Batya Natan

Sürdürülebilir Mutluluk

Yazılarımda sanat ve felsefeyle ilintili disiplinlerle bağlar kurarak bir tür sergileme platformu vaat ediyorum. Kültür-sanat haberlerinden çok, bir yapıtı ve onu oluşturan süreç üzerinde düşünerek iz sürmek hedefindeyim.

 Sürdürülebilir Mutluluk

 

Başlangıç cümlelerini kurmakta hep sancılı bir hal vardır; muhtemelen başlığına bakarak siz bu satırların nereye varmak niyetinde olduğunu, ben de sizin zihninizde yazdıklarımın ne türden çağrışımlar yapacağını merak ederek yol alacağız.

Buradan size görsel sanat alanında üretim yapan biri olarak, sanatçının algı ve düşünce dünyasında olguların nasıl biçimlendiğini, dile geldiğini kendi yaşam pratiğim üzerinden ifade etmeye çalışacağım.

İvo Molinas’ın nazik davetiyle aranızdayım, size sanat ve felsefeyle ilintili disiplinlerle bağlar kurarak bir tür sergileme platformu vaat ediyorum. Kültür-sanat haberlerinden çok, bir yapıtı ve onu oluşturan süreç üzerinde düşünerek iz sürmek hedefindeyim.

Bana bu yolculuğumda eşlik edeceğinizi umut ediyorum.

Gündemin çok dışında ama önünde bir konuyla başlangıç yapmak istiyorum.

80’lerin ortalarında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpma olasılığı veya iyi ihtimalle teğet geçeceği tartışmaları sırasında Çetin Altan, gündemin ağır siyasi havasını işaret ederek şöyle bir laf etmişti:

“Halley Kuyruklu Yıldızı dünyaya bir çarpacak, ne milli birliğimiz, ne de bölünmez bütünlüğümüz kalacak.”

Çok gençtim; dünya ve gelecekle ilgili endişelenmeye başladığım bir uyanma dönemindeydim. Dünyaya uzaydan bakma simülasyonu oluşturdu bu cümle bende. Yaşadığımız dönem gibi her çaresiz ve yetersiz hissettiğim durumda bu sahne beni yatıştırıyor ve umutlanacak bir şeyler aramaya başlıyorum.

Kimyasal ve nükleer silahların kullanılmasından, bitkisel, hayvansal çeşitliliğin yok edilmesine; endemik bitkilerden, jeomorfolojinin tamiri imkânsız bir biçimde yıkımına kadar yeryüzünde geri dönülmez etkiler bırakıyoruz. Ekocenosid diyebileceğimiz bu gidişat, insan ırkının sınır tanımaz açgözlülüğünün bir sonucu.

Başta kendi türümüz olmak üzere çevre ve atmosfere verdiğimiz zararın ötesindeki tüm kargaşa, bizi bir seçim yapmaya zorluyor; ya batacağız ya da değişeceğiz…

Umudumuzu diriltecek iyi şeyler de oluyor elbette. Alman kültür aktivisti, sanatçı ve küratör Jaana Prüss’ün projesi kitaplaşarak ‘Kışkırtıcı Özendirmeler’1 adıyla Türkçeye çevrildi yakın zamanda. Almanya’da, doğa ve çevre konularında katkılarından dolayı iki önemli ödüle layık görülen Prüss, sanatın yeni bir işlev içinde nasıl toplumsal fayda üretebildiğinin örneklerini veriyor.

İki projede birlikte çalışma şansına eriştiğim Prüss, kültür, sanat ve çevre alanında sürdürülebilirlik konusu üzerine temellenen bir iletişim platformu öneriyor yeni projesiyle…

Sanat ürünü, beğeni veya bir yatırım aracı olarak alınıp satılabilir ve taşınabilir olmasının yanı sıra başka başka formlarda da izleyicisini buluyor. İletişim, günümüzde sosyal, politik, ekonomik, yaşamla ilgili ne varsa yeni bir yaratıcı mecra sunmaktadır çağın kültür yaşamına. Tasarımla sanat arasındaki geçişler de katılımı arttırıyor ve yapıt kavramının geleneksel tanımı her geçen gün değişiyor.

“Benim malzemem iletişim kurmaktır” diyen Prüss; paylaşmak, bilgilendirmek, değiş-tokuş yapmak, imece ve dayanışma halinde yaratma ve üretimden bahsediyor. Tadını kaçırmadan azla yetinmek ve herkesin kendi öznel yaratıcılığıyla neler yapabildiğine, bir değişim yaratabildiğine dair örnekler veriyor.

Kitapta Türkiye ve Almanya’da, doğa, çevre, kültür ve yardımlaşma alanlarında faaliyet yürüten birçok sivil inisiyatifin, kuruluş ve katılımcıların bir dizimini buluyoruz. Aynı zamanda geri dönüşümden, onarıma, hazır nesnelerle tasarım ve yaratıcılık olanakları hakkında da bir veri tabanı oluşturuyor.

Çevre ve ekoloji konusunu romantik bir harekete indirgeyerek, yanlış kararların ağır sonuçlarını görmezden gelmek, tıkanmış politik bir manevradır. Öfkeden öfke türetme kültürünün istikrarına karşı, yeni bir sürdürülebilir mutlu yaşamın sanat ve dolayımındaki duyarlılıklardan geçtiğine inanıyorum.

Sanatın toplumu yola getirmek gibi bir misyonu yok elbette, ama özgür düşünmeye götüren bir etkisi vardır. Her durumda bedel ödüyoruz nasılsa, ­ bu nedenle sanatın zor durumlarla bir başa çıkma enerjisi olduğunu unutmayalım.

Ne yiyorsak oyuz dediğimiz gibi ne düşünüyorsak oyuz aynı zamanda…

Mutsuzluk, korku ve endişe duygularımızda bir doz aşımı yaşıyoruz, bu durum gerçeklik algımızı tümüyle bozmadan sanatın teselli eden kollarına sarılalım, tıpkı fotoğraftaki genç kadın gibi. Sanki sevdiği adamın gömleklerinden yaptığı elbiseyle, sürekli ona sarılma halini yaşıyormuş gibi, belki de ayrılığın acısını hafifletiyordur kim bilir?

İleri Dönüşüm Elbise, Milch

www.milch.tm

 

Bütün duyularımızı açacak bir etkilenme bizi daha gerçek bir yaşama taşıyacaktır…

Değişim ancak umutla başlıyor, Alain Badiou’nun sözleriyle bitirmek iyi gelir hepimize umarım:

“Dünyayı nasıl değiştirmeli? Yanıt aslında zevk verici: Mutlu olarak. Ama bunun bazen tatmin olmamak olan bedelini de ödemek zorundayız. Bu bir seçimdir, hayatlarımızın hakiki seçimi... Hakiki yaşamın mevcut olmasına karar verecek olan sizsiniz. Bu yeni mutluluğu seçin ve bedelini ödeyin”.2

İlginizi çekerse: 

www.bookcrossing.com  

  www.engelsizcorba.org

www.MinisteriumFuerGlueck.de

www.bugday.org

www.politikekoloji.org 

• www.be-able.info

• www.good4trust.org

1 Kışkırtıcı Özendirmeler, Orijinal Adı: Fair- Handeln, fairhandeln@morgengruen.de

2 Gerçek Mutluluğun Metafiziği-Alain Badiou

Sanatçı ESRA CARUS 1968 yılında, İstanbul’da doğdu. 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Seramik Bölümü’nü bitirdi. Yapıtlarında sosyal ve politik konuları işleyen sanatçı, şimdinin geçmişle olan nedensellik ilişkilerini araştırır. Malzemesini tabakalar halinde kullanarak, kağıt kolajlar ve porselen heykeller üretiyor. www.esracarus.com

 

 

‘Artan Temettü’ adlı yapıtıyla Avrupa’nın mülteci politikasını eleştiriyor sanatçı. Mültecilerin eşyalarını yığarak oluşturduğu bu enstalasyon, yakın tarihe bir gönderme yaparak, belleğimizi diri tutuyor. Acılarımızdan ders çıkarmamızı öğütlüyor. 

The Center for Political Beauty adlı grup, insanlığa karşı işlenen suçların, tarihsel bilgiyi süreklilik içinde ve sanat eyleminin bünyesinde yeniden yorumlayarak, unutulmasını engellemek amacını güdüyor. İnsanlar soykırıma nasıl tepki vermelidir? Yahudi kamplarında, Auschwitz’ten sonra “Bir daha asla!” diye edilen yemin, anonimleşerek Alman toplumu tarafından da içselleştirilmiş görünüyor. Bu yeminin, “Bosna’da, Ruanda’da ve Çeçenistan’daki insanlar üzerinde nasıl bir etkisi oldu?” soruları üzerinden, erdemi sürdürülebilir bir uygarlık kazanımı olarak görmek hedefiyle üretim yapmaktadır.

www.politicalbeauty.com

 


İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1850