Batya Natan

Atlantik Konseyi Zirvesinde gündem doğalgazdı

Bu yıl 8.si düzenlenen Atlantik Konseyi İstanbul Zirvesi´nin kuşkusuz en dikkat çeken konularından biri, Türkiye-İsrail arasındaki doğalgaz boru hattı projesiydi. 

Atlantik Konseyi Zirvesinde gündem doğalgazdı

Zirve devam ederken görüşme fırsatı bulduğum İsrail Enerji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Shaul Meridor, birkaç yıl içinde İsrail doğalgazının Türkiye'ye gelebileceğini söylüyor. Heyetler arası görüşmelerin oldukça yapıcı bir nitelikle yürütüldüğüne dikkat çeken Meridor, teknik ve ticari detaylar üzerinde anlaşıldığı takdirde, yakında imzaların atılabileceğini öngörüyor. 

Hatırlarsanız, geçtiğimiz yıl ekim ayında, iki ülkenin enerji bakanları Dünya Enerji Kongresi kapsamında İstanbul'da bir araya gelerek, doğalgaz  boru hattı projesini geliştirebilmek amacıyla hükümetler arası, enerji şirketlerini de kapsayan bir diyalog süreci başlatmışlardı. 

Boru hattı projesi gerçekleştiği takdirde, ilk etapta İsrail'in Leviathan havzasından çıkan gaz Akdeniz altından geçecek borularla Türkiye'ye bağlanacak. İsrail gazı buradan Tanap boru hattına bağlanarak Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırılacak. 

Tamar ve Leviathan doğal gaz havzalarının keşfinden bu yana İsrail, tüketim fazlası doğal zenginliğini ihraç edeceği çeşitli projeleri değerlendirmekte. Bunlardan biri gazın sıvılaştırılarak Mısır üzerinden pazarlanması. Bir diğeri, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İtalya'dan geçecek bir Doğu Akdeniz boru hattı inşası ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması alternatifi. 

Her ne kadar Türkiye'den geçecek boru hattı diğer seçeneklere kıyasla en karlı ve verimli olanı kabul edilse de, beraberinde getirdiği birtakım siyasi kısıtlamalar nedeniyle henüz somut bir gelişme sağlanmış değil.

Özellikle planlanan boru hattı güzergahının Güney Kıbrıs Rum Kesimi GKRK münhasır ekonomik bölgesinden geçecek olması, diplomatik krize mahal vermemek maksadıyla, Kıbrıs meselesinin çözümünü  boru hattı projesi için adeta bir ön koşul haline getirmişti. En azından bugüne dek ifadeler bu yöndeydi.

Ancak Atlantik Konseyi Zirvesi'ne katılan gerek Türk gerekse İsrailli temsilcilerin olumlu mesajları ya Kıbrıs'a dair çözümün bir koşul olmaktan çıkmış olabileceğini veya başka  birtakım olumlu gelişmelerin yolda olduğunu düşündürüyor-ki Kıbrıs meselesi konusunda henüz elimizde bu yönde bir işaret yok. 

Karşılıklı kazanç sağlayan bir alan olması sebebiyle enerji işbirliği konusunun, Türkiye-İsrail arasında normalleşmeyi teşvik edici yönü olduğu muhakkak. Öte yandan, iki ülke arası ilişkilerin çok boyutlu ve çok katmanlı olduğunu da unutmamak gerek. Özellikle 2016 ertesinde, karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesine bağlı geliştirilmeyi bekleyen daha birçok alan var. Ne var ki normalleşme sürecini salt enerji işbirliğine endeksleyen yorumlara rastlamak da mümkün. Böyle indirgemeci yaklaşımlar spekülasyonları da beraberinde getiriyor. 

Örneğin, Nisan başında İsrail, GKRK, Yunanistan ve İtalya hükümet temsilcileri bir araya gelerek İsrail ve Kıbrıs gazını Akdeniz altından Avrupa'ya ulaştıracak boru hattı projesi konusunda ön anlaşmaya vardıklarını duyurdu. Teknik ve mali açıdan bir hayli sorunlu kabul edilen proje üzerinde ısrarcı olunması, halihazırda Türkiye'nin AB ile kötü giden ilişkileri ile birlikte düşünüldüğünde Türkiye'nin jeopolitik olarak saf dışı bırakıldığı şeklinde yorumlara sebep oldu. 

Oysa Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Meridor, alternatif projelerin birbirine rakip değil, birbiriyle tamamlayıcı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. 

Aslında öteden beri, İsrail'in gaz ihracatı stratejisi  çok çeşitli seçeneklerin kapsamlı olarak araştırılması üzerine kurulu. Bu arada İsrail'in hali hazırda Mısır ve Ürdün ile gaz anlaşmaları olduğunu not düşelim. Dolayısıyla, gündemdeki yeni projeler aslında bir anlamda geleceğe dönük.

Kuşkusuz, enerji projelerinin siyasi olduğu kadar ekonomik boyutu da var. Her şeyden önce projenin akla yatkın olması, karlılığı ve yatırımın güvenliği enerji şirketlerini yakından ilgilendiriyor. Bu bağlamda, doğal gaz fiyatlarının küresel seyri ve İsrail gazının tüketiciye hangi fiyattan ulaşacağı gibi konuların netlik kazanması gerekli. 

Zirve sırasında görüşme fırsatı bulduğum Delek Sondaj Şirketi CEO'su, aynı zamanda Leviathan havzasının ortaklarından Yossi Abu da ticari, teknik ve siyasi konuların detaylandırılmasının vakit aldığını söylüyor. "En zor olan bu görüşmelerin belli bir zaman çizelgesine bağlı kalınarak yürütülmesi. Şu anda önümüzde anlaşmaya varmak için büyük bir fırsat penceresi bulunuyor," diyen Abu,  güvenilir ve istikrarlı bir partner olarak Türk piyasasına katkı sağlayacaklarına inanıyor. 

Atlantik Konseyi İstanbul Zirvesi'nin ikinci gününde açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye'nin enerji hub'ı olması yönündeki hedeflerini yineleyerek, sürece bir anlamda sahip çıkmış oldu. 

Boru hatları projesi hayata geçse de geçmese de, Türkiye ve İsrail'in bölgesel işbirliğini geliştirmesi her iki ülkeye de  kazanç sağlayacaktır.   

Yazımızı zirve üzerine değerlendirmelerini paylaşan Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet K. Han'ın görüşleriyle bitirelim: "Eğer taraflar önümüzdeki aylarda,- hatta belki daha da evvel-bir anlaşmaya vardıkları takdirde, bunu, onların ilişkileri geliştirmek, normalleşme sürecini bir üst düzeye taşımak için istekli olduklarının göstergesi olarak kabul edebiliriz."

 

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
2187