbil basmak için beklemiyordu, evimi arabamı satmak zorunda kaldım, her şey çok zor oldu” diye özetliyor durumu.

Ama sihirli kelime de o zaten: “Oldu.”

Öyle ya da böyle, oldu ve ne de güzel oldu, hatta şahane oldu.

Kendisi artık durum mizahı yapıyor, bin kişi aynı onu seyredip eğleniyor, hatta gülmekten ölüyorlar.

Bu arada yazdığı ‘Tebrikler Kovuldunuz’ adlı ilk kitabı da yılın en iyi İK & Yönetim & Liderlik kitabı seçildi ve sevgili Kaan Sekban ilk ödülünü almış oldu.

Sohbetimiz aktı gitti, kendisi bir enerji küpü, gözlerinden akıyor şu an yaptığı işe olan aşkı.

Sahneye çıkmadan dua ediyor, perde kapalıyken seyircilerin uğultusunu dinliyor, heyecan duyuyor. Çok uzun boylu, kocaman bir adam değil ama sahnelerden taşacak ve dinleyiciyi gülmekten kıracak bir aurası var. Anlattığı her şey o kadar gerçek ki belki bu yüzden bu kadar çok seviliyor. Aslında yaşadığı travmaların dalgasını geçiyor. Nasıl da –mış gibi hayatlar var, o uzun uzun plazaların içinde neler oluyor o kadar gerçek ve komik bir şekilde anlatıyor ki…

Anlatmamla olmaz, gidin! Bu arada aralık ayı biletleri tükendi, en yakın 8 Ocak’ta Maslak Uniq’te sahne alıyor.

 

Bankacılık hayatın sürerken son derece sıkıcı günler, hatta yıllar geçirdin; hayal kırıklıkları yaşadın… Bir yandan da tiyatro ve oyunculuk üzerine eğitimler alarak içinde yanan ateşi korlarken ne oldu da o bardak taştı? 10 yılı silip attığın ve nevrinin döndüğü anı bize anlatabilir misin?

Konservatuar ya da yüksek lisans eğitimi almadım tabii ki ama atölyelere katılıyordum sürekli. Yurtdışına da gittim bunun için ama hobi gibiydi benim için. Aslında bunu bir mesleğe dönüştürebileceğimi düşünmemiştim ama içimde bir tutkuymuş oyunculuk.

32 yaşında ayrıldım işimden. Bir noktadan sonra terfi etmek istedim ve başarılıydım da, performansım gayet iyiydi. Terfi almayı beklediğim bir görüşmeden sonra bana çok neşeli ve yumuşak huylu olduğum için o bölümü idare edemeyeceğimi ifade ettiklerinde sanırım bardak doldu taştı.

Her ne olursa olsun ayrılmaya karar verdim. Ve derken kendimi New York’ta bir müzikal atölyesinde buldum ve bir duygu patlaması yaşadım orada. Yapmak istediğim iş buydu; bu uğurda mücadele etmeye çok hazırmışım meğer. Evimi, arabamı sattım ve tüm imkânsızlıklar içinde kendime bir yol aradım. Buldum da…

Nasıl oldu peki? Her oyuncu olmak isteyen bir yıl içinde kendini sahnede bulamıyor, iş nasıl buralara geldi?

Bankadan ayrıldıktan sonra İstanbulname adlı bir müzikalde küçük bir rol aldım ama tabii o şekilde tanınmaya başlamadım. Dolayısıyla arayışlarım devam etti. Sonra İtalya’ya gittim ve bir operada (Yaz Gecesi Rüyası) oyuncu kadrosuna girdim. Geri geldiğimde işleri bir türlü yoluna koyamadım; ben de bir beyaz yakalı karakter yarattım ve kısa skeçler çekmeye başladım.  Ve çok güzel tepkiler almaya başlayınca bir - iki karakter daha yarattım. Derken facebook üzerinden canlı yayın yapıp odamda ev yapımı talk show diyebileceğim videolar çekmeye başladım ve çok sevildi. Sadece 50 kişi izliyordu gerçi ama ben halimden çok memnundum.

Ve kader ağlarını örmeye başlıyor, evren “Yürü ya kulum” diyor artık galiba?

Aynen öyle oldu; cemiyet hayatından çok takipçisi olan birkaç hanımefendi videolarımı paylaşmaya başladılar ve olay bir anda çok başka bir boyuta doğru hızlandı. Doğru kişilere, yazarlara, yönetmenlere, oyunculara ulaşabilmeye başladım. Canlı yayınlarımdan birinden sonra sevgili İclal Aydın “Konuk alıyor musunuz?” diye bir teklifte bulununca, hooop evde hummalı bir hazırlığa başladık.

Nasıl bir heyecan düşünemiyorum, ünlüler bir anda evine mi gelmek istiyorlar canlı yayına katılmak için?

Evet, bir de bizi düşünün. Evde annem, babam, ben temizlik yapıyoruz, süpürüyoruz, halılar yıkanıyor… Heyecandan elimiz ayağımız dolaşıyor. Zaten bu uğurda neyim varsa satmışım, ailemin evinde bir odada yaşıyorum ve o odadan yaptığım canlı yayınlara ünlüler gelmek istiyor. Şaka gibiydi, harikaydı hatta. Tam bir ev yapımı talk show dedikleri başlamış oldu hayatımda. Böyle 50 program yaptıktan sonra anladım ki benim asıl yapmak istediğim şey oyunculuktan ziyade konuşmak.

Ne kadar heyecanlı bir hikâye, hem de bu kadar kısa sürede?

Hikâyem tam bir girişimci mizahçı. Telefonla çektiğim şovlar zamanla sponsor almaya başladı. İlk kez para kazandım, çok cüzi bir rakam olsa da benim için artık bunun işe dönüşebileceğinin bir sinyaliydi. Derken bir yayınevi aradı, “Instagram’da yazdıklarınız çok hoşumuza gidiyor” dedi ben de tüm yaşadıklarımı, beyaz yaka geçen günlerimi yazmaya başladım yavaş yavaş. Kitap projemiz de böyle olgunlaştı.

Derken o kitap ödül aldı, ondan da biraz bahsedelim mi?

‘Tebrikler Kovuldunuz’ 2,5 ay gibi kısa bir sürede yazdığım ve aslında yayınevinin kanıma girmesiyle ortaya çıkan ilk kitabım; bir otobiyografi. Yılın en iyi iş kitabı ödülünü aldı. Bu da çok enteresan bir başarı aslında çünkü bu bir iş kitabı değil, tamamen yaşadıklarım.

Sahneye geçiş ne zaman nasıl oldu? Kim önayak oldu, ayağın ilk hangi sahneye bastı?

Evdeki videolardan sonra artık sahneye çıkmaya hazırdım, BKM Mutfak Sahne’de çıktım ilk kez. Devamı da geldi ve olay çok büyüdü, derken Ayşe Arman’ın keşfi ve köşe yazısıyla tanınma sürecim çok hızlandı ve gitgide sahneler büyüdü. Şimdi de kendimi inanamadığım bir yoğunluğun içerisinde buldum.

Yani evde odanda başlayan bir talk show bu kadar kısa sürede Maslak Uniq sahnelerini doldurmaya başladı. Valla tebrik ediyorum da şunu çok merak ettim, bünyen bu kadar hazır mıydı bu derece kalabalık insan kitlesine hitap etmek için? Bu duyguyla nasıl baş ediyorsun?

Bir kere çok heyecanlıyım, dediğin gibi evde yalnızken bir anda 1000 kişilik salonlara çıkmaya başladım. Meğer çok hazırmışım konuşmaya, zaten topluluk önünde konuşmayı çok severdim. Beni en çok baştan çıkaran duygu, ‘salonda 1000 kişi var ve hepsi beni dinlemeye geldi’ duygusu. Hata yapma lüksüm yok, sahnede pası atabileceğim bir partnerim yok, orada tek başımayım ve o işi kotarmak zorundayım.

Peki kurumsal hayatın içinde hiç bulunmamış, tabiri caizse beyaz yaka olmamış birileri gelip izlese seni anlar mı, güler mi? Yoksa “bu ne diyor anlamıyorum” mu der?

Kesinlikle güler ve çok eğlenir. Bu show 120 dakika sürüyor ve 45-50 dakikası iş hayatıyla ilgili. Hiç iş hayatında bulunmamış konuklarımızda “Vay beee plazalarda böyle bir hayat mı var bu nasıl iş yahu?” diye seyredip gülüyorlar ve çok eğleniyorlar. Hele bunu yaşayan plaza insanları gerçekten kopuyorlar.

Ve bunun yanı sıra sosyal medyada görülen hayatlar, ebeveynler, yazlıkçılar, yarattığım değişik karakterler var şovumda; bir şekilde herkese hitap eden bir köşesi illaki oluyor. Üniversiteli gençlerden, yaşı üst grup olan kitleye kadar herkes geliyor.

En çok kimlerin ilgisini çekiyorsun, daha çok kime hitap ediyor anlattıkların?

Zaten bütün kültür sanat etkinliklerine katılan kitlenin yüzde doksanı beyaz yakalıdır. Çünkü beyaz yaka konsere, tiyatroya, sinemaya, kitaba para harcar. 27-45 yaş arası en çok rağbet gösteren kitle diyebilirim.

Tamam, konu gerçekten çok eğlenceli ama şunu merak ediyorum, bunun üzerine ne ekleyebilirsin? Seneye seni izlemeye gelen biri yine iş hayatı esprilerini veya aynı karakterlerimi seyreder yoksa değişikliğe gitmeyi düşünüyor musun? Biz toplum olarak çabuk sıkılırız, tüketiriz biliyorsun.

Üreten ve çalışan herkes istikrarla başarıya devam edebilir bence. Seyircinin sıkılacağını düşünmüyorum çünkü bu işe çok emek verdim, çok hazırlandım. Bunun üzerine hemen yeni bir şey ekleyemem. Çünkü daha çok yeniyim. İnsanlar artık çok çabuk tüketiyorlar, kitabını okuduk hop hadi ikinci kitap ne zaman diyen var. Ama bir dakika o öyle bir oturuşta yazılmıyor ki?

İki sene kadar şu an ki içeriği korumak istiyorum, bu çok dolu, felsefesi olan ve sorgulatan bir mizah. Dolayısıyla daha zamanım var, hem ben sindire sindire kimseyi bıktırmadan yürüyorum. Ayda sadece bir - iki sahne yapıyorum. Ve Tüm Türkiye’yi gezmek istiyorum dolayısıyla daha yolum var.

Sana yardım eden birileri var mı? Kim ayarlıyor sana sahneleri, anlaşmaları?

Çok amatör bir ruhla, hangi sahnede tanıdık bulabilirsem, param nerede çıkmaya yetiyorsa o şekilde kendi kendime ilerliyorum. Sahne konusunda bana destek olan bir de arkadaşım var ama dediğim gibi çok amatör bir ruhla, menajerler, organizatörlerle yaşamıyorum.

Şimdi karşılaştıracak olursan plazada çalışan Kaan neler yapardı, nasıl geçirirdi zamanını?

Çok gezer, çok yer, içerdim. Tüketim uyuşturuculuğu yaşıyordum, o kadar sıkıcı bir iş hayatım vardı ki her gün en iyi AVM’nin en pahalı restoranında yemek yeme ihtiyacı duyuyordum. Çünkü orda oturursam havam dağılacak ve bu bana iyi gelecek zannediyordum. Aşırı tüketiyordum, hatta kazandığımın hepsini tüketiyordum. Sürekli tatil sitelerinde geziyordum, nereye gitsem, ne yapsam ne alsam diye bir dönemdi hayatımda, korkunç bence.

Televizyon projelerin olacak mı? Seni evimizde ekranlarda görür müyüz?

İnsanların iş çıkışı o yoğunlukta ve yorgunlukta benim şovum için bilet satın alarak beni dinlemeye gelmelerinin kıymetini TV’de bulabileceğimi sanmıyorum. Çok mutluyum sahnede, o yüzden şu an TV ile ilgili bir düşüncem yok.  Ama ilerde tabii ki bir stand-up olabilir. Bu arada TV değil sahneyle ilgili sürpriz bir projem olacak, şu an detay vermeden harika isimlerle ortaya çıkacak bir şov diyelim.

Bir de aile ilişkilerin de çok sevildi, özellikle annen bir anda senin kadar tanınır oldu diyebilirim.

Annem zaten tanınan biriydi. Türk Kalp Vakfı eski başkanıdır ve şahane biridir. Öğlen Ankara’da bakanla toplantısı vardır ama eve gelir yemeğimizi hazırlar. Çok iyi bir ev hanımı ve batıya dönük bir kadındır. Ailemle olan ilişkim çok sevildi çünkü ben de onları inanılmaz çok seviyorum. Zaten bu yolda hep beraberiz, ilk videolarım onların evinde başladı.

Ailen şaşkın değil mi geldiğin noktaya? Onlar ne hissediyor şimdi? Koltukları kabarmıştır kesin…

Bu işin kadar büyüyeceğini beklemiyorlardı ama çok gurur duyuyorlar benimle. En büyük destekçim tabii ki ailem. Aslında ben de bu kadarını beklemiyordum ama artık olayın kurumsal tarafı da çok hareketlendi. Kurumlara gidiyorum ve plaza mizahı diyebileceğimiz konuşmaları orda da yapıyorum.

Bu plaza stand-up’ı denen şovu da kendim yarattım, amacım kurumlarda mesai saatleri içerisinde 1 saat çalışanlara kahkaha attırmak ve bu arada da yöneticilere inceden mesajlarla düşündürtmek.

Sokakta tanınırlık artmıştır haliyle, nasıl hissediyorsun kendini?

 Oluyor tabii, özellikle de belirli semtlerde, mekânlarda. Daha doğrusu plazalara yakın yerlerde AVM’lerde diyebiliriz. İş hayatının içinde olan özellikle de genç nüfus beni tanıyor artık. Çok kaliteli insanlardan oluşan bir kitle geliyor izlemeye, gelip görmen lazım, o kadar zarifler ki…

Seni bu hayatta neler çok güldürüyor, nelerden keyif alıyorsun?

Ben durumlara çok gülüyorum. Yoksa deli gibi espriler parçalayan biri değilim. Küfre hiç gülmem, küfürle dolu komedi adı altında toplanan filmlerden de hoşlanmam. En çok olaylara ve durumlara gülerim. Gülse Birsel, Cem Yılmaz, Ata Demirer çok sevdiğim, güldüğüm insanlar.

Madalyonun bir de öbür yüzü vardır her zaman, eleştirenler de oluyor mu seni?

Olmaz mı? İşte plaza hayatıyla dalga geçiyorsun ama kurumlara gidip mizah yapıyorsun diyen var. İyi de ben zaten kurumlara gidip burası harika bir yer çalışın ya da ayrılın bakın ben ayrıldım şahane oldu demeye gitmiyorum ki. Ne kadar zorluklardan geçerek bugünüme ulaşabildim, travma gibi şeyler yaşadım onu anlatıyorum.

Ya da “Çok komiksin ama bir Cem Yılmaz değilsin” diyene ne diyebilirim ki? Tabii ki bir Cem Yılmaz değilim çünkü Cem Yılmaz bir tane var zaten ve ben de kendisine hayranım. Herkes Cem Yılmaz olmaya çalışırsa ortaya yeni kimse çıkamaz ki.

Anlattıkların hep bir başarı hikâyesi, grafik harika, bir şekilde hep yükselişte son bir yıldır. Sen nasıl değerlendiriyorsun geçirdiğin yılını, başarı senin için nedir?

Benim için başarı insanlara dokunabilmek. Ne şan, ne şöhret, ne para, hiçbiri değil benim için. Beni anlıyor olmaları, benimle gülüyor olmaları ve bana doğru yolda gittiğimi hissettiriyor olmaları bana yetiyor. Çok büyük paralarla da işim yok. Çok şükür geçinebileceğim kadar para bana yetecektir. Hayatım boyunca aradığım ruh eşimi değil, ruh işimi buldum diyorum hep. Kalbim deli gibi çarpıyor, hayatta tek konsantre olduğum ve beni en çok heyecanlandıran şey şu an sahne, şov ve işim.

 

Instagram kullanıcı adı: kaansekbansacmalar

Takip edin, asla pişman olmayacaksınız.

 

 


İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1283