Roket adam

Trump’ın  ‘roket adam’ diye aşağılamaya çalıştığı ama kulağa iltifat gibi gelince sonradan başına ‘küçük’ ekleyerek seslendiği Kuzey Kore Diktatörü Kim Jong-un’dan bahsetmeyeceğim. Aksine ‘büyük roket adam’dan bahsedeceğim; Elon Musk’dan. Dünyanın başına - bu iki başkanın çıkaracağı nükleer savaş gibi - bir şey gelmeden türümüzü garantiye almanın tek yolunun başka gezegenlere yayılmak olduğunu düşünen, bu yüzden Mars’a 2024’te insan göndermeye göz dikmiş deha bize ne vadetti haberiniz var mı?

Musk’ın Space X şirketi dikey iniş yapabilen roketleri tekrar kullanması sayesinde maliyetleri önemli ölçüde kısarak çığır açtı. Elon Musk’ı Instagram’da takibe alın derim. Geçenlerde şu paylaşımı ağzımı açık bıraktı: “Hafta sonu dikine iki roket indirmeyi planlıyorum.” Ben de “Bu hafta sonu iki bienal sergisi gezmeyi planlıyorum” paylaşımımı sildim. Space X, roketlerden birini 8 Ekim’de California’dan, diğerini 11 Ekim’de Florida’dan başarıyla fırlatıp geriye sapasağlam indirdi. 18. keredir de bu başarısı devam etmiş oldu. Ben mi? Bienale bu hafta da gidemedim.

Musk fırlatışlarından iki hafta önce Avustralya’da Uluslararası Uzay Konferansı’nda BFR roketini tanıttı. BFR (Big F..ing Rocket/Büyük -otosansür- Roket) her şeyiyle (yakıt, 58 metrelik roket, 48 metrelik uzay gemisi, kargo, 100  insan) toplam 4.400 ton ağırlığında ve 5.400 ton itme kuvvetiyle kalkış yapacak. Roket her zamanki gibi gemiden ayrılınca Dünya’ya dik inişini gerçekleştirecek. Uzay gemisi yörüngede bekleyecek. Yerden 150 ton yakıt taşıyan bir tank roketle BFR’ye birleşecek  ve yakıtı aktaracak. Böylece BFR fullenmiş deposuyla Mars yolculuğuna başlayacak.

Elon Musk büyük sürprizini konuşmasının sonuna sakladı. Madem bu BFR ile Mars’a gidilebilecekti, neden Dünya’nın herhangi bir noktasına gidilmesindi? Hem de nereye olursa olsun bir saatten kısa sürede. Bilet fiyatı ise sosyal medyada ‘böbreğini satma’ esprisi yapılmadan yetişti, bizzat Musk’ın Instagram hesabından: Ekonomi sınıfı uçak bileti kadar.

Peki, siz Dünya’nın uzay sınırı dediğimiz 100 kilometrenin üzerine çıkıp, 28 bin kilometre hıza ulaşacak bu rokete biner miydiniz? Neler tecrübe edeceğinize bakalım. Haydi, 4,3,2,1… Lift off!

Bir uzay gemisini uzaya fırlatmak basitçe geminin güç verilerek yörüngeye dek hızlandırılması sonra da ona bu gücü veren roketin son etabının da yere bırakılmasının ardından serbest düşüşe geçmesidir. O kadar yüksekte ve hızda giden bir gemi dünyaya öyle bir gider ki dünyanın yuvarlaklığından dolayı bir türlü düşmez; çizdiği yay ile dünyanın kıvrımını takip eder durur. Tepemizdeki dört bin uydu gibi. Gerçi bizim roket 160 kilometreden başlayan alçak yörüngeye kadar çıkmayacak, 100 kilometrede kalacak.

Newton’un 2. Hareket Kanunu der ki: net kuvvet=kütle* ivme.

İtme kuvveti gazlarını aşağı doğru iterek roketi yukarı iter. Ağırlık, ise yerçekimi yüzünden roketi dünyanın merkezine doğru çeker. İkisini birbirinden çıkarıp net kuvveti bulabiliriz. Ağırlık zaten bir nesneye etki eden yerçekimi kuvvetidir ve aslında kilo ile değil kuvvet olduğu için Newton birimiyle ifade edilir. Kilo ile ölçtüğümüz şey kütlemizdir. Yerçekiminin ivmesi 9,8 m/s2. Bu şu demek: Dünya’ya düşen şeyler her saniye 9,8 metre/saniye hızla ivmeleniyor. Birinci saniye saniyede 9,8 metre hızla iniyorum, ikinci saniye saniyede 19,6 metre hızla iniyorum vs. Benim kütlem 50 kilo (takdir edersiniz ki aşağı yuvarladım); ivmem tabi ki herkes ve her şey gibi 9,8 m/s2. Bu durumda ağırlığım (50x9,8) 490 Newton. Mesela deniz kenarında otururken Dünya’nın 1g’lik kuvveti (g force) bana 490 Newton’luk kuvvet uyguluyor. Şimdi rokete biniyorum. Bana etki eden net kuvvet içinde bulunduğum roketin ağırlığı, roketlerin itiş gücü ve motorların kaç saniye ile yandığı ile alakalı.

G kuvveti bir nesneye etki eden kuvvetin, Dünya’da normal duran bir nesneye etki eden yerçekiminin kuvvetine (bildiniz ağırlık) kıyaslanmasıdır. G kuvvetini bulmak için bana etki eden kuvveti ağırlığıma bölerim. G kuvveti 2 olsa; kendiniz gibi birini üzerinizde taşıyorsunuz demektir; çünkü normalde Dünya’da 1g hissedersiniz.

Uzaya dört kez çıkmış astronot Leroy Chiao, BFR’de neler hissedeceğimizi anlattı. Kalkışta g kuvvetini fazla hissetmeyeceğiz, roket ayrıldıktan sonra uzay gemimizin motorları çalışacak, burada g kuvvetini rahatsız etmeyecek şekilde hissetmeye başlayacağız sonra 3g’ye kadar çıkacak. Motorlar durunca hissedeceğimiz ağırlıksızlık ile vücudumuzdaki tüm sıvılar yüzmeye başlayacak; midemiz bulanıp, başımız dönecek. Aşağı inerken ise hissedeceğimiz g kuvveti 5g olacak. 70 kiloysanız 350 kilo gibi hissedeceksiniz.

Çok şanslıyım ki bu hisleri şubat ayında Kennedy Space Center’da (Musk’ın da roketlerini fırlattığı yer) Mars’a yolculuk simülasyonunda tecrübe ettim, kızıma da ettirdim. İlk 30 saniye omuzlarımızda hissettiğimi ağırlık, kızımdan gelen çığlıklarla, değil 3 katım 10 katı hissetmeme neden oldu. Sonra da ağırlıksız olmanın keyfini yaşadık. Ha Mars’a inerken yine üzerime binen beş Selin’in kalkmaya niyeti yoktu. Bir saatte dünyanın bir ucuna gitmek için tüm bunlara değer mi? Değer! Elon Musk BFR’yi beş yıl içinde bitireceklerini söyledi. Sonunda galiba uzaya çıkacağım. Ben değilse de kızım… Uff ben çıkacağım, ben!

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın