Irak Yahudi toplumunun sonu -1

Üç bölümlük Irak Yahudileri yazı dizimizin bu haftaki birinci bölümünde, Yahudilerin şimdiki Irak’ın olduğu bölgede Milattan Önce başlayan 2500 senelik varlıklarını, Irak’ın devlet haline gelene kadarki yaşantılarını ve Irak’ın devlet halini almasından sonra yaşadıkları altın çağı anlattık.

Mevcut olduğu 2.500 yıldan fazla süre boyunca, Irak Yahudi Toplumu homojen bir grup oluşturdu ve yüzyıllar boyu birçok acı olaya karşın toplumsal niteliğini, kültürünü ve geleneklerini koruyabildi. Bu Yahudiler; eski Arapça şiveleri olan Judeo-Arapça –ki Kutsal Kitap İbranicesi ve Farsça, Türkçe ve Aramice kelimeler de içerirdi – ile belirginleşirdi. Özgün giysileri, Şabat’a ve bayramlara uyma huyları, özel mutfakları vardı. Dindardılar. Sosyal ve dinsel yaşamları, Talmudik ve Tora ile ilgili geleneklere dayanıyordu ve bir hahambaşı tarafından yönetilirlerdi. Hahambaşı, eğitimsel düzeni, dini mahkemeyi ve kaşer et üzerine konan vergiyi denetlerdi.

Irak Yahudileri aynı zamanda ülkeye siyasal, sosyal ve iktisadî olarak çok iyi entegre olmuşlardı; dilde, sosyal geleneklerde ve yaşam tarzında Araplardan ayırt edilemeyecek ölçüde Araplaşmışlardı. Bu açıdan, Irak’tan Yahudi cemaatinin kaybolması, başka Arap ülkelerindeki tahliyelere karşın ilginç bir durum arz eder. Irak Yahudilerinin Irak’ı terk etmesi, bize aynı zamanda Ortadoğu’da esen birçok siyasal akımı da anlamamızı da sağlar. Bunların arasında kolonyalizm, Nazizm, Arap ulusalcılığı, komünizm ve Siyonizm bulunmaktaydı ve hepsi de Yahudi toplumunun yok olmasını etkiledi. Bugünkü adı ile Irak, birçok medeniyete beşik oldu: Sümerler, Asurlular, Babilliler gibi. Yunanlılar bu bölgeyi Mezopotamya (iki nehir arasındaki alan) olarak adlandırmışlardı. MÖ 597’de Nabukadnezor, Yehuda Krallığı’nı istilâ etmiş, Yahudi kral Yeoahin ve 10 bin vatandaşını Bâbil’e sürmüştü. 11 yıl sonra Nabukadnezor’un 1.Mabet’i yıkmasından sonra, 40 bin Yahudi köle, başkent Bâbil’e getirildi. Yahudilerin tutsaklığı, Pers Kralı Sirüs 2 MÖ 538’de Bâbil’i işgal edip Yahudilerin ülkelerine dönmesine izin verdiği zaman sona erdi. Yahudilerin bir kısmı döndüyse de, çoğu kalmayı yeğledi.

Romalıların MS 70 tarihinde 2. Mabet’i yıkmasından sonra, Yahudilerin çoğu dalgalar halinde batıya yöneldi ve başka kabileler ve milletler ile özümlendi. Ancak Babil Yahudileri ve doğuya göç eden diğer Yahudiler, Pers hâkimiyeti süresince (331-638) Bâbil’de kültürel olarak çok ilerlediler. Yahudi din bilimcileri, 474 yılından itibaren Yahudiliğin manevî kodeksi olan Talmud’u derlediler. 219 yılından itibaren Bâbil’de Sura ve Nehardea din akademileri kuruldu. Bu akademilerin başkanlarına daha sonraları ‘Gaon’ adı verildi. Bu kişiler, Yahudi âleminde dini konularda en yüksek otoriteler olarak kabul ediliyordu.

570 yılında Mekke’de doğan Hz. Muhammed, 622 yılında Yahudilerin sanayi ve ticarette ileri gittikleri Medine’ye hicret etti. Kısa bir dönem sonra İslâm orduları mahallî ordulara galip geldiler ve Pers İmparatorluğunu da yenilgiye uğrattılar. Halife Mansur zamanında 762’de Bağdat’ta en önemli kültürel, ticari ve sanatsal merkez kuruldu. Yahudiler orada yerleştiler, yeni yeşivalar (dini akademiler) kurdular ve önemli statülere kavuştular. Cemaat liderleri (Eksilarklar/ sürgün liderleri), Kral David soyundan kabul ediliyorlardı ve tüm şeriat hukukunu ve vergi toplamayı yönetiyorlardı. Ancak Bağdat’ın 1258’de Moğollar tarafından yıkılmasından sonra, bölgede yüzyıllar boyunca karışıklıklar hüküm sürdü. 16. yüzyılın başlarına dek Sünnî Osmanlılar ve İran’daki Şii Safeviler arasındaki ihtilâflar, tekrarlanan veba salgınları, sel felâketleri ve Bedevî istilâları Irak’ı yıkıyordu ve Bağdat da önemsiz bir yerleşim birimi haline gelmişti.

 Osmanlı yönetimi (1534-1917) yöreye bir iyileşme ve tolerans getirdi. Yahudiler, dinsel alanda, kendi idari işlerinde ve özellikle eğitimde göreceli bir özgürlük atmosferi soludular. Yahudiler, 1401’deki ‘sürgündeki lider’ olgusunun bitiminden sonra başlarına Nasi (prens) tabirini taşıyan bir lider getirdiler. Osmanlı Sultanı 4. Murat, yönetiminde 10 bin Yahudi memur bulundurmakla şöhret salmıştı. Bu dönem zarfında Bağdat’ta ve İstanbul’da Heskel Ben Yusuf Gabbay ve Bağdat’ta Sasoon Saleh David gibi varlıklı Yahudiler, Osmanlı yöneticiler için maliyecilik icra ettiler. Yörede hoşgörü, mahallî yöneticilere bağlı idi. Örneğin Sultan’ın valisi Davud Paşa (1817-1831), Yahudiler açısından en zalim kişilerden birisiydi ve onun yönetimi döneminde birçok Yahudi Bağdat’tan ayrıldı. Yahudi nüfusunun azalmasında ayrıca kolera ve tifo gibi salgın hastalıklar da rol oynamıştı.

Davud Paşa’nın ölümünden sonra Yahudiler, ticaret ve hükümet işlerinde hâkimiyet kurmaya başladılar. 1849’da Nasi’nin konumu Hahambaşı tarafından dolduruldu. 20. yüzyılın başlıca hahambaşıları arasında Burma’nın ilk hahamı olan Haham Ezra Dangoor ve Haham Sasoon Khedouri vardı. Hahambaşı, aynı zamanda cemaatin de başkanı idi ve bir laik konsey, bir dinî mahkeme ve bir okullar komitesi tarafından destekleniyordu.

1908’deki Genç Türkler’in ihtilâli, ‘hürriyet, adalet ve müsavat’ sloganını benimsemişti. Liberal Arap yazarları ve politikacıları da bu ilkeleri benimsediler. Ancak sıradan vatandaşlar bu konseptleri reddettiler. Çünkü bunlar, İslam’ın hükümranlığı ile çelişiyordu ve zımmî menfaatlerine de uygun değildi. ZımmÎler, Müslümanların bazı haklarından mahrum olup, özel bir vergiye tâbi olan Hıristiyan ve Yahudilerden oluşan ve İslam’ın koruması altında bulunan ikinci sınıf vatandaşlardı.

YAHUDİLER İÇİN YENİ FIRSATLAR

19. yüzyılda Irak Yahudileri için uluslararası ticaret, bankacılık ve idarî işlerde yeni fırsatlar doğdu. Bunun nedenleri arasında 1860’ta Paris’te kurulan Alliance Israélite Universelle’in Ortadoğu’daki eğitimsel etkinlikleri çerçevesinde Irak’ta açtığı okul, Süveyş Kanalının açılması, Bağdat ve Basra’ya vali olarak atanan Mithat Paşa’nın yaptığı reformlar yer alıyordu. Mithat Paşa’nın Bedevî isyanını bastırmasından sonra Yahudiler, Irak’ın güneyindeki kentlere de yerleşmeye cesaret ettiler. Bu arada 1903’te Irak’ta ilk demiryollarının inşa edilmesi ve 1908’de de yeni Osmanlı Anayasası’nda gayrimüslim azınlıklara eşit haklar tanınmasıyla, Yahudiler maddî ve sosyal olarak geliştiler ve çoğu da Hindistan, Çin ve İngiltere’ye göç ederek, uluslararası ticarete soyundular. Çünkü Süveyş Kanalı ve Büyük Britanya İmparatorluğu’ndaki demiryolu ağı, uluslararası yolculuğu kolaylaştırıyordu. Örneğin Eli Kadoori (1865-1896) Şanghay’da, Sir Albert David Sasoon da (1818-1896) Hindistan’da yerleştiler. Her ikisi de Bağdat’ta daha fazla Yahudi’nin eğitim görebilmesi için okullar açtılar ve gittikleri ülkelerde de insan sevgileri ile nam saldılar. Japonya’da Kobe’ye yerleşenler dahi oldu.

IRAK DEVLET OLUYOR

İngilizlerin 1916’da Mekkeli Şarif Hüseyin, Arap milliyetçisi oğlu Faisal (1885-1933) ve Abdel-Allah (1882-1951) arasında Osmanlılara karşı oluşturulan anlaşmalarla, Irak bir devlet olarak ortaya çıktı. İngilizler 1917’de Bağdat’a girdiklerinde, kentteki 202 bin kişilik nüfusun 80 binini Yahudiler meydana getiriyordu. 1921 yılında Irak, İngiliz Mandası’nın hâkimiyeti altına girdi. Iraklılar bu duruma isyan edince, İngilizler onlara İngilizlerin danışmada bulunacakları bir özerk hükümet kurma izni verdiler. Kral Faysal bin Hüseyin’in Şam’dan 1920 yılında Fransızlar tarafından kovulmasını müteakiben, Osmanlı Meclisi’nin eski bir üyesi olan Sasoon Hezkel, Kahire’de Sir Winston Churchill’in başkanlığındaki konferansa katıldı. Tavsiyesi üzerine de Faysal, Irak kralı seçildi. Hezkel ilk hükümette beş yıl maliye bakanlığı yaptı ve 1932’deki ölümüne dek Irak Parlamentosu’nun bir üyesi olarak görev yaptı. Hezkel, Irak ekonomisine büyük katkılarda bulundu, British Petroleum Company’nin Irak’a ödemelerini banknot yerine altınla yapmasını sağladı. İstanbul’da öğrenim gören Faisal ise Jön Türklerin ideolojisinden etkilenmişti ve dinsel eşitliğe itibar ediyordu: “Din Tanrı içindir, anavatan ise herkes içindir”. Böylece Kral, milliyetçiliği Pan-Arap ve Pan-İslâmcı duyguların üzerinde tutuyordu.

 IRAK YAHUDİLERİNİN ALTIN ÇAĞI

Böylece 1920 ile 1930 arasındaki yıllar, Irak Yahudileri için altın bir çağ oldu; bunda İngilizlerin modernleştirici etkisi ve Faysal’ın arkadaşça politikaları sebep olmuştu. Faysal, 1919’da Faisal Weizmann Antlaşması’nı imzalayarak, Yahudilerin Filistin’de bir anayurt kurma hususundaki esinlenmelerine sempati gösterdi. Bu dönemde Irak’ta 3,5 milyon insan yaşıyordu. Yahudiler, Bağdat’tan gayri Basra, Musul, Kerkük, Erbil, Süleymanşah, Al Amara, An Nasirya gibi kentlerde de yaşıyorlardı; kendilerini emniyette hissediyorlar ve ülkenin gelişmesi için uğraşıyorlardı.

Yahudiler, kendilerine sosyal kulüpler kurmuşlardı; orada müzik dinliyor, sohbet ediyor ve kart oyunları oynuyorlardı. Meir Elias 1910’da Meir Elias Yahudi Hastanesini, Sir Elie Kadoorie de Rimah Kadoori Oftalmoloji Hastanesini annesinin adına kurmuştu. Yahudiler, siyasette parlamentoda, devlet memuru olarak eğitim ve kültürde yer alıyorlar, ayrıca müzisyen, gazeteci ve tüccar olarak da öne çıkıyorlardı. Kadoorie’nin Kral ile arası o kadar iyiydi ki, Faysal İngiltere’ye gittiğinde Kadoorie’nin villâsında kalıyordu. Yahudi cemaati yüksek eğitim standartlarını haiz düzinelerce okul kurdu. Bunlarda yabancı lisanlarda okutuluyordu ve Hıristiyan ve Müslüman talebeler de bulunmaktaydı. Yurtdışında devlet bursu alan öğrencilerin yarısı, Yahudi’ydi.

Ancak Yahudilerin yabancı lisanlara vâkıf olması, uluslararası görünümleri, Iraklıların onları yörede istilâcı konumda bulunan İngiltere, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ile özdeştirmelerine neden oldu. Ayrıca Yahudilerin ülkedeki yüksek sosyal statüleri ve devlet makamlarında orantısız olarak temsil edilmelerinden de rahatsızlık duyulmaya başlandı: Irak Yahudileri için ufukta sıkıntılı günlerin adımları atılmaya başlanmıştı…

 

Kaynakça: “Iraq’s Last Jews”, Tamar Morad, Dennis Shasha ve

Robert Shasha, Palgrave Macmillan, 2008, S.1- 5.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın