Siyonizme karşıt Yahudi görüşleri ve çözüm önerileri

Günümüzde Siyonizmin aldığı yönü eleştiren bazı Yahudiler, özellikle barış süreci konusunda farklı fikirleri de savunuyor.

 

Günümüzdeki Siyonizm anlayışına karşı olan Yahudi yazarların önde gelenlerinden biri de Şlomo Sand’dır. ‘Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?’ adlı eserinde Sand, Siyonist bloglarda büyük bir tepki ile karşılaştığını belirtiyor. Eleştirmenlerin en büyük tepkisini, İsrail’in kendisini Yahudi devleti olarak sunması nedeniyle demokratik tanımının zor olduğu savı aldı. Yurt dışından gelip yerleşenler, buranın kendilerine ait olduğundan emin. Hâlbuki Yafa’da doğmuş ve burada yaşayan Yahudi olmayan biri ise, içinde yaşadığı devletin sürekli olarak kendisine karşı koyduğunu hisseder.

Bununla beraber kabul etmek gerekir ki, İsrail’de güçlü bir liberal çoğulculuk mevcut. Savaş dönemlerinin haricinde bu düzen düzgün işliyor. Örneğin İsrail’deki sanat çevrelerinde Siyonist karşıtı bakış açıları ifade ediliyor. Arap siyasi partileri, devletin Yahudi sıfatını tartışmamak kaydıyla, seçimlere katılıyor. Devlet yöneticileri sertçe eleştiriliyor, basın yayın hakkı, ifade özgürlüğü korunuyor. Medya ve kültürel alan da, globalleşerek kurucular kuşağının esinlendiği mitlerden uzaklaştı. Ancak bu özgürleşme, henüz genel anlamdaki Yahudi tarihine uzanamamış olduğundan, İsrail’in geçmişinin temelini oluşturan ‘Yahudi halkı’, Diaspora, İsrail toprağı gibi Siyonizm’in kutsal kavramlarının reddedilmesi, özün reddi olarak kabul ediliyor.

POST-SİYONİZM

Sand, kendini anti-Siyonist olarak nitelendirmiyor. Zira bu, yıllar içinde İsrail Devleti'nin tamamen reddi anlamına gelecektir. Ancak Siyonizmin güncel asgari anlamını, İsrail topraklarında yaşayanlarının değil, dünyadaki tüm Yahudilerin devleti olarak algıladığını belirten Sand, bunu ‘post-Siyonizm’ olarak isimlendiriyor. Yazarın özellikle karşı çıktığı hususlar; toprak yayılmacılığı, kolonizasyon ve devletin etnik merkezli antidemokratik görünümü. Yazar, yanlışlıkların nesilden nesle sürdürülmesiyle, uzlaşma olasılığının da giderek zorlaştığını ileri sürüyor.

İsrail toprağının tarihsel miti, ilk Siyonistlerin başlıca güdümüydü. Ancak kuruluşundan 19 yıl sonra, bu inanç felsefesi İsrail’i bir kolonyal batağa soktu; 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’ndan sonra ulusal ideolojinin çok sayıda yandaşı -laik veya dindar- işgal edilen toprakları ‘ata toprakları’ olarak kabul ettiklerinden toprak ilhakı ihtiyacı ile işgal statüsü gelişti. 1948’de olduğu gibi yerli halkın arındırılması artık mümkün değildi ve iki uluslu bir yapı oluştu. Bu durumda dini ve tarihi açıdan Yahudi kabul edilmeyen, sivil halkın dörtte birini oluşturan Araplar ile sürekli ve şiddetli gerilimler devamlı hale geldi. Büyüyen ve güçlenen Filistinli nüfusu, giderek İsrail’i sadece bir Yahudi devleti olarak kabul etmemeye yönlendirdi. Nitekim 1987 ve 2000 yıllarındaki Filistinlilerin ayaklanması, İsrail’in ayırımcı bir rejim uyguladığı bölgelerdeki yetersizliğini ve Filistinlilerin nefret potansiyelini de yansıtır.

Yazara göre ideal çözüm, Akdeniz’den Şeria Nehrine uzanan iki uluslu demokratik bir devlet gibi görünüyor. Fakat bunca trajediden sonra, Yahudilerin kendi ülkelerinde azınlık olmalarını beklemek hayaldir. Ancak gene de Sand, İsrailli Filistinlilere eksiksiz bir eşitliğin yanında kurumsallaşmış bir özerlik de öneriyor. İsrailli Filistinli tüm çocuklar da, arzu ettiklerinde İsrail’in toplumsal ve kültürel faaliyetinin merkezlerine götüren dolaşım ağlarına erişebilmelidir. Lâkin Yahudi nüfusun yüzde kaçı Siyonist devletinin bahşettiği ayrılıkları yitirmeyi kabul edecektir? Keza sivil evliliğin benimsenmesi, Geri Dönüş Yasası’nın yürürlükten kaldırılması ve ilticanın sadece zulüm gören Yahudilere mahsus olması mümkün müdür? Hele ‘Seçilmiş Halk’ imgesinin ötekini dışlamaya neden olmaması benimsenebilir mi? Yazar, bu ütopik tasavvurların irdelenmesinin dahi, bir mitin kâbusa dönüşmesine mâni olabileceği kanaatini belirtir1.

İKİ ULUS-TEK DEVLET

Diğer bir barış projesi de, iki uluslu tek devlettir. Jerusalem Post köşe yazarı Caroline Glick, hem makaleleri Wall Street Journal gibi ABD gazetelerinde yayınlanmış hem de 1994-1996 arasında İsrail-Filistin barış görüşmelerine katılmış bir gazetecidir. Glick, bir Filistin devleti kurmanın, şimdiye dek Arap âleminin İsrail ile yaşamış olduğu ihtilâfı halledeceği inancının sürdürüldüğünü ve anti-Amerikan duyguların biteceğine inanıldığını dile getiriyor. Ne var ki, iki devletli çözüm teorisi 90 yılda on iki kereden fazla denendi ve her seferinde başarısız oldu. İki devletli çözüm planı, Araplara aktörden ziyade cisim gibi bakmakta ve bu yüzden de yöredeki ABD politikaları, ABD’nin kendisine zarar vermiştir. ABD ve Filistinlilerin taleplerini karşılayacak bir model, barışı sağlayacak yegâne unsurlardır.

Filistin televizyonlarında çocuklara Yahudileri şeytanlaştırmak ve İsrail’i yok etmek propagandasıyla programlar yapılırken, okul müfredatlarında bu konular işlenirken, ABD aynı planı savundu fakat Arap âleminde dost kazanamadı. Yazar, İsrail yasalarının Judea ve Samaria’da uygulanacağı tek devletli bir formül üstünde dururken, bunu 1922’deki Milletler Cemiyeti kararına bağlıyor. İsrail’in resmi tutumu bu arazilerde hükümranlığı savunuyorsa da, 2003’te Ariel Şaron, 2009’da da Binyamin Netanyahu, ABD’nin baskısı ile iki devletli barış çözümünü savunmayı sürdürmüşlerdi. Hâlbuki İsrail’i tanıyan komşularının halkı dâhil, bölgedeki ve dünyadaki İslâm ülkelerinin hemen hepsi, bir İsrail Devleti’nin mevcudiyetini kabul etmemekte. Yapılan anketler, Filistinli radikal örgütlerin de tutumu çerçevesinde, İsraillilerin yüzde 83’ünün, Judea, Samaria ve Kudüs’ten çekilmenin, Filistin sorununu çözemeyeceğinden emin olduğunu gösteriyor. Judea ve Samaria’da FKÖ’nün baskıcı yönetiminden mutsuz olan Filistinlilerinin üçte ikisi kadarı da, İsrail tipi bir demokrasiyi özlemlediklerini belirtiyor. Yaser Arafat dâhil Filistinli liderler ise, bir Filistin devletinin kurulmasından ziyade, ana amaç olarak İsrail Devletinin yıkılmasını öngörmüşlerdi.

Tek devletli barış çözümünde ise, İsrail’in demografik değişimi nedeniyle Yahudi kimliğinin bozulacağı ileri sürülmüşse de, Filistinlilerin verdiği nüfus sayımlarının doğruluğu da şüphelidir. Yazar, tek devletli planın daha az sorun yaratacağını, bu bölgelerde İsrailliler kadar Filistinlilere de aynı demokratik hakları sağlayacağını ve ABD’nin terör destekçisi FKÖ ve Hamas’a yaptığı finans yardımlarının da biteceği kanısında olduğunu vurgular. Barış görüşmelerine katılan Glick, muhatap oldukları Filistinli liderlerin, daha sonra İsraillilere suikast yapılması için emirler verdiğini ve sözlerinde durmadıklarını hatırlatıyor. Kuşkusuz iki devletli formülü uygulamaya çalışmak, sadece Filistinli Araplara değil, Yahudilerin Judea - Samaria’da yaşama, Kudüs’te ibadet etme hakkına engel olmakta ve İsrail vatandaşlarının terörist saldırılardan korunmasına zarar vermektedir. 2000 yılındaki Camp David barış zirvesinde Filistinliler, barış ve devlet kurma tekliflerini reddetmiş ve iki ay sonra terörist eylemlere başlamışlardı. Ekim 2000’de yollarını kaybeden iki İsrailli asker, Ramallah’taki bir Filistin karakoluna sığınmışlar, orada bir güruh tarafından linç edilmişlerdi. Sonrasında da İsrail karşıtı suikastlar süregelmişti. ABD ve İsrail, giderek artan bu teröre âdeta kayıtsız kalarak, iki devletli çözüm nazariyelerinden uzaklaşmamışlardı. Nitekim 2000 ile 2009 arasında Filistinliler, terör saldırılarında 1200’den fazla İsrailli’yi öldürmüşler, 8100’den fazlasını yaralamışlardı; hedeflerin yüzde 70’i sivillerdi. Saldırılar; taş atma, bıçaklama, ateş etme, intihar bombacısı kullanma ve roket gibi eylemlerle gerçekleşmişti.

İki devletli çözüm formülü, sorunun İsrail’in Filistinlilere yeterince toprak vermek istemeyişinden kaynaklandığı algısı üzerine kurulmuş olup; Filistinlilerin İsrail’in var olma hakkını tanımadığını ve kendilerini onu yok etmeye adadıklarını dikkate almaz. Bu nedenle dünya kamuoyu İsrail’i Filistin agresifliğinden sorumlu tutar. Yirmi yıldan beri Filistinlilerin bu tutumuna rağmen ABD de politikalarında İsrail’den uzaklaşmayı seçti. Yazar, tek devlet formülünün, İsrail’in yaşama hakkını engelleyen ve terörizmin devam etmesine neden olan ortamdan, İsrail’i suçlayan dünya kamuoyundan kurtaracağını, Yahudilere ve Araplara eşit güvenceler sağlayacağına dair inancında2.

Gerçekten de İsrail lobisi ve Amerikan dış politikası arasındaki ilişki, yıllardır hem ABD hem de dünya kamuoyunda büyük tepki çekiyor. İsrail, II. Dünya Savaşı’ndan sonra 140 milyar dolardan fazla yardımla ABD’den en fazla yıllık yardım alan ülke oldu. Amerika’nın savaş döneminde veya barış görüşmelerinde İsrail’in ‘avukatlığını’ yaptığı da bir gerçek… Bu durum, ABD’nin Ortadoğu’daki prestijini zayıflattı. Yahudilerin başına felâketler gelmesi ve bunun karşılığında bir ülkeyi sahiplenmeleri meselesi Filistinlilerin sorunu değildi ve sonuçta topraklarını yitirmişlerdi. Nitekim Ortadoğu uzmanı Shibley Telhami’ye göre, “Arap ve Müslüman dünyasında hiçbir konu Filistin kadar derinlemesine yankı bulmadı ve Amerika’nın bölgesel algılamalarını şekillendirmedi.” ABD’deki Yahudi lobisinin 1970’li yıllardaki seçim kampanyalarına bağışlarının yüzde 35 dolaylarında oluşu ise, bu grupların ABD siyasetini yönlendirmekteki etkinliğini ortaya koymakta3.

Tüm bu faktörler nihayetinde günümüzde, Obama siyasetinin de etkisiyle, ABD’nin İsrail ile ilgili son BM kararının onaylanmasında çekimser oy kullanmasında etkili oldu. Bu durumda Filistin-İsrail sorununun çözümünün çıkmazda olduğu söylenebilir:

1- ABD ve başkanlarının sözlerine güvenerek hareket etmek İsrail ve bölge için tam bir güvence olmadı.

2- İsrail’de anti-Siyonist entelektüeller azımsanacak sayıda değil fakat ellerinden bir şey gelmiyor.

3- İki devletli plan işe yaramadı.

4- Filistinliler ve bağlantılı örgütler İsrail’i tanımamakta ısrarcı.

5- İsrail’in dünyada yalnızlaşmasına ana neden olarak gösterilen Filistin topraklarında yeni yerleşimler kurma olgusu da, İsrail tarafından sürdürülüyor.

6- Filistinlilerin İsrail’i hiç tanımayacakları görüşü ve koalisyondaki sağcı partilerin baskısıyla, kolonizasyonun devam etmesi olası.

7- Her iki tarafın olumsuz tutumunun ve ortaya çıkan kaosun, bazı devletlere siyasal malzeme ve terör örgütlerine de rant sağlaması açısından körüklenmesi de ayrı bir sorun.

8- Bu ortamda da tek devletli çözüm planının başarılı olması için geç kalınmış görünüyor.

TEOLOJİK BAKIŞ

Bu aşamada konunun çözümü adına teolojik yönü de irdelemekte yarar var. İsrail, günümüze dek bunca düşman, savaş ve terör eylemine karşın varlığını sürdürdü ve gelişti. Bunun ilâhî bir destek olmadan sürdürülmesi mümkün değildir. Tanrı İsrailoğulları’nı hiçbir zaman unutmayacaktır. Ama İsrailoğulları, Tanrı ile olan anlaşmalarını (Tora’yı) yeterince uygulamamaya başladıklarında sıkıntılar da başlayacaktır. Düşmanları ona huzur vermeyecektir. (Peraşa[Sure] Ki Tavo, Pasuklar: 47-53) Ona huzur vermeyenler de huzur bulmayacaktır (Aynı Peraşa, 43). Bölgede bitmeyen sıkıntılar ve bunca uğraşıya rağmen kilitlenen barış, bu sözlerle bağdaşmakta4.

İsrail ve Diaspora’daki Yahudiler, teknolojik yeniliklere imza atarak, Nobelleri almayı sürdürerek insanlığa katkıda bulunmayı ve “uluslara ışık saçmayı…” (İşaya, 42:7) sürdürmektedir. Ancak bu yeterli değildir. İsrailoğulları, etik anlamda da uluslara örnek olmalıdır. Aralarında hizipleşmemeli ve birlik olmalıdırlar (Peraşa Vayhi, 49, yorumlar)5. Her konuda dürüst olmalı, Tanrı’nın emrettiği hükümleri ve kanunları gözetmelidir. Bunun karşılığında Tanrı, onların atalarına vadettiği anlaşmayı ve sadakati koruyacaktır. (Ekev, 27:12). Keza Tanrı, bereketi onların yanına atayacak ve vermekte olduğu ülkede onları mübarek kılacaktır (Ki-Tavo, 28:08); yeter ki verilen emirleri gözetsinler (Ki-Tavo, 28:15). Ancak bu emirler titizlikle uygulanmaz ise, ceza sıradadır (Ekev, 28:15)6.

Dinsel Siyonizm’in savunucularından Rabbi Uziel, 20. yüzyıl başlarında İsrail’in kuruluşu ile bu ülkede Yahudilerin barış ve mutluluk içinde yaşayabileceklerini, adil bir toplum modeli oluşturabileceklerine inanıyordu. İsrail’de Yahudilerin hükümranlığı sadece Yahudilerin çıkarına olmayacaktı. Dünyadaki tüm Yahudiler ve diğer uluslar da barış ile kutsanacaktı. Yahudilerin dini öğretilerini uyguladığını gören Yahudilerden nefret eden uluslar, saygı duyacak ve nefretlerinden vazgeçecekti. Nefret olduğunda dünya barış göremezdi. Yahudi imanı, milliyetçilik ile beraber yürümeliydi. Ancak Rabbi Uziel’in Mesianik vizyonu gerçekleşemedi. Antisemit hissiyat tüm dünyada yaygınlığını sürdürüyor7. Bahsi geçen dinsel ilkelere kolektif olarak ne ölçüde uyulduğu da tartışma konusudur.

“İnsanların başına gelen her şey aslında Tanrı’nın bir mesajıdır; dünyadaki hiçbir şey rastlantısal değildir ve mutlaka geçerli bir nedeni vardır. Söz konusu mesajı algılamak ve anlamaya çalışmak, bize verilmiş bir görevdir (Vayhi, Hirsch’in yorumu)8. Mesajlar olumlu da olabilir, olumsuz da…

Kaynakçalar:

1 ‘Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?’, Shlomo Sand, Doğan Kitap, 2011, İst

2 ‘The Israeli Solution’, Caroline B.Glick Crown Forum, New York 2014, USA

3 ‘İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası’, Stephen M.Walt, John J. Mearshemier, Profil, 2007, İst. 


İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın