Aldatmak ya da aldanmak

Paulo Coelho’nun,  Aldatmak romanını okurken ilgimi çeken şu sözleri bir kenara yazmışım:

“Belli bir yaştan sonra kendimizi güvende ve yaptıklarımızın doğruluğundan emin gösteren bir maske takıyoruz. Zamanla bu maske yüzümüze yapışıyor ve bir daha çıkmıyor.”

Geçenlerde notlarıma bir göz atarken, kitabı okuduğumda ilginç bulduğum bu sözler, bu kez bir soruyla yeniden karşıma çıktı: Gerçek yüzümüz hangisidir; aynalara baktığımız mı, yoksa başkalarına göründüğümüz mü?

Herkese karşı yüzümüze farklı bir maske takabiliyorsak, sanırım bu sorunun en içten ve en doğru yanıtını yalnızca kendimize verebiliriz. Ayrıca yazar belli bir yaştan sonra derken, her halde çocukluktan sonrasını söylemek istemiştir. Yoksa çocukların maskelere hiç gereksinimleri yoktur!

Birçoğumuz bilinçlenmeye, başkalarıyla çıkar ilişkileri içine girmeye başladıktan sonra, gerçek yüzümüzü gizlemeye çalışıyoruz. Hayatın akışına, olay ve insanlara olan yaklaşımımıza göre, taşıdığımız maskelerden birini yüzümüze takıyoruz. Gerçeklik, doğruluk, güvenirlilik maskeleri… Bunlarla kendimizi olduğumuzdan farklı gösteriyor, karşımızdakilerin düşüncelerini etkilemeye bakıyor, belki de onları aldatıyoruz. Kimi zaman, daha çok kendimizi aldattığımızın farkına varmadan…

Demostenes, en kolay şeyin insanın kendini aldatması olduğunu söyler; çünkü insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.

İnançlarımızın birçoğu da kendimizi aldatmaya yöneliktir. Yerleşik düşünceler, gelenekler, alışkanlık örneği kazanmış davranışlar… Doğrulukları bilgiyle desteklenmediği, kanıtlanamadığı sürece sormadan, sorgulamadan yalnızca inanırız. Bunun için yüzümüze taktığımız maskeleri, bir başkası için değil, kendimiz için yanımızda taşırız. Bir bakıma kendimizi aldatırız!

Çingenelere ait bir göreneği, Alova’nın Yaşam Kesikleri’nin birinde okudum:

Hamile bir Çingene kadının doğumu çadırda ya da arabada yapılmaz, olanağı varsa bir akarsuyun yakınında gerçekleştirilirmiş. Anne ve yeni doğan bebeği bu suda yıkanırmış. Anne, bebeğini suya daldırırken, katı tabularına bağlı olan bir adı sessizce söyleyerek ilk vaftizi yaparmış. Bu ad kimse tarafından kullanılmaz, hatta çocuğun babası bile bunu bilmezmiş. Bu gizli ad kötü cinlerin, özellikle de ölüm meleğinin aldatılmasına yarar, böylece Azrail çocuğu yanına çağıramazmış.

Çingene kadınının doğum sırasındaki bu davranışını ister gelenek, isterse inanç diye nitelendirelim; elbette ki bunun doğruluğunu veya gerçekliğini tartışmayacağız. Aldattığı ölüm meleğidir ya da kendisidir; inanıyorsa, bu yaptığından mutlu oluyorsa, söyleyecek bir sözümüz olamaz. Yaşam boyu sürdürdüğümüz, hiçbir zaman sorgulamadığımız alışkanlıklarımız gibi…

Yüzümüze ayna tutulmadığı ya da kendimiz, doğrudan gözbebeklerimize bakmadığımız sürece…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın