Başarıda hiçbir engelin yıldıramadığı bir batik sanatı ustası: Rozi Almozlinos

Moda, tekstil tasarımı, kumaş boyama ve batik üzerine yıllarını vermiş bir isim Rozi Almozlinos… Almozlinos ile İstanbul’da başlayıp, İsrail’in farklı köşelerinde devam eden sanatını ve bu sanatın profesyonel iş hayatında nasıl sonuçlar doğurduğunu konuştuk.

Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

1952 yılında İstanbul’da doğdum. Ortaokulu Şişli Terakki'de, liseyi Özel Beyoğlu Musevi Lisesinde okudum. Liseyi bitirdikten sonra evlendim; bir kızım ve bir oğlum oldu. Evliliğim 14 yılın ardından sona erdi. 1987-1989 yılları arasında modelistlik, tasarım ve tekstil üzerinde eğitim gördüm. Ayrıca, Mimar Sinan Üniversitesinde Gökhan Anlagan Hoca’dan resim dersleri aldım.

 

Batik sanatını seçmeniz nasıl oldu? Bu sanat hakkında bizi biraz aydınlatır mısınız?

Batik ve kumaşları boyama sanatına ilgim, 1970 yılında İsrail ziyaretim sırasında başladı. Pamuklu kumaş elbiseler üzerine yapılmış boyamalara ve tablolara hayran kalmıştım. İlk denememi bir t-shirt'ü boyayarak yaptım. İstanbul’da henüz bilinen bir teknik olmadığından, bu t-shirt’ü her giydiğimde herkes dönüp bakardı. 

Batik, Endonezya, Java ve Uzakdoğu'ya ait bir sanattır. Pamuklu veya ipekli kumaş, bir kasnağa gerildikten sonra, belli bir sıcaklıkta mum eritilerek, ‘tjanting’ denilen bir tür metal külaha dökülür ve bu aletle kumaş üzerine resim yapılır. Örneğin, dolunay olan bir geceyi anlatan bir tablo yapmak istiyorsak, önce beyaz renkteki dolunayı mumla örteriz. Daha sonra, kumaşı kasnaktan çıkarır, elimizle mumlu kısmı kırar ve tekrar kasnağa gereriz. İlk önce, geceyi koyu griye boyarız. Gri rengini, kırdığımız beyaz mumun üstünden de geçiririz. Boya kuruduğunda, bu kez bütün alanı mumlarız. Mumla kırma işini tekrarlayıp yeniden kasnağa geçirdikten sonra, tamamını siyaha boyarız. Kuruduktan sonra, kasnaktan çıkardığımız kumaşı, gazete kağıdı üstüne sererek ütüleriz. Ütüleme  işlemi, mum yok olana kadar sürer.

Diğer teknik Guta adı verilen, kauçuktan yapılmış yarı sıvı yarı yoğun bir kalemdir. Önce, bu Guta ile desenin konturu çizilir, sonra içi istenilen renkte boyanır. Ben, her iki tekniği de kasnakta kullanırım.

 

Batik sanatı üzerine eğitim aldınız mı?

Mum üzerine batik eğitimimi, 1979'da oğluma hamile iken, LCC'de rahmetli Gül Derman'dan aldım. Guta ile kumaş boyama tekniğini ise bir tesadüf eseri öğrendim. 1986 yılında, boşandıktan kısa bir süre sonra ablam “Gazetede okudum, batik bilen elemanlar aranıyormuş” dedi. Örneklerimi alıp görüşmeye gittim. Ancak Guta tekniği ile ipek üzerinde eşarp boyama tekniğini kullanıyorlardı. Bu tekniği bilmiyordum. Küçük bir sınav yaptılar. Yaptığım örneği beğendiler ama acil olarak iş bilen bir elemana ihtiyaçları vardı. On gün sonra beni yeniden aradılar ve Guta tekniğini atölyede öğretmeyi teklif ettiler. Sevincimi tahmin edemezsiniz. Guta tekniğini öğrenip, aynı eşarp firmasında bir süre çalıştıktan sonra, rahmetli babamın bana yaptığı kasnaklarla, işime evde devam ettim.

 

 

Hobi olarak başladığınız bu sanat dalını profesyonelliğe nasıl dönüştürdünüz?

1972-1986 yılları arasında, henüz ev hanımı iken, hobi olarak kıyafetlerimin tasarımını ve takılarımı kendim yapardım. Örgü örmeyi de çok severdim. O yıllarda Birinci Karma'nın yıllık kermeslerine hazırladığım tasarılarla katkıda bulunurdum. Kermeste herkesin ayrı bir masası vardı. En çabuk satılanlar benim hazırladıklarım olurdu. Beki Halegua adında değerli bir bayan, bu yeteneğimi ticarete dökmemi önerdi. “Ben bir değermişim, mutlaka kendimi ispatlamalıyım” diye düşündüm ve kafamda sessiz planlar yapmaya başladım. Sessiz diyorum çünkü o dönemde hâlâ evliydim ve ev hanımıydım.

   

Yıldırım Spor Kulübü ve 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi için çalışmalarınız olmuş…

Tekstil ve tasarım okuluna devam ederken, aynı zamanda profesyonel olarak, o dönemin önemli eşarp firmalarına ipek üzerine çizimler yapıp boyuyordum. Tasarım ile ilgili ilk çizimim, YSK'nın 25. yıl kutlamalarında oldu. Folklor kıyafetleri tasarlamıştım. Çok övgüler aldım. YSK’da yapılan karma sergiye tablolar ve ipekten pek çok tasarımımla katıldım. Sonrasında birçok sergiye davet edilmeye başladım. Hatta HorHor'da Türkiye'nin her yanından sanatçıların katıldığı bir sergiye bile davet edildim.

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesinin sergisine davet edildiğimde, uzun bir süre uygun konu üzerinde düşündüm. Bir gece rüyamda beyaz bir güvercin gördüm. Ertesi sabah gözümü açar açmaz, küçük bir eskiz çizdim. Jüri üyelerine üç yapıt sunmuştum, üçü de olumlu cevap aldı. Minnet ve Duygu’yu temsil eden yapıtım ise, tanıtım kitabına kapak oldu (1992).

 

Bir dönem Burgaz Tatil Evinin müdireliğini yaptınız. Biraz bundan bahseder misiniz?

1992 yılının ağustos ayında, o dönemin Koloni Hanımlarının Başkanı Zizi Katalan’dan bir telefon aldım. Burgaz Tatil Evinde geçici olarak müdirelik yapmamı teklif ediyordu. Başta bu kadar büyük sorumluluk alamayacağımı ve yetiştirilecek birçok siparişim olduğunu söyleyerek kabul etmedim. Zizi inatla “Sen de kasnakların ve ipeklerinle geliyorsun” dedi. Ve öyle de oldu. İlk yıl son devrenin on beş gününü orada geçirdim. Sonrasında 1993 - 1994 yıllarında da Burgaz Tatil Evinin müdireliğini yapmamı istediler.

Hayatımın en kısa ama en verimli okulunu, o ilk on beş günde geçirdim; belki de doçent oldum. Sonraki iki yılda ise profesör oldum J

Bugün eğer, “Hayatının hangi dönemini tekrar yaşamak istersin?” diye sorarlarsa, cevabım “Burgaz Tatil Evinde geçirdiğim yıllar” olur. Dopdolu, verimli, başarılı, harikulade yıllardı...

 

İsrail’e göç ettiğiniz yıllarda kendi sanat dalınızda iş bulmakta zorlandınız mı? İlk yıllar nasıl geçti?

1994 yılının eylül ayında, çocuklarımla İsrail'e göç ettim. Dostlar sağ olsun, çok yardımcı oldu. Moda ve tekstil okulu olan Shenkar'a özgeçmişimi yolladılar ve kısa sürede iş buldum. Tekstil tasarımcısı olarak dört ay çalıştıktan sonra, maalesef çalıştığım şirket iflas etti. Yılmadım, altı ayda günlük lisanı, altı ayda da mesleki lisanı öğrendim. Bu arada sanatçı olduğumu ispatlamam gereken bir sınavdan geçtim. Plastik sanatlar dalında mükemmellik derecesi aldım; para ödülü de kazandım.

I995 yılında, Kudüs 3000. yılını kutluyordu. Benim için bir fırsattı bu. Yaptığım Kudüs konulu resimler, örtüler ve Şabat/Halla örtüleri büyük ilgi gördü.

 

İsrail’de bazı yarışmalara ve sanat festivallerine katıldığınızı söylediniz. Hangileriydi bunlar?

1998 yılında İsrail'in 50. yıl kutlamaları kapsamında Kanal 2’nin düzenlediği bir t-shirt yarışmasını İsrail doğumlu olmamama rağmen kazandım.

2008 yılında, H&O adlı bir İsrail firmasının t-shirt yarışmasında bir ödül aldım. 2016  yılında, Kfar Saba'da yaşadığım dönemde, yılda bir kez şehrimizin sanatçılarının katıldığı sanat festivaline, Barbados'tan topladığım deniz camları, pamuk ve ipekten hazırladığım, çok değişik takılarla katıldım. Takılarım büyük ilgi gördü. Bu yıl aynı festivale tekrar katıldım. Kfar Saba'da bir galeri, neredeyse tüm takılarımı alıp galerisinde sergilemeye başladı.

 

Kendi firmanızı ne zaman kurdunuz?

İsrail’de on yıl yaşadıktan sonra, artık ayaklarımın üzerinde durabileceğimi ve serbest çalışabileceğimi düşündüm. ‘Rozi’ adını verdiğim bir firma açtım. İsrail'in moda tasarımcılarının hazırladıkları kıyafetlerin satıldığı butiklerde, artık benim tasarladığım, boyadığım özel kıyafetlerim de satılıyordu. Çoğunlukla spor ve şık t-shirt’ler yapıyordum. Her müşteri en az iki-üç modelimi alıyordu. Sekiz yıl tasarımlarımı satarak dolu dolu geçti.

 

İnternet yolu ile alışverişlerin başladığı dönem biraz zorlandığınızı söylüyorsunuz. Ama siz yine de çıkar bir yol bulmuşsunuz…

İnternet üzerinden alışverişler başlayınca, İsrailli tasarımcıların butikleri yavaş yavaş kapanmaya başladı. O dönemde 12-14 dükkânla çalışıyordum. Zor bir süreç başladı. Avantajlı bir yanım, kendi tasarımlarımı yaparken, aynı zamanda başka moda tasarımcılarına kendi fikirlerimi satmamdı. Tasarımlara bazen resimler çiziyor, bazen de seramik düğmeler veya broşlar ilave ediyordum. Çok kârlı ve enteresan bir işti.

 

Kısa bir süre önce emekliye ayrıldınız. Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Tel Aviv Nachalat Binyamin'de, haftada iki gün, sanatçıların çeşitli eserlerinin satıldığı bir bölüm var. Her sanatçının bir satış masası oluyor. Geçtiğimiz haziran ayında, ben de projelerimi resimlerle birlikte jüriye sundum. Jüri üyeleri projelerimi beğendi ve benden takılarım ile ilgili sözlü ve görsel açıklamalarda bulunmamı istediler. Açıklamalardan sonra sonucu bildirecekler. Olumlu cevap gelirse, benim de bir satış masam olacak.

 

Batik sanatı dışında ilgilendiğiniz konular oldu mu?

İsrail'de bütün okullar öğlene kadardır. Çalışan anneler çocuklarını ‘öğleden sonra etüdüne’ kaydeder. Rus ailelerin çocuklarının gönderildiği bir etütte iş buldum.

Üç görevim vardı. Servis arabalarında 5-8 yaş arası çocuklara refakat etmek, onlarla ders yapmak, oynamak ve ayrıca el işleri öğretmeni olarak onlarla sanatsal çalışmalar yapmak. Haftada iki kez olmak üzere, bu çalışmaları yedi yıl boyunca devam ettirdim.

İki yıldır, ben de sanat ve el işleri kursuna gitmeye başladım. Öğretmenimiz, Mimar Sinan Üniversitesi ayarında bir okul olan Besalel’den mezun bir bayan. Yetenekli olduğumu görünce, yetişkinlere öğretmenlik yapmamda destek oldu.

 

Yeteneğini profesyonelliğe dönüştürmeyi düşünen kişilere neler söyleyebilirsiniz?

Her insanın bir konuda yeteneği vardır mutlaka. Neye yeteneğimiz olduğunu araştırmalı ve neyi sevdiğimizi bilmeliyiz. Yapamam veya zamanım yok gibi bir şey olamaz. Beklemeden başlayın. Mutlaka sizi destekleyenler çıkacaktır. Zaten istemek başarmanın yüzde ellisi değil midir?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın