Safranbolu’nun Purim şekeri

Bir ‘Anneler Günü’ daha geçip gitti çok şükür. Şükür diyorum zira bazen sıkıcı bir hal almaya başlıyor. Sabah çayımı içerken WhatsApp’larıma baktım. Etraftan tebrikler yağıyor. Emoji kalpler neredeyse ekrandan dışarı taşacak. Mesajlar neyse de yanıtlaması… Liste gün boyu uzadı. Anneler arası bir patlama yaşandı sanki.

Konuyla ilgili hediye seçenekleri arasında gazete ilanlarında en çok kızdığım, ‘Annenizi küçük ev aletleriyle sevindirin’ cümlesi oldu. Ne yaparsanız yapın, anneler hep mutfakla özdeşleştiriliyor.

Hediye almayı herkes sever. Ancak günü anlamlı kılan annenin aile bireyleriyle birlikte olmasıdır. Günümüz koşullarında bu da giderek zorlaşıyor. Kimi hafta sonu tatilinde, kimi iş seyahatinde… Ortada kimse yok!

***

Geçen hafta birkaç arkadaşla Safranbolu’ya gittik. Gerçi daha önce görmüştüm ama maksat dostlarla birlikte olmak. Neyse ki Safranbolu’nun eski kısmı olduğu gibi duruyor. Yörük Köyünde yaşam tıpkı bıraktığım gibi… Filiz Teyze tarihi Sipahioğlu Konağını kendine özgü anlatımıyla gezdiriyor. Köydeki eski usul çamaşırhane, basit gibi görünen, olağanüstü bir mimari örneği. Gelenekleri yaşatmak için her yıl aynı mekânda şenlikler düzenleniyor. Köyün daracık yollarının birinde kişiyi hayrete düşüren bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz. Mermer bir kaidenin üzerine oturtulmuş ünlü soprano Leyla Gencer’in büstü. Gencer’in anne tarafı, bir Bektaşi köyü olan Yörük’te yaşamış. İyi ki bu küçücük bölge olduğu gibi muhafaza edilmiş de şehrin yeni yapılanmasına benzememiş.

Gerçekten iki değil, üç kez de gitseniz Safranbolu’da farklı güzellikler yaşıyorsunuz.

Sabahları alınan mutat kahvaltıyı sindirmek amacıyla içilen üç çay ve iki kahvenin ardından, iki gün boyunca ‘tek gıda’ rejimiyle sınandık. Öğlen ve akşam öğünlerinde peynirli/ıspanaklı gözleme, ayran ve ev baklavası…

Ara atıştırmalıklar ise dükkânlarda ikram edilen lokum çeşitleri oldu. Birer ikişer derken sakızlı lokumda karar kıldım. Birden raflarda pirinç kapaklı büyükçe bir cam kavanozun içinde halka şeklinde kırmızı beyaz Purim şekerlerini fark ettim. Şaşkınlıkla tezgâhtara sordum. Daha çok bayramlarda satılan kırmızı şekerlermiş.

Onca tatlıyı yedikten sonra, bakır cezveyle közde pişen kahvenin ardından bir hayli su içildi. Dönüş yoluna geçildiğinde de ‘ihtiyaç molaları’ düşünülenden uzun sürdü.

***

Kısa da olsa ortamdan uzaklaşmak, temiz havayı solumak, farklı insanlarla birlikte olmak, kişiye huzur veriyor.

Mümkün olduğunca fırsatları değerlendirmek gerek. Büyüdüm mü ne?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın