Bin sene sonra neye benzeyeceğiz?

Geçenlerde denk geldiğim bir videoda, kısaca evrimin bizi getirdiği noktadan bahsediyor ve evrimin devam ettiğini anlatıyordu. Videoyu kısaca deşifre edip kendi yorumlarımı kattım, umarım beğenirsiniz.

Büyük ihtimalle daha uzun olacağız. Geçtiğimiz 130 yıl içinde insanoğlunun boyunda gözle görülür bir artış meydana geldi. 1880 yılında ortalama bir Amerikalı erkeğin boyu 170 cm iken bugün 177 cm ortalamaya ulaştı.

Ayrıca ilerleyen dönemde makinalarla entegrasyonumuz daha da artabilir ve protezler yardımı ile görmemize, işitmemize yardımcı ve farklı vücut fonksiyonlarını yerine getirecek cihazlarla entegre olabiliriz.

Şu anda piyasada ortamdaki sesleri kayıt eden, ak gürültü adı verilen belli frekansları yok eden sinyaller yayan ve telefon özelliği barındıran işitme cihazları bulunuyor.

Benzer bir örnek Oregon Üniversitesindeki bilim adamlarının geliştirdiği ve görme engellilere yardımcı olabilecek biyonik gözler. Bu gelişme, ilerleyen dönemde şu anda görülemez olarak tarif ettiğimiz X-ışınlarını, kızıl ötesi ışınları veya termal kameralar gibi görmemizi sağlayacak gözlük veya lenslerin geliştirilmesine yol açabilir.

Bu ve benzer protezler gün gelecek yalnızca engelliler için kullanılan cihazlar olmaktan çıkacak.

Sadece dış görünüşümüz ve organlarımız değişmeyecek. Bahsedilen gelişim vücudumuzun içinde de sürecek ve genlerimiz evrimini devam ettirerek uzun yaşamın sırlarını bulmamıza yardımcı olacak. Buna iyi bir örnek, Oxford Üniversitesi tarafından keşfedilen ve Afrika’da HIV virüsü ile doğmalarına rağmen sağlıklı bir hayat süren çocuklar. Anlaşıldığı kadarıyla, bu çocukların bağışıklık sistemi, birlikte doğdukları HIV virüsüne karşı bir savunma mekanizması devreye sokmuş ve virüsün AIDS hastalığına dönüşmesini engelliyor. CRISPR adı verilen gen düzenleme araçları sayesinde DNA’mızı ve genlerimizi modifiye ederek hastalıklara karşı bağışıklık kazanacak ve yaslanmanın etkilerini tersine döndürebileceğiz.

İnsanlığın gelişimini bir ileriki aşamaya taşıması muhtemel olan bir diğer gelişme de belli sayıda insanın Mars gezegenine taşınması olacak. Mars, Dünya’dan yüzde 66 daha az güneş ışığı alıyor, bu da Mars’ta yaşayacak insanların göz bebeklerinin daha büyük hale gelecek olmasına neden olabilir. Benzer şekilde, Mars’ta bulunan yer çekiminin Dünya’nın yüzde 38’i kadar olması, Mars’ta dünyaya gelecek olan insanların Dünya’daki herkesten daha uzun olması sonucunu doğurabilir.

Vücudumuzda hareket eden sıvıların, özellikle omurlarımız arasındaki sıvıların daha az yerçekimine maruz kalması sonucu uzun vadede omurgamız uzayacağından Mars’a gidecek olan insanların belirli bir süreçte belli bir miktar uzayabileceklerini düşünmek de gerçek dışı olmaz.

Bütün bu olasılıklar dahi, önümüzdeki bin yılda insanlığın yıllardır süren araştırmalarını sonuca ulaştıracak etkiyi yaratamayacak: Ölümsüzlüğe ulaşmak.

Ölümsüzlüğü yakalamak için öncelikle insanların bütün hafızalarını ve beyinlerinin içeriğini bir bilgisayara aktararak yedeklemeleri gerekecek. Şu anda Çin ve İtalya’da bilim adamları hayvanlar üzerinde kafa nakli deneyleri yaparak bu deneyler sırasında bilinç transferi yapılıp yapılmadığını da tespit etmeye çalışıyorlar. İddialarına göre bundan sonraki adım insanlara kafa nakli yapmak.

İster ölümsüzlüğün sırrını kafa nakli yapmakta bulalım, istersek vücudumuzu birer makine haline getirelim, insan vücudu evrimini devam ettirecek ve Dünya dışında başka yaşam alanları bularak yok olmanın önüne geçebilecek.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın