Post gerçeğin düşmanı yapay zekâ mı olacak?

Malezya uçağını kim düşürdü?Ya,Suriye´de kimler kimyasal silah kullandı?Peki Trump´ın saçı doğal mı,peruk mu, başka bir şey mi?Herkesin farklı ve gerçeğin bükülmüş haliyle cevap verdiği bu tür soruları artık teknoloji çarpıtmadan yanıtlıyor.Sonuçlar bir hayli şaşırtıcı.

Dünya tarihinin ‘post gerçeklik’ hatta ‘fake news’- yalan- veya çarpıtılmış haberlerin yarattığı sanal gerçeklik döneminden geçtiğini yazıp çiziyoruz uzun zamandan beri.

Hakikatin, gerçekten öte özellikle hükümetlerin, siyasi kurumların ve her türlü medyanın yönlendirmesi ile olması istenilen sözde gerçeğe dönüştürüldüğü ve buna uygun bir toplumsal algı yaratıldığı bir dönemden geçiyoruz. Siyasi liderlerin de bu zamanın ruhundan faydalanarak mutlak gerçekten bağımsız, kendi yarattıkları gerçekler üzerinden siyaset yapma gayretine girerek iktidarlarını ve güçlerini sürdürme peşinde olduklarını açıkça görüyoruz.

Bu yaratılmış sahte gerçeklik ne kadar sürebilir? Dünya toplumları ve bireyler algı operasyonuyla oluşan bu devasa manipülasyondan nasıl kurtulacaklar dersiniz?

Ünlü İsrail start-up yatırımcısı Saar Wilf eski bir şirket olan, Rootclaim’e ciddi oranda bir yatırım yaparak yarattığı ‘nihai hakikat makinesi’ adlı start-up ile dünyada gerçekleşen olaylarda gerçeğin ne olduğu konusunda kimsenin mutabık olmadığı, sadece yönlendirmeler ile yaratılan sözde gerçeğe karşı savaş açmış durumda. Wilf’in ‘makinesi’, bu sahte, sanal ve hatta yalanlar üzerine kurulmuş yeni dünya düzenini tehdit edebilecek bir proje geliştirmiş durumda.

Wilf’e göre insan beyni belirsiz ve karmaşık olayları tüm yönleriyle aynı anda analiz edemeyecek kadar yetersiz bir organ. Yarattığı ‘makine’ ise, bir olayın tüm detaylarını matematiksel algoritma ve modellemeler üzerinden ve olasılık hesaplarıyla analiz ederek doğruya ve gerçeğe ulaşmaya çalışan mükemmel bir yapay zekâ aslında. İnsan beyni bütün bilgiyi analiz etmeye kapasitesi yetmediği için algıladığı, inandığı ve kamuoyuna inandırmak istediği, kendi çıkarlarına da uygun bir ‘post gerçeklik’ yaratıyor. Wilf’in ‘makinesi’ ise tamamen salt ve mutlak gerçeğe odaklanıyor, algoritmalar ve modellemeler sayesinde. Makinenin beyni yetersiz değil, ayrıca gerçeği çıkarları doğrultusunda bükme gayreti de yok.

Örneğin geçtiğimiz yıllarda yüzlerce yolcunun öldüğü faciada, Malezya Hava Yolları’na ait yolcu uçağını kim düşürdü? Veya yine geçtiğimiz yıllarda, Suriye’de kullanılan ve yüzlerce sivilin ölmesine neden olan kimyasal silahı kim kullandı?

Wilf; dünyayı, devletleri, toplumları ilgilendiren bu tür karmaşık ama gerçeklerinin tam olarak hâlâ bilinmediği olaylara ait mutlak hakikati bulduğunu iddia etmese de, bulgularının, insan beyninin bulduğu sonuçlardan ‘daha az hatalı’ olduğuna, hatta gerçeği yüzde 90 yakalayabileceklerine inanmış durumda.

Bu iki örnekte de gerçek hâlâ tam bilinmemekte, zira taraflar olayları kendi perspektifleri ve çıkarları doğrultusunda algılatmak gayreti içindeler. Oysaki ‘nihai gerçek makinesi’ çıkarlar ve algılar üzerinden çalışmadığı için gerçeği bükmek pek mümkün olamıyor.

Start-up programı, nihayetinde Malezya uçağını, karşılıklı suçlamaların aksine ne Rus ne de Ukrayna ordusunun düşürdüğü, Ukrayna’daki Rus yanlısı güçlerin vurduğu sonucuna varmış. Gerçek, hem Rusya hem de Ukrayna tarafından çarpıtıldığı için hakikat bugüne kadar ortaya çıkamamıştı…

Aynı şekilde, Suriye’deki kimyasal silahı, ‘makine’nin bulgularına göre Esad rejimi değil ama muhalif gruplardan biri kullanmış. Bu olayda da gerçeği hem Ruslar hem de ABD’liler çarpıtmaya çalışıp bölgedeki çıkarları doğrultusunda suçu birbirlerine atmaya çalışmışlardı.

Saar Wilf, projelerinin daha da ileriye giderek bireysel, özellikle kriminal davalarda ‘makine’lerinin, en karmaşık mağduriyet ve cinayet olaylarındaki gerçek suçlularının kim olduğuna karar verecek kadar donanımlı olduğunu da iddia ediyor. Bu matematiksel ve olasılık modellerinin nihai kararının, hâkimin yerine geçmeyeceğini ama, ona kararına dayanak olabilecek ‘gerçeği’ hediye edebileceğini söylüyor. Böylelikle hâkimlerin ve kimi ülkelerde kararda söz sahibi olan jüri üyelerinin pek emin olmadan sezgisel olarak karar verdikleri bazı önemli davaların mutlak gerçeğe göre sonuçlanabilmesinin artık mümkün olabileceğini de iddia ediyor.

Anlayacağınız geleceğimizi şekillendireceği ve nereye dönüştüreceği pek belli olmayan yapay zeka’nın bir ürünü olan Wilf’in makinesi, post gerçeğin beline vurabilecek yegane enstrüman olarak karşımızda durabilir. Projenin başarıya ulaşmasının insanlığın yararına olabileceği kuvvetle muhtemel.

Makine’nin çalıştırdığı son sorunsal ise Donald Trump’ın saçlarının doğal mı yoksa peruk mu olduğu üzerine olmuş.

Sonuç şaşırtıcı çıkmış. ‘Nihai hakikat makinesi’, Trump’un saç nakli yaptığı sonucuna ulaşmış.

Trump’tan gelecek cevaba göre makinenin sağlıklı olup olmadığı anlaşılabilecek.

Tabii ki Trump ‘hakikati’ dile getirirse. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın