‘Post gerçekçilik’ dedikleri yeni yalan dünya

“Hakikatın yerini yalanların, dürüstlüğün yerini duyguların, teyitli bilginin yerini kişisel analizlerin, birden çok görüşün yerini ise tek bir görüşün aldığı bir devirdeyiz.” Böyle bir dünyayı sizce ne bekler?

İngiltere’nin AB’den çıkıp çıkmaması ile ilgili geçtiğimiz yıl  yapılan referandum öncesinde ülkenin büyük kentlerinin caddelerindeki billboard reklamlarında, ‘AB’den çıkmazsak AB’ye yakında girecek olan Türkiye’ye milyarlarca poundluk yardım bizim sosyal sağlık sistemimizden alınacak’ şeklinde gerçekle alakası olmayan sözleri unutmak mümkün değil. Bu iddianın oylamada Brexitçilerin çok önemli bir kozu olarak tarihe geçtiğini biliyoruz. Üstelik referandumdan sonra oylamayı kazananlar dahi bu iddianın doğru olmadığını da itiraf edeceklerdi kamuoyunda.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyamız ise başka bir yalanla ilgilenecek; biri, çıkıp dünyanın yuvarlak olmadığını sözde bilimsel verilerle açıklamaya çalışacak, daha korkuncu ise, yüzlerce insan bu yorumları onaylayacak denli katkıda bulunacaktı.

ABD’de ise özellikle Donald Trump’un sahneye çıkması ile kimi gerçekler eğrilip bükülecek, yönetimin, bazı hakikatleri kamuoyuna verilmek istenen ve ayrıca da alınmak istenen algı doğrultusunda çarpıtmakta pek bir maharetli olduğu görülecekti. Üstelik ABD’nin yeni yönetimi kendi gerçeklerinin meşruluğunu onaylatmak içinse yaydıkları ve gerçekle açıkça çelişen ‘gerçeğe’, ‘alternatif gerçek’ diye tuhaf bir açıklama getirmiş bulunacaklardı, Friedrich Nietzsche’nin hep bahsettiği, ‘çoklu gerçek dünyasına’ yol veren perspektifizm teorisine atıf yaparcasına.

Açıkçası Trump yönetiminin bu denli felsefi bir yaklaşımla gerçeği analiz edeceğini sanmak saflık sularında yüzmek anlamına gelecektir. Nietzsche’nin ‘çoklu gerçek dünyasında’, gerçeğin analizi çalışmasında, gerçeği çarpıtma tekniği pek bulunmamakta. O, sadece gerçeğin izafi olabileceği üzerine kafa patlatmış, özellikle iyi ve kötü olgularındaki izafiyetten bahsetmişti.

Bu tür, gerçeklerin çarpıtılma örneklerini hem dünyadan hem ülkemizden çoğaltmak pek mümkün zira sosyolojik anlamda dünyanın ruhunun insanlık tarihinde önemli bir eşikten geçtiğini görüyoruz. ‘Post truth – post gerçek/gerçekçilik’ olarak adlandırılan zamanın yeni ruhunun bu yeni olgusu insanlığı çok tehlikeli sulara doğru sürüklediği görülüyor.

‘Post-truth’, sözlüklerin son versiyonlarında bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’ şeklinde açıklanıyor. Diğer bir deyişle, bildiğimiz gerçekler out, algılar ve kanaatler üzerinden yeniden yaratılan sözde gerçekler in oluyor.

El Cezire Arapça ve BBC Arapça servislerinin eski editörlerinden Ahmed El Şeyh ‘post gerçek’ ile alakalı şöyle diyor: “Hakikatin yerini yalanların, dürüstlüğün yerini duyguların, teyitli bilginin yerini kişisel analizlerin, birden çok görüşün yerini ise tek bir görüşün aldığı bir devirdeyiz.”

Böyle bir dünyayı sizce ne bekler?

Bu olgu aslında yeni bir olgu değil. Örneğin tarihi hep kazananların yazdığını biliriz. Diğer bir deyişle gerçeklerin kazanana göre şekil aldığını öğrenmişizdir. Lakin günümüz, teknoloji ve hız dönemi. Büktürülen gerçekler veya yaratılan yalanlar anında milyonlara servis edilmekte ve istenilen algı çok kısa zamanda çok büyük kitlelere süratle verilmekte.

Ünlü düşünür Hannah Arendt, ‘Totalitarizm’in Kaynakları’ eserinde propaganda kanalıyla topluma yaydırılan yalanların totaliter sistemlerin en büyük silahı olduğunu iddia eder. Gerçeğin meşruluğunu yitirmesinin, onun yerine pompalanan yalanları, rüzgârın estiği yöne göre yeni yalanların izlemesinin toplumun artık hiç bir gerçeğe inanmamasına yol açtığını savlar. Hiç bir şeye inanmayan halk da artık hiç bir konuda karar veremez hale gelir. Arendt, düşünme ve muhakeme etme mekanizmasını yitiren toplumlara da totaliter yönetimlerin istediklerini yapabileceklerini de söyler. Arendt’in bu eserini, her kötülün ardında Yahudilerin olduğu yalanını yayarak muazzam bir algı imparatorluğu kuran Nazilerden sonra yazdığını çok iyi biliyoruz.

Bu dünyada, insanlıktan her şeye rağmen ümidini yitirmeyen namuslu insanları, yeni bir fikri mücadele beklemekte. Post gerçekçilikle yapılacak bu mücadele ahlakın ve dinlerin de temelini teşkil eden doğruluğun ve hakikatin uğrunda yapılacak zorlu bir uğraşıyı içermekte.

İnsanlığın, ne algılarla yaratılmak istenen bükülmüş gerçeğe/yalana, ne de ‘alternatif gerçek’ denilen ne idüğü belirsiz amaçlar peşinde koşan sözde gerçeklere ihtiyacı var.

Sadece ve sadece gördüğümüz ve dokunduğumuz nesnel gerçeğe ihtiyacımız var, insanlığın dünyanın kuruluşundan beri peşinden koştuğu gibi.

Yoksa, yaratılmak istenen yeni yalan dünyada bizi cehennem bekler.

 

 





Yukarıdaki yazıya gelen bir yorum şöyle:


Sevgili Molinas,

 

Yüzyıllardır devam ediyor....Gerçek ?

 

Doğruyu anlayamayışımızın tek sebebi , sebebin ve sonuçların sürekli değişiyor olması.. Düşündüğümüz şeyi düşünerek değiştiriyoruz ve düşüncemizi (gerçek olarak algılamak istediğimiz şeyi) tam olarak ne olduklarını bu nedenle anlayamıyoruz.

 

Kısaca düşünmek düşündüğümüz şeyi değiştirmektir!   

Musa (Mose)/Firavun (Parʻō) bir bütündür..ve

"Sudan Gelen Hayatın" "Büyük bir Eve" (Dünyaya) ihtiyacı vardı... 

"Bütün" gerçek iken, gerçeğin parçalanmış halinin kaosundayız. 

Tıpkı Kafka'nın dediği gibi: Gerçek bölünemez, bu yüzden kendini tanıyamaz; her kim onu tanımak isterse bir yalan olmak zorundadır 

Şarkı şöyle diyor: Hooverphonic - Vinegar & Salt

"Ben senin nefret ettiğin şeyleri seviyorum

ve sen… benim sevdiğim şeylerden nefret ediyorsun

ama bu canımı acıtıyor / dürüstlük senin kilisen /ama bazen

yalan söylemek daha iyidir / Ben sirke ve tuzum / ve sen benim hayal kırıklıklarımı / dürüstlük sınırlarımı eriten yağsın / ama bazen

yalan söylemek daha iyidir / Ben sirke ve tuzum / ve sen benim hayal kırıklıklarımı sınırlarımı eriten yağsın / ama bazen / nedenini sormaya cesaret edemiyorum " 

Nesnel Gerçeklerimizi anlamamız için cesaret etmek gerek.. 

Bükülmüş gerçekler/yalanlar,  ‘alternatif gerçek’ ; "sözde gerçekler" ! 

Kısaca YALAN...O bile gerçeğin hizmetindedir derdi Kafkam. 

Yazınız geleceğimizin tek doğrusudur: Sadece ve sadece gördüğümüz ve dokunduğumuz nesnel gerçeğe ihtiyacımız var. 

Çünkü Gerçek ciddi bir buluştur. 

Sadece neyi bulmak istediğimize bağlı.. 

Geleceğimizi bulmamız lazım. Geçmişi ancak böyle bulacağız. 

Gerçeğin kendisiyle ilgilenmemiz gerek, önü/arkası ile değil. Çünkü oralar sadece göreceli düşünceden yani "Geçmiş ve Gelecek Gerçekler Eşitliği ya da Eşitsizliğinden" ibaret. 

Yasa (Gerçekler Entropisi) tamamen bu dengesizliğe dayanıyor.. 

Sevgilerle 

Alp Nadi

 

 

 

 


 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın