Su savaşları…

 

Çok ilginç bir Eylül ayı yaşıyoruz… Bir taraftan ABD, Hindistan ve Çin’de kasırga fırtınalarla, her tarafı sular seller götürürken, ülkemiz ve yakın yöremizde ortalamaların çok üstünde seyreden sıcak bir yaz sonu geçiriyoruz.

Her doğal olaydan sonra artık alıştığımız yazı, beyan ve söyleşiler medyada yayılmaya başlandı. Yine her zaman olduğu gibi iklim değişikliği, küresel ısınma gündemin birinci sırasına oturdu.

İlaveten, dünya çapında bir kuraklıktan bahsedilmeye başlandı. Hatta bazı yabancı dergi ve gazetelerde, dünya nüfusunun pek yakında 10 milyara çıkacağı tahmin edilerek gezegenimizde bu kadar insana yetecek su kaynağı bulunmadığı yazıldı.

Peki,  sonuçta ne olacakmış? Su kaynaklarını ele geçirmek için milletler birbirileriyle kıyasıya savaşacaklarmış.

Hepimiz, sudan sebeplerle milletlerin nasıl korkunç savaşlara giriştiğine şahit olduk veya okuduk. Ancak kulunuz, su yüzünden savaş veya kuraklıktan-amiyane tabirle- birbirimizi yiyeceğimize pek ihtimal vermiyor.

Su sıkıntısı nasıl engelleniyor? 

Önce şu hususu hatırlayalım. Dünyamızı aslında bir su küresi olarak niteleyebiliriz; gezegenimizin dörtte üçü sularla kaplıdır. Daha teknik bir hesaplamaya göre de su kaynaklarımızın yüzde 96,5’i okyanus ve denizlerimizdedir.

Geriye ne kalıyor dersiniz? Kuzey ve Güney kutbunda buz kütlesi yüzde 1,75’i ve yüzde 1,7 yeryüzündeki, göl, nehir vs. gibi alanlarda bulunuyor.

Son yıllarda geliştirilen teknolojilerle, deniz suyu arıtma maliyeti ciddi bir şekilde düşürülmüştür. O kadar ki bugün belediyelerce diğer kaynaklardan sağlanan suyun maliyeti dahi, arıtılmış deniz suyundan daha pahalıya çıkmakta.

Arzı arttırmak bir kenara, İsrail’de geliştirilen bir araçla arıtma tesisi basit bir kamyonete bindirilecek hale geliyor ve en ücra yerlerde tuzlu sular temizleniyor. Bununla da yetinilmedi. Havadan su üreten makine ve sistemler geliştirildi ve yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Şimdiye kadar su kaynaklarımızdan ve miktarların arttırıldığından bahsettik.

Peki, tüketimi kontrol altında tutmak yönünden elimiz kolumuz bağlı mı? Tabii ki hayır!

Önce şu hususu belirtelim: Tükettiğimiz suyun yüzde 70’i tarım sektörüne yani genellikle  sulamaya hasredilmekte. Dolayısıyla tasarrufa oradan başlanıldı.

Yine İsrail’de geliştirilen damla sulama teknolojisi bugün 150 ülkede kullanılıyor.  Buna paralel olarak atık suların yeniden işlenerek tarıma verilmesiyle hem tasarruf arttırılıyor hem de maliyet düşürülüyor.

Tarım teknolojilerinde geliştirilen baş döndürücü yenilikler de öncelikle su tüketimini azaltmaya yönelik. Kuraklığa dayanıklı tohumlar, daha az gübreye daha az tarım ilacına ihtiyaç duyan bitkiler yoğun bir şekilde tüm dünya çiftçilerine sunuluyor.

Her şeyden daha önemlisi, artık çeşitli özel ve resmi kurumlar, sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla çiftçinin yeni tekniklere süratle uyum göstermesi yönünde çok çeşitli programlar tatbikata koydu.

Yukarda sunduğum tüm buluşlar, yenilikler, yaratılmış ve yaratılacak tüm bilgilerin hepsi, 12 ila 14 Eylül arasında Tel Aviv’de organize edilen WATEC (Su Teknolojileri ve Çevre Kontrolü) kongresinde sergilendi ve tartışıldı.

Tüm kongreyi özetlemek için sözü Zuckerberg Su Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Eilon Adar’a bırakayım: “Biz İsrail’deki su sorunlarımızın üstesinden gelmeyi başardıysak dünyanın neredeyse hemen her yerinde aynısı başarılabilir.”

Konuyu toparlamak gerekirse, ne kuraklıktan korkalım, ne su sıkıntısından endişelenelim, ne de küresel ısınma söylemlerini duyup da panikleyelim.

Amma velâkin, bir tek kuraklığa çok dikkat etmemiz lazım. Tanrı’nın bize bahşettiği en değerli hediyesi, beynimizin, gri hücrelerinde dolaşan suyu kurutmayalım. Eğer beynimizi hurafeler, müspet ilim dışı bilgiler ve önyargılarla doldurursak işte o zaman küresel bir felaketle karşılaşabiliriz.

Su savaşları ne olacak? Tabii ki devam edecek… Lütfen başlıktaki resme bakınız; çocuklarımız ve torunlarımız plajlarda veya yüzme havuzlarında süper modern silahlarla birbirlerine saldıracaklar ve büyük annelerini ve büyük babalarını da ıslatmaya devam edecekler… Aman dikkat edin…

***

Sevgili okurlarım, senelerdir beni sabırla izlemektesiniz. Tahmin edeceğiniz gibi her yazan kişinin, ona, hayat görüşüyle ilham veren veya ifade edilmezse bile arkasında hissettiği kişiler vardır. Biz bu hafta böyle bir kişi yitirdik. Müsaade ederseniz ona hitaben birkaç söz söyleyeyim:

Sevgili Klara Perahya,

Önce eşiniz, derin kültürü ve insan sevgisini benliğinde kaynaştıran bilge kişi, Eli Perahya, sonra da siz, tüm cemaatin koruyucu meleği, fikri hür kadın, silinmez ve çok derin izler bırakarak ebediyete intikal ettiniz.

Gençlik derneklerine intisap ettiğimiz yıllardan, bugüne kadar, eşimin ve benim hem örnek hem de ilham kaynağı oldunuz. Sizleri daima minnetle anacağız.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın