Apimondia

Başlığı görür görmez gülümsemeye başladığınızı görür gibiyim. “Tamam, Şimdi Latince paralayacak veya hayali bir ülkeden bahsedecek” diyorsunuzdur. Ama yanılıyorsunuz.

İsim Latinceden uyarlama, fakat ülke hiç de hayali değil.  Hürriyet gazetesinin 4 Ekim tarihli nüshasında Yalçın Bayer’in köşesindeki yazıyı okuyunca bambaşka,  gerçek ve ilginç bir dünyaya girdim.

Apimondia, Dünya Arı Üreticileri Federasyonunun diğer adı. 1895 yılında (yani 122 yıl evvel) Roma’da kurulmuş. Bal üretiminin en az 8000 yıllık bir tarihi olduğunu düşünürsek teşkilatın biraz geç kurulduğunu bile düşünebiliriz!

Medyada pek fazla duyulmadı veya ben rastlamadım ama Dünya Arıcılık Kongresinin kırk beşincisi İstanbul Kongre Merkezinde 29 Eylül - 4 Ekim tarihleri arasında yapıldı. (Tesadüfe bakın, tam Roş Aşana’ya rastladı!)

Kaç kişi katıldı dersiniz? Dokuz bine yakın yerli üretici kaydını yaptırmış ve tam 120 ülkeden 2000 dünya arıcı veya balcısı etkinliklere katılmış.

Kongreye 265 konuşmacı, 52 oturumda çeşitli yönlerde bildiriler sunmuş. Yani katılımcıların hepsi “arı gibi” çalışmış.

Bir de yabancı ülkelerden gelen 450 bal numunesi yarışmış ve ödüller verilmiş. Numuneler de (Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim) Balparmak tesislerinin AR-GE merkezindeki laboratuvarda test edilmiş.

Bu arada da ülkemizin bal üretiminde dünya ikincisi olduğunu da öğrenmiş olduk.

Anlayacağınız üzere, arıların neslinin tükenmesine müsaade etmeye niyetli olmayan kişilerin sayısı çok ciddi boyutlara varıyor.

 Sanki Einstein’a atfedilen, ünlü, “Arılar dünya yüzünde tükenirse insanlık dört yıl sonra yok olur” sözünü kimse aklından çıkarmıyor. (Einstein’ın gerçekten bu sözleri söylediği henüz kanıtlanamamıştır. Bazı kaynaklara göre 100 milyon yıldır yeryüzünde yaşamakta olduğu belirlenen arıların, kolay kolay yok olabileceklerini pek düşünemiyorum)

Peki, medyada, “Arı popülasyonu yok oluyor; iklim değişiklikleri, kullanılan böcek ilaçları, aşırı inşaatlar, arılara zarar veriyor” gibi haberler sık sık yayınlanırken, üretimler nasıl artıyor?

Her şeyden evvel böcek ilaçları tekrar gözden geçirildi. Arılara zarar verdiği tespit edilen bazı kimyasalların kullanımı yasaklandı. Paralel olarak da, arıların yaşamını ve çoğalmasını engellemeyen yeni pestisitler bulundu ve piyasaya sürüldü.

Aşırı şehirleşmeye gelelim. Lütfen şaşırmayın ama şehirleşme arıcılığa mani değildir. Tam tersine, büyük metropollerde (Londra, Paris, Washington DC, New York, Toronto vs.) evlerin damlarında, teraslarında arı yetiştiriciliği ve bal üretimi gittikçe yayılmakta. Hatta son yapılan çok ciddi istatistiklere göre, şehirlerde yaşayan arılar hem daha verimli, hem daha uzun ömürlü olmaktan öte verdikleri bal, kırsal kesimde yetişenden daha lezzetli imiş. (Şehirlerdeki parklar, bahçeler ve balkon çiçekçiliği arılara normalden çok daha fazla çeşit sunuyormuş.)

Tek yapılan ikaz: “Bu işe giriştiğinizde komşularınıza haber verin lütfen.”

Arı nüfusunun artması sadece erkek arıların seks gücüne bırakılmıyor. Çünkü tabiatta erkek arıların kraliçe arıyla buluşması ve çiftleşmesi kovanlardan uzakta gerçekleşiyormuş; bu olayı kontrol altında tutmak çok zormuş: özellikle kraliçe arının, basit deyimiyle, kiminle yatıp kalktığı, belli olmadığından yumurtlamak için geri döndüğünde istenen netice alınamıyormuş1.

Dolayısıyla suni tohumlama metotları ve aletleri geliştirilmiş. Mikrometrik şırıngalarla, özellikle seçilmiş erkek arılardan alınan spermler, ana kraliçelere zerk ediliyor. Bu sayede hem daha büyük sayıda hem sağlıklı ve de verimli dişi arılar elde ediliyormuş. 

Arıcılık ve bal üretme metotları konusunda yapılan araştırma geliştirme, arıcılık üzerinde verilen eğitimlerin yayılması ve tüm edinilen bilgilerin dünya çapında paylaşılmasıyla, (yukarıda adı geçen birlik, kullanılan vasıtalardan biri) sağlıklı neticeler alınmakta.

Anlaşılacağı üzere arıların sağlığını ve çoğalmalarını korumak ve kollamak hususunda tüm tedbirler alınmış bulunuyor. Ancak, ne olur ne olmaz ille bal alıp stoklayayım derseniz, problem değil; balı rahatlıkla asgari 3000 (yazı ile üç bin) yıl normal ısıda saklayabilirsiniz2.

Özetlemek gerekirse, evet, tabiat güzeldir güçlüdür ve dengededir. Ancak zaman zaman tabiatı desteklemek gerekir. Tabiatın gelişmelerini öngörmek ve gerekirse önlemek medeniyetin ilerlemesi için şarttır.

Nihayet bir tavsiyede bulunmak gerekirse, ileriye dönük felaket senaryolarını pek dikkate almayın. Hele birileri “Eğer böyle giderse…” diye söze başlar veya yazarsa, bilin ki öyle gitmemesi için “arı gibi” çalışan milyonlarca beyin daima mevcut olmuştur ve olacaktır.

 

 

1 Erkek arılar, ilişkiye girdikten sonra, malum organları ana kraliçenin vücudu içinde kalır ve hemen ölür. Bu organ aynı zamanda tıkaç vazifesi görür. Kovana döndüğünde, işçi arılar o tıkacı, kraliçenin vücudundan dışarı çekerler. Hanımefendi, yumurtaları bıraktıktan sonra tekrar yeni bir ‘zavallı’ aşık aramak için kovandan havalanır. 

2 Mısır’da piramit ve mezarlarda kavanozlar içinde bulunan ballar, hâlâ tüketilebilecek durumdaymış.  

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın