Topraklarımızda 1915'te 2.5 milyon Ermenî varken bugün bu sayının 70 bine düşmesi, neredeyse Ordünaryüs Lefter'den başka Rum, hahambaşı'ndan başka Yahudi kalmamasının sebebi; azınlıkların sevgi selinde boğulmamak için Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmalarıdır. Dr. Oğuz Tan

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Bu hafta ağımıza takılanlar...

Topraklarımızda 1915'te 2.5 milyon Ermenî varken bugün bu sayının 70 bine düşmesi, neredeyse Ordünaryüs Lefter'den başka Rum, hahambaşı'ndan başka Yahudi kalmamasının sebebi; azınlıkların sevgi selinde boğulmamak için Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmalarıdır. Dr. Oğuz Tan

Bu hafta ağımıza takılanlar...

Güncel

YENİ SEFERE HAZIRLANAN MAVİ MARMARA'NIN ROTASI GAZZE DEĞİL, SURİYE OLURDU!

Sosyal medya ve canlı yayın olmayınca, ne muhaliflerin kolay kolay örgütlenmesi ne de dünyayla etkileşim kurması mümkün. Sıcak ve sağlam bilgiler gelmeyince, ortam, güvenilirliği kuşkulu YouTube videolarına ve fısıltı gazetesinin dünya kamuoyunda pek etkisi olmayan haberlerine kalıyor.

Yine Suriye örneğine bakarsak, dünya kamuoyunun gerçekte ne olup bittiğinden haberdar olmaması; Libya'daki başarısız uluslararası müdahale ile birleşince, rejim çok önemli bir dokunulmazlığa daha kavuştu. Hatırlayacak olursak, Libya'ya müdahaleyi anında onaylayan BM, Rusya ve Çin'in itirazları sonucu Suriye konusunda bir kınama kararı bile alamadı.

Şehirlerin kuşatıldığı, göstericilerin üzerine ateş açıldığı, yüzlerce insanın öldüğü yanı başımızdaki Suriye'de yaşananlar karşısında Türkiye kamuoyunun tepkisizliği bile rejimlerin Tunus ve Mısır'dan önemli dersler çıkardığının göstergesi. Şayet böyle olmasaydı, yeni sefere hazırlanan Mavi Marmara'nın rotası; El Fetih ile Hamas'ın barıştığı, İsrail'in el koyduğu vergileri Filistin yönetimine vermeye başladığı ve Mısır'daki değişim sonucu ambargonun zayıfladığı Gazze değil, Suriye olurdu!

Abdülhamit Bilici

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1135309&title=mavi-marmara-suriyeye

CAMONDO ANIT MEZARININ ÇEVRESİYLE BİRLİKTE KORUMAYA ALINARAK, DÖRT BAŞI MAMUR BİR ZİYARET YERİ HALİNE GETİRİLMESİNİ DİLİYORUM

İkinci durağımız, İstanbullu Yahudi banker Abraham Salamon-Camondo'nun, 1869'da yerleştiği Paris'te 1873'te ölümünden sonra, vasiyeti üzerine defnedildiği anıt mezardı. 1952 yılına kadar Hasköy Musevi Mezarlığı içinde olduğu halde, E-5 karayolunun inşası sırasında mezarlığın bir bölümünün ortadan kalkmasından sonra, sahipsiz kalmış; barbarlık derecesinde bir saygısızlıkla tahrip ve talan edilmiş, bir ara "bekâr evi" olarak dahi kiralanmış. Şimdi Beyoğlu Musevi Hahamhanesi gözetiminde onarılıyor. Ben de şimdi Camondo ailesinin Auschwitz dehşetinde nihayet bulan, Nora Şeni ve Sophie Le Tarnec tarafından kaleme alınan, olağanüstü ilginç öyküsünü ("Camondolar: Bir Hanedanın Çöküşü", Çev. Yaman Aksu, Kitap Yayınevi, 2010) harıl harıl okumaya başladım. Camondo anıt mezarının çevresiyle birlikte korumaya alınarak, dört başı mamur bir ziyaret yeri haline getirilmesini diliyorum.

Şahin Alpay

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1135206&title=kulturel-cesitliligimize-saygiyi-yeniden-tesis-etmeliyiz

TÜRKLER DÜNYANIN EN HOŞGÖRÜLÜ MİLLETİDİR

Topraklarımızda 1915'te 2.5 milyon Ermenî varken bugün bu sayının 70 bine düşmesi, neredeyse Ordünaryüs Lefter'den başka Rum, hahambaşından başka Yahudi kalmamasının sebebi; azınlıkların sevgi selinde boğulmamak için Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmalarıdır.

Dr. Oğuz Tan

http://www.haber7.com/haber/20110517/Icki-dusmanimiz-Yunan-kadar-ve-Iskandinav-Turkleri.php

ÇOK AZ MİLLET YAHUDİLER KADAR ZULMÜN BİTMESİ VE HÜRRİYETE ÖZLEM HİSSİNİ ANLAR

Çok az millet Yahudiler kadar zulmün bitmesi ve hürriyete özlem hissini anlar. Zulmü sona erdirmeye çalışan Arapları alkışlıyoruz. Fakat daha işin başlangıcındalar ve yolları daha çok uzun.

Umarım İsrail bölge için bir örnek olabilir. “Yahudi baharı” Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki birçok başarısız toplumun nedenlerini tarih ve coğrafyayla açıklamaya çalışan tezleri çürüten dikkate değer bir öykü.

Batının da yardımı gerekli. Mağduriyet masallarını kabul etme ve çifte standartlar sona ermeli. Arap dünyası da herkes gibi yaptıklarından sorumlu tutulmalı. Milletlerin, uluslararası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının onlara başka bir standartla muamele etmeleri de son bulmalı. Bunun devam etmesi değişme isteyenlerin cesaretini kırar.

İsrail kuruluşundan beri, uluslararası kamuoyu tarafından büyüteçle izleniyor ve kimine göre haksız bir şekilde daha yüksek bir standarta tabi tutuluyor. Arap baharı Yahudi baharı gibi başarılı olacaksa bu yüksek standarttan daha azıyla yetinmemeli.

Danny Ayalon

http://www.huffingtonpost.com/danny-ayalon/learning-from-the-jewish-_b_863185.html

http://www.hasturktv.com/arsiv/2107.htm

TÜRKİYE, İSRAİL HÜKÜMETİNE VE POLİTİKALARINA KARŞI DURMAKLA BİRLİKTE, HALKINA YAKIN OLMAYI TERCİH EDİYOR

İsrail ile Ortadoğu toplumları arasındaki ilişki açısından da Türkiye Üçüncü Yol' u savunuyor. Ne İran gibi İsrail'in yok olmasını öngörüyor, ne de Gazze'de uygulanan politikalara duyarsız kalıyor. Türkiye, İsrail hükümetine ve politikalarına karşı durmakla birlikte, halkına yakın olmayı tercih ediyor. İsrail'i bir hasım olarak değil, doğruya yönlendirilmesi gereken, ekseni kaymış bir ülke olarak görüyor.

Deniz Ülke Arıboğan

http://www.aksam.com.tr/turkiyenin-ucuncu-yolu-2259y.html

YAHUDİ KÖKENLİ OLUŞU ÜZERİNDEN BİR 'KOMPLO' TERS DE TEPEBİLİRDİ; O KONUNUN DEŞİLMESİ NİCHOLAS SARKOZY'NİN ELYSEE SARAYI'NA ERİŞMESİNİ ENGELLEMEMİŞTİ

IMF'nin başkanı, cumhurbaşkanlığı adaylığından söz edilmeye başlandığı ilk günlerde bir Fransız gazetesine, "Beni üç konuda vurabilirler" demiş: "Para, kadın ve Yahudiliğim..."

Yahudi kökenli oluşu üzerinden bir 'komplo' ters de tepebilirdi; o konunun deşilmesi Nicholas Sarkozy'nin Elysee Sarayı'na erişmesini engellememişti.

DSK'nın yaşadığı olay bir 'komplo' ise, tuzak kuranlar, aynı sonucu almak üzere kendisini 'para' ile de sınamışlardır...

Başarılı 'komplolar' herkesin o kişiye en fazla yakıştıracağı bir zaaf üzerinden kurulur zaten... Birkaç kez evlenmiş, geçmişinde evlilik-dışı ilişki denemeleri bulunduğu bilinen biriydi DSK...

Acaba bütün dert ABD'nin de gözbebeği olan Sarkozy'nin en ciddi siyasi rakibini devre dışı bırakmak mıydı, yoksa daha farklı veya kapsamlı bir 'komplo' söz konusu olabilir mi? Unutmayalım ki, Avrupa Birliği'nin ayakları üzerine oturduğu Schengen ve Maastricht anlaşmalarının bel verdiği, Yunanistan, İrlanda ve Portekiz gibi bazı ülkelerin 'iflâslarını' ilân ettikleri bir dönemde, çıkış formülü, IMF'nin Avrupalı başkanından bekleniyordu; 'skandal' görüntüleri o ülkelerin DSK'dan medet uman politikacılarını çok rahatsız etti.

Fehmi Koru

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1135718&title=komplo-hayir-komplo-degil-hayir-hayir-komplo

MISIR, İSRAİL İÇİN BİR GÜVENLİK DUVARIYDI

Mısır’dan gelen en kritik sinyali Filistin ve İran’la ilgiliydi. Dışişleri Bakanı Nebil Arabi’nin İran’la ilişkilerin tesis edileceği ve İsrail’le ‘özel ilişki’ olmayacağını açıklaması bu sürecin mutlak kaybedeninin İsrail olduğunu gösterdi. Mısır, İsrail için bir güvenlik duvarıydı. Tabi Kahire’nin İsrail’le ilişkilerini çöpe atacağına dair beklenti beyhude. Ama en azından İsrail’in Filistinlilerle ilgili taleplerinin karşılanmayacağı ve ucuz doğalgazdan olacağı anlaşılıyor. Filistinli örgütler arasındaki uzlaşı Kahire’nin Hamas’a ilişkin tavrını değiştirmesinin doğrudan sonucu. Mübarek rejimi, Hamas’ı Gazze’ye mahkûm eden komplonun parçasıydı. Mısır’daki yeni havanın olası bir 3. İntifada’nın yelkenlerini nasıl şişirdiğini 15 Mayıs’ta Nakba yürüyüşünde gördük. Bu kez intifadanın Suriye, Mısır ve Ürdün’ü de içine alması muhtemel.

Fehim Taştekin

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1049746&Yazar=FEHİM

BAŞBAKAN DA DAHİL HER İSRAİLLİ, HER ÇÖZÜMÜN KARŞI TARAFIN İSTEKLERİNE KARŞI DA DİKKATLİ OLMASI GEREKTİĞİNİ ANLAMAK ZORUNDA

Uzun yıllar boyunca, Filistinliler ve liderleri ödün vermeye hazırlardı. Tüm o utanç verici durgunluk yıllarından sonra umutsuzluğa düşmeye başladıklarında, talepleri tüm gücüyle yeniden yüzeye çıktı. Eğer bir anlaşma uygulamaya koysaydık, taviz verenlerin en büyüğü olan Filistin Başkanı Mahmud Abbas, kısa süre önce New York Times’da Filistin’in tarihi öyküsünü anlattığı bir makale yayınlamazdı. Artık Amerikalılar hiçbir şey yapmadıklarında ne olduğunu biliyorlar. Başbakanlık tarafından yapılan ve İsrail’in iki devletli çözüme adanmış olduğu şeklindeki kof duyuru artık yeterli değil. Tam olarak ne şekilde “adanmış”? Ve onu uygulamaya koymak için ne yaptı? Sürekli daha fazla yerleşim dışında.

Tüm bu yıllar boyunca sımsıkı kapalı olan şaşkın gözlerimizin önünde gerçekleşen değişimin önemini abartmak güç. Bölgeler hala tahliye edilmekten uzak, üçüncü intifada açıkça henüz başlayacak gibi değil ve Netanyahu koltuğuna güven içinde rahatça yerleşmiş, boş sözler ve kof formüllerle ağırdan alıyor. Fakat bu andan sonra, Başbakan da dahil her İsrailli, her çözümün karşı tarafın isteklerine karşı da dikkatli olması gerektiğini anlamak zorunda kalacak.

Gideon Levy

http://www.stargazete.com/yazar/gideon-levy/bos-sozler-ve-kof-formuller-artik-ise-yaramaz-haber-352880.htm

MAVİ MARMARA SEFERİNE ÜYE KAYDETMEKLE MEŞGUL OLANLARDAN SES YOK, ‘DEVRİMİ GÖRÜP TEYEMMÜM BOZANLAR’DA SES YOK, ORTADOĞU’DA YÜKSELEN ÖZGÜRLÜK ATEŞİNDEN GÖZÜ KAMAŞANLARDAN SES YOK

Filistinliler 15 Mayıs’ı, yurtlarından kovulmalarını sembolleştiren Nakba/Felaket günü olarak anıyorlar. ‘Yahudi Soykırımı’ gibi, Filistinlilerin ‘felaket’inin de insanlık tarihinin hafızasına kazılması için çaba gösteriyorlar. Bu yıl, Lübnan Hizbullah’ı, Filistinliler için 15 Mayıs’ta, İsrail sınırına yürüyüş çağrısı yaptı. Suriye, Lübnan’dan, İsrail sınırını aşan göstericilere İsrail askeri ateş açtı, yüzlerce insan yaralandı, son olarak 17 kişinin öldüğü açıklandı. Duydunuz mu? Sanmıyorum. Batı dünyası bu olayı neredeyse haber yapmadı. Ama daha ilginci, Ortadoğu’nun ‘Prometus’u El-Cezire kanalı, şöyle bir geçti. Daha da ilginci, ülkemizde Filistin davasının önde giden takipçileri sus pus oldu. Muhafazakâr kesimin gazetelerinde ‘tepki’ yok, ikinci Mavi Marmara seferine üye kaydetmekle meşgul olanlardan ses yok, ‘devrimi görüp teyemmüm bozanlar’da ses yok, Ortadoğu’da yükselen özgürlük ateşinden gözü kamaşanlardan ses yok, İsrail’e sert çıkan Başbakan’dan, iktidar partisinden, hiçbirinden ses seda yok! Çok ilginç değil mi? Aslında, bölgede neler olup bittiğini yakından izleyenler ve sadece vicdanlarının sesiyle tavır takınanlar açısından şaşılacak bir şey yok. Zira, bu kez Filistinliler adına çağrı Lübnan Hizbullah’ı ve Suriye’den geldi, yani ‘İran merkezli ittifak cephesi’nden geldi. Bu cephe, öteden beri Filistin davasının hamiliğini öne çıkarıyor, ama son çağrının, Hamas’ın ellerinden alınmasına karşı hamle olarak yapıldığı ortada.  Yine de, böylece asıl derdin, Filistin konusunda dayanışma falan olmadığı da açığa çıkmış oldu. Mısır bu çağrıya uyup, katılmaya çalışanları şiddet kullanarak bastırdı. Ürdün ve Batı Şeria’daki Filistin yönetimi sindirdi. Hamas da bu çağrıya aldırmadı.

Nuray Mert

http://gundem.milliyet.com.tr/-nakba-olaylari-neden-gorulmedi-/gundem/gundemyazardetay/20.05.2011/1392356/default.htm

ORTADOĞU’DA BARIŞIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL YAHUDİ DEVLETİNİN VARLIĞI VEYA TERÖRİST SALDIRILARA KARŞI KULLANDIĞI AŞIRI GÜÇ DEĞİLDİR

Ortadoğu’da barışın önündeki en büyük engel Yahudi devletinin varlığı veya terörist saldırılara karşı kullandığı aşırı güç değildir. Tersine, dünyanın bu bölgesinde barış uzak bir hayaldir zira İslamcı-Cihatçıların inancına göre kan ve gözyaşına son vermenin tek yolu, Erdoğan’ın kederle ifade ettiği gibi, Hamas’ın tüzüğünün emrettiği gibi Müslüman’lara savaşmalarını ve öldürmelerini emrederek kan ve gözyaşı vermektir.

Erdoğan bu tüzüğün bir dostluk ve iyi niyet beyanı olduğunu düşünmekte özgürdür. O, Hamas’ın Cihat bayrağı açan ve sivillere çiçek ve şekerleme atan, üyelerinin Allah’tan korktuğu kutsal bir grup olduğunu düşünmekte de özgürdür. Bir inanca sahip herkesin ölümünü reçetelemek ve oy kazanmanın bir kuruluşu siyasal partiye dönüştüreceğine inanmakta da her türlü özgürlüğe sahiptir.

Burak Bekdil

Ingilizce: http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=the-nakba-blood-and-tears-2011-05-17

Çeviri: Avram Cerasi

http://www.hasturktv.com/arsiv/2117.htm

ABD’DE SEÇİMLER İÇİN VİRAJI DÖNMEYE HAZIRLANIRKEN VE EN SON İHTİYAÇ DUYDUĞU ŞEY YAHUDİ LOBİSİNİN KÖSTEĞİYKEN OBAMA’NIN ELİNDEN GELEN DE BU KADARDI

Hayır hayır, ‘1967 sınırları temelinde Filistin devletinden’ söz etmesini filan kast etmiyorum. O cümlede bir şey yok. ABD yönetimi daha önce de ‘1967 sınırlarını’ andı. Hem zaten Obama’nın sarf ettiği cümlenin tam tercümesi şöyle: “İsrail ve Filistin’in sınırlarının, 1967 hatları temelinde, karşılıklı üzerinde anlaşılmış değiş tokuşlarla (toprağı kast ediyor) olması gerektiğine inanıyoruz. Böylelikle iki devletin de güvenli ve tanınmış sınırları olur.” İçinde İsrail’in hazzetmediği 1967’nin geçmesinin ehemmiyeti yok. Zaten ‘1967 sınırlarına göre’ demiyor, ‘temelinde’ diyor ve ‘karşılıklı anlaşılmış toprak değiş tokuşundan’ söz ediyor. Oslo İlkeler Deklarasyonu’ndan bu yana denenen ve başarılamayan bunlar zaten. Dolayısıyla konuşma sonrası İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun kalkıp, ‘1967 hikayesini reddettiklerini’ söylemesi bugün Obama ile yapacağı görüşme öncesine denk gelen bir ‘cilveleşme’ olabilir ancak.

Kanımca asıl altı çizilecek husus başka. Obama, Arap isyan dalgası, özellikle de Mısır’da Hüsnü Mübarek’in devrilmesi sonrası diken üstündeki İsrail’e çok ince bir ikazda bulundu. “Dostluğumuz çok derin, ortak tarih ve ortak değerlerde yatıyor. İsrail’in güvenliğine bağlılığımız sarsılmaz... Bu yüzden doğruyu söylememiz önemli” dedikten sonra şu ifadeleri kullandı: “Statüko sürdürülemez ve İsrail de kalıcı barış yolunda cesaretle davranmalı. Gerçek şu ki, giderek artan sayıda Filistinli, Ürdün Irmağı’nın batısında yaşıyor. Teknoloji İsrail’in kendisini savunmasını zorlaştırıyor. Derinden değişime giren bir bölgede sadece bir iki lider değil, milyonlarca insan barışın mümkün olduğuna inanmalı. Uluslararası toplum hiçbir sonuç vermeyen sayısız çabadan yoruldu. Yahudi ve demokratik devlet rüyasına kalıcılaşan bir işgalle ulaşılamaz.”

Bana kalırsa ABD’de seçimler için virajı dönmeye hazırlanırken ve en son ihtiyaç duyduğu şey Yahudi lobisinin kösteğiyken Obama’nın elinden gelen de bu kadardı. Kimse meraklanmasın, bugün Netanyahu ile görüşmesinde çıkabilecek olası pürüzler de hallolur, tıpkı iki yıldır olduğu üzere... Ben asıl Obama pazar günü AIPAC’ta yukarıda andığım ikazı sürdürebilecek mi, ona bakmak yanlısıyım…

Ceyda Karan

http://www.haberturk.com/dunya/haber/632341-obamanin-damaklarda-biraktigi-buruk-tad

YÖNETMENİN GÜNÜMÜZDE ORTADOĞU’DA YAŞANAN GERÇEK BİR MAĞDURİYETİ ELEŞTİRİRKEN İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KIRILMA NOKTALARINDAN BİRİNE REFERANS VERMESİNİ NE YAZIK Kİ SORUNLU BULUYORUM

Bir kere hemen hepimiz için kayda düşülmesi gereken, başta Hitler olmak üzere, bu tür insanların temsil ettikleri rejimleri nasıl yaygınlaştırdıkları. Hiç kuşku yok ki Hitler rejiminin kalbi, bu marazi kalbe bağlı kılcal damarların üzerinden besleniyor, canına can katıyordu. Kendi halindeki insanların farkında olmadan eyleme soktukları şiddet ve bu şiddetin varacağı faşizmden bahsediyorum. Kısacası kötülüğün sıradanlaştırılmasından. ‘Bana amirlerim öyle dediği için yaptım’ noktasından. ‘Büyük patronum bana öyle dediği için!’ Oradaki görev, ödev, iş; adına ne derseniz deyin, asıl oradan yürütüyordu işini sistem. ‘Git şurayı bombala!’, ‘Git şunları sabun yap!’, ‘Git şunları öldür!’

Bunları yapanlar caniler değildi! Hemen hepimiz gibi yaşayan insanlardı. Sabah kahvaltısını ailesiyle yapan, öğle vakti bir düğmeye basmakla yüz kişiyi katleden, bunu da görevinin bir parçası olarak gören, akşam eve gelip yaşamına kaldığı yerden devam eden insanlar,.. Bir yerden sonra ‘Ben ne yapıyorum?’ sorusunu rafa kaldıran ve her koşulda görevini başarıyla sürdürdüğüne inanan faniler. Bugün yaşadıklarımızdan biliyoruz ki yeryüzündeki bu zincir hâlâ kırılabilmiş değil! Bu yüzden de merkezin gücü tepemizde ve biz ona biat ettikçe büyüyor.

............

Bu ‘sıradanlığı’ ve insanın içindeki ‘kötülüğü’ tartışan bir yönetmenin Hitler’i anlaması ‘anlaşılabilir’. Ona empati duymasını da çözebilirim ama sempati duyması noktasında kafam karışıyor. Diyelim ki Von Trier İsrail’in politikalarını eleştiriyor. Yönetmenin günümüzde Ortadoğu’da yaşanan gerçek bir mağduriyeti eleştirirken insanlık tarihinin en büyük kırılma noktalarından birine referans vermesini ne yazık ki sorunlu buluyorum. Çünkü o zaman dünyada yaşanan o zulmü o ya da bu şekilde yeniden üretime sokmuş oluyorsunuz. Bizzat kötüğün sıradanlığını yeniden üretmiş oluyorsunuz, muhtemelen farkında olmadan!

Buysa sanatın kendi ipini çektiği nokta olsa gerek.

Müge İplikçi

http://haber.gazetevatan.com/Haber/378643/1/Gundem

AKP İKTİDARI AÇISINDAN İŞİ ZORLAŞTIRAN TEMEL HUSUS, BU YENİ KONVOY İÇİN BU KEZ AKTİF BİR ŞEKİLDE DEVREYE GİRMESİ HALİNDE, “AYNISINI NİÇİN GEÇEN YIL YAPMADIN” ELEŞTİRİSİ İLE KARŞILAŞACAK OLMASIDIR

Obama’nın İsrail’e yaptığı “1967 sınırlarına çekil” çağrısının da Ankara’nın yaklaşımı ile uyumlu olduğu ortada. Ancak bu yazdıklarımızdan Türkiye ile ABD arasında Ortadoğu’ya dönük ciddi görüş farklılıklarının olmadığı anlamı çıkarılmamalı.

İran ve İsrail konuları elbette ki bunun aksini gösteriyor. Şu anda bölgedeki gelişmeleri endişeyle izleyen İran biraz arka plana çekildiği için bu konu da arka plana düşmüş bulunuyor.

Fakat İsrail meselesi Türk-Amerikan ilişkilerinde sorun yaratma potansiyelini canlı bir şekilde koruyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İlişkilerinden Sorumlu Müsteşarı Philip Gordon’un çarşamba günü Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Alt Komitesi’ndeki sözleri de zaten Washington’un bu konudaki endişelerini ortaya koydu.

Gordon’un Türkiye’den, Gazze’ye haziran ayında hareket edeceği ve Mavi Marmara’nın da dahil olacağı söylenen konvoyu engellemesini istediklerini, yaşanacak geçen yılki olay gibi bir olayın Türk-ABD ilişkilerine ciddi zarar vereceğini söylemesi bu açıdan dikkat çekiciydi.

Ankara ise bu konudaki görüşünü tekrar, “özel girişimdir karışamam” temeline oturtmuş bulunuyor. AKP iktidarı açısından işi zorlaştıran temel husus, bu yeni konvoy için bu kez aktif bir şekilde devreye girmesi halinde, “aynısını niçin geçen yıl yapmadın” eleştirisi ile karşılaşacak olmasıdır.Bu arada Türkiye’nin hararetli bir seçim ortamında olması ve AKP’nin İslami oyu almayı hedeflemesi işi zor kılan diğer boyuttur. Özetle Türkiye’nin yakın zamanda düzeleceğe benzemeyen İsrail ile ilişkileri, bölgede yaşananlar karşısında daha fazla işbirliğine gireceklerini öngördüğümüz Türk-ABD ilişkilerinde iyi idare edilmesi gereken bir çıbanbaşı olmaya devam edecektir.

Semih İdiz

http://siyaset.milliyet.com.tr/turkiye-ile-abd-ortadogu-da-sanilandan-yakin/siyaset/siyasetyazardetay/21.05.2011/1392791/default.htm

CUMHURBAŞKANI GÜL, WSJ MÜLAKATINDA BUNU “HAKLI BİR NOKTA” OLARAK DEĞERLENDİREREK, KENDİSİNİN DE “HAMAS’A İSRAİL’İ TANIMASI TAVSİYESİNDE BULUNDUĞUNU” VURGULADI

Özetle söylemek gerekiyorsa, Batı, Ortadoğu’daki beklenmedik gelişmeler karşısında nüfusunun ağırlıklı bölümü Müslüman olan Türkiye’den İsrail konusunda ihtiyatlı ve sağduyulu açıklamalar bekliyor. Gül’ün sözleri bu ihtiyacı bir dereceye kadar karşılıyor.

ABD Başkanı Obama, geçen perşembe günü yaptığı ve önemli yeni unsurlar içeren Ortadoğu konuşmasında, İsrail’in var olma hakkını tanımayan Hamas ile müzakere etmesinin beklenemeyeceğini söylemişti. Cumhurbaşkanı Gül, WSJ mülakatında bunu “haklı bir nokta” olarak değerlendirerek,  kendisinin de “Hamas’a İsrail’i tanıması tavsiyesinde bulunduğunu” vurguladı.

Gül, bu tavsiyesini daha 2006 yılında Hamas Lideri Halid Meşal’in Ankara’ya gerçekleştirdiği tartışmalı ziyareti sırasında yaptığını açıkladı. Hamas’a, İsrail’in var olma hakkını tanıması konusunda “rasyonel olması” gerektiğini söylediğini aktardı. Gül’ün, “İsrail’in güvenliğini ilk sıraya koymakla haklı olduğunu” söylemesi de bu sözlerine ayrı bir ağırlık verdi.

Gül, bu sözlerini elbette ki bir boşlukta telaffuz etmedi. Hamas’ın 1967 öncesi sınırlarında İsrail’i tanımayı zaten özümsediğini, ancak, bunun İsrail’in Filistin devletini tanımasıyla aynı anda olmasını istediğini kaydetti.

Semih İdiz

http://siyaset.milliyet.com.tr/gul-den-onemli-hamas-ve-israil-aciklamalari/siyaset/siyasetyazardetay/23.05.2011/1393506/default.htm

BU DURUM HER ŞEYE RAĞMEN İSRAİL ÜZERİNDE BİRAZ ETKİSİ OLAN BİR ÜLKE VARSA O ÜLKENİN ABD OLDUĞU GERÇEĞİNİ DE DEĞİŞTİRMİYOR

Şimdi kısaca İsrail'e bakalım. İsrail Başbakanı Netanyahu, Obama'nın konuşmasından bir gün sonra Beyaz Saray'da Oval Ofis'te gazetecilerin önüne çıktı. Gayet pişkin bir şekilde, Obama'nın düşünceli ve çaresiz bakışları arasında 1967 sınırlarının neden barış için temel teşkil edemeyeceğini uzun uzun anlattı.

Ortamı yumuşatmak isteyen Obama ise İsrail ile ABD arasındaki dostluktan, Amerika'nın İsrail'in güvenliğine verdiği önemden ve bazı farklılıkların her aile içinde yaşanabileceğinden söz etti. Pazar günü İsrail lobisinin en etkili kuruluşu olan AIPAC'da konuşacak olan Obama'nın aynı temaları işleyeceğine şüphe yok.

İşin komik tarafı Obama perşembe günü yaptığı konuşmada zaten İsrail'in hoşuna gidecek birçok şeyi dile getirmişti. 1967 sınırlarında bazı değiş tokuşlar olması gerekeceği, BM'de devlet olarak tanınma yönünde adım atmanın Filistin açısından ciddi bir hata olacağı ve Hamas'ın içinde olduğu bir Filistin yönetiminin yarattığı zorlukları peşinen kabul etti Obama. Ama tabii ki Netanyahu konuşmada İsrail lehine olan bütün bu noktaları görmezlikten geldi.

Bütün bunlar açıkça gösteriyor ki İsrail'in ABD üzerinde ciddi bir siyasi ağırlığı varken ortada simetrik bir durum yok. Yani, benzer şekilde Washington İsrail üzerinde siyasi etki kuramıyor. Bu durum her şeye rağmen İsrail üzerinde biraz etkisi olan bir ülke varsa o ülkenin ABD olduğu gerçeğini de değiştirmiyor tabii ki. Bu nedenle Washington'u bütünüyle etkisiz görmek yanlış olur.

Ömer Taşpınar

http://sabah.com.tr/Yazarlar/taspinar/2011/05/23/obamanin-suriye-ve-israil-ikilemi

İSRAİL BUGÜNKÜ YÖNETİMİNİN 1967 SINIRLARINI BARIŞ İÇİN ESAS ALMAYACAĞINI İLAN ETMİŞ OLUYOR

Bu bakımdan Obama yönetiminin muhtemel bir barış ve Filistin devletinin kurulması için 1967 sınırlarını esas olarak gördüğünü açıklaması elbette ihtilafta yeni bir diplomatik dönüm noktasına, yeni bir merhaleye işaret ediyor. Ancak Obama 1967 sınırlarından ve İsrail'in sınırlarından söz ederken Golan'dan hiç söz etmemiş bulunuyor. Burası da elbette dikkat çekici bir husus olarak ortada duruyor.

Ne var ki, esasta Filistin'in haklı, meşru ve tarihi taleplerinin büyük bölümünü dikkate almayan bu 1967 sınırları sözü dahi Netanyahu ve yönetimini çok rahatsız ve tedirgin etmiş bulunuyor. Nitekim, Netanyahu bu yüzden Obama'yla geçen hafta yaptığı görüşmede bu sınırların 'savunulamaz' olduğunu açıkça söyleyerek Obama'ya bir kere daha (diğeri Yahudi yerleşimleri konusu) karşı çıkmış, meydan okumuş bulunuyor. Kısacası, İsrail bugünkü yönetiminin 1967 sınırlarını barış için esas almayacağını ilan etmiş oluyor.

Sonuçta, 1967 sınırları konusu en azından bugünkü Netanyahu yönetimi iktidarda kaldığı müddetçe üzerinde konuşulmayacak bir konu olarak şimdilik askıya alınmış bulunuyor ve bu yüzden Obama'ya rağmen Filistin-İsrail barışı hayli uzak görünüyor. Acı, ama gerçek bugün işte yalın bir şekilde böyle ortada duruyor.

Fikret Ertan

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1137599&title=1967-sınırları

FRANSA SEÇİM SAHNESİNDE EN KESKİN KILIÇLAR ÇEKİLDİ VE KÖKENLERİ DSK’YI BU SAHNENİN YEMİ YAPMAMAKTA KARARLI

DSK’nın kökenlerine baktığımız zaman, sosyalist olmasında da etkisi olan bir franc-mason ve güçlü Yahudi bağlar görüyoruz.

Babası Gilbert Strauss, henüz 2.5 yaşındaki Dominique ile birlikte Fas’ın Agadir kentine taşınır ve oradaki “biraderler” tarafından çok iyi bir şeklide karşılanırlar. Kısa bir süre sonra Büyük Doğu’ya bağlı locayı kurarlar. (DSK’nın Gerçek Romanı-Michel Taubmann)

Sadece kendisi değil, üçüncü eşi Anne Sinclair de Yahudi kökenlerine sahip çıkan ve İsrail’de çok sevilen isimlerdir. Ateist olmasıyla ve Yahudi olmayan iki kadınla yapmış olduğu evliliklerle sinagogu kızdırmıştır ama Yahudi çevreleri DSK’daki cevherin farkındadır.

Avukatı Benjamın Brafman, dünyanın dikkat kesildiği dava sırasında müvekkilini bırakıp, İsrail’e gidecek kadar İsrail ile bağları güçlü bir isimdir. Hakim karşısına ilk olarak DSK’nın yanında çıkan Brafman, ikinci duruşmadaki eksikliğiyle dikkat çekmişti. Sonradan ortaya çıktı ki, o sırada İsrail’e gitmiş. Davayla ilgili demeci de Haaretz gazetesinde yayınlandı:  “Kazanacağız.”

Görünen o ki, Fransa seçim sahnesinde en keskin kılıçlar çekildi ve kökenleri DSK’yı bu sahnenin yemi yapmamakta kararlı.

Saadet Oruç

http://www.stargazete.com/yazar/saadet-oruc/masonluk-yahudilik-ve-dsk-haber-353428.htm

OLAY MAHALLİ İSE “YAHUDİ BAŞKENTİ” NEW YORK OLUNCA İSTER İSTEMEZ BİR “İÇ HESAPLAŞMA” İHTİMALİ AKLA GELİYOR

ABD’nin ve dünyanın en önemli finans merkezi New York’a bazıları “Yahudi başkenti” derler. New York yerine “Jew York” diyenler bile var. Onun için IMF Başkanı Strauss-Kahn’ın burada yabancılık çekmemesi beklenirdi.

Üstelik bu kadar güçlü bir adam bu şehirde cinayet dahi işlese bunun örtbas edilmesi mümkünken, eşyalarını bile otel odasında bırakıp doğrudan havaalanına koşması ilginç. Demek ki bildiği -veya sezdiği- bir şey vardı. New York’ta bir saniye daha kalamazdı.

Dominique Strauss-Kahn’ın en önemli vasfı Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin rakibi olması gibi görünüyor. Bu bakımdan da Fransa’ya cumhurbaşkanı olmasının engellendiği düşünülüyor. Ayrıca bir şey daha var: Hem Sarkozy hem DSK Yahudi. Olay mahalli ise “Yahudi Başkenti” New York olunca ister istemez bir “iç hesaplaşma” ihtimali akla geliyor.

Bence bu yaklaşım çok açıklayıcı değil. Bir defa DSK, Sarkozy’ye göre “her bakımdan daha New Yorklu”dur. Dolayısıyla Sarkozy’nin rakibinin tasfiyesi için New York’ta bir komplo sahneye konuluyorsa bunun için New York’tan izin alınmış olması gerekirdi. Aksi takdirde New York kendi adamına sahip çıkardı; onu yapamasa bile hiç değilse bu işten hoşnutsuzluğunu gösterirdi.Bu bakımdan Sofitel Hotel’de olup bitenlerden bağımsız olarak, “yükseklerde” ne olup bittiğini anlamak için New York’un DSK’a karşı takındığı tavra bakmak daha doğru. İç hesaplaşmayı Fransa’da değil, New York’ta aramak gerekir.

İbrahim Kiras

http://www.stargazete.com/yazar/ibrahim-kiras/new-york-tan-gelen-kaset-haber-353438.htm

ARAPLAR İSTEMEDİLER, HEP SAVAŞTILAR VE 1948, 1956, 1967, 1973, AHA İSTEDİĞİNİZ KADAR SAYINIZ, HEP YENİLDİLER

İkiyüzlülüğün başka bir örneği, bitmek tükenmek bilmez ve bilmeyecek Arap-İsrail savaşında sergileniyor...

Obama, en akılcı çözüm olarak "1967 sınırını" önerdi.

Hem Netanyahu bozuldu, hem de Hamas örgütü.

Aslında ilk sınır, yani 1948 sınırı çok daha gerçekçi bir çözümdü. Araplar istemediler, hep savaştılar ve 1948, 1956, 1967, 1973, aha istediğiniz kadar sayınız, hep yenildiler.

Haaa, niçin mi çözüme ulaşılamaz?

Çünkü bunun karşılıklı, biri olmazsa öteki de olmaz iki şartı vardır: Bir yandan İsrail yönetimi bağımsız bir Filistin Devleti'ni kabul edecek, öbür yandan da başta Filistin olmak üzere her siyasi renkten bütün Arap dünyası (ve de İran tabii), İsrail Devleti'nin varolma hakkını kabul edecekler!

Hayır, iki taraf da ötekini yoketmek istiyor, ama her iki taraf da "sanki barış istermiş gibi" numara yapıyor. Onun için, çözüm hayal.

Engin Ardıç

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2011/05/23/ikiyuzluluk-firtinasi

OBAMA 1967 SINIRLARI VE KARŞILIKLI ANLAŞMAYA DAYALI DEĞİŞ TOKUŞTAN, İSRAİL VE FİLİSTİNLİLERİN 4 HAZİRAN 1967’DEKİ SINIRDAN FARKLI BİR SINIR ÜZERİNE GÖRÜŞMELER YAPMALARINI KASTETTİĞİNİ BELİRTMİŞTİR

ABD ve İsrail stratejik ortak ve çok özel ilişkilere sahip iki ülkedir ve bu bağ devam etmektedir. ABD Başkanı 1967 sınırına ilişkin olarak değerlendirmesine yönelik İsrail’den gelen tepkiler üzerine AIPAC’ta yaptığı konuşmada buna açıklama getirme ihtiyacı hissetmiştir. Obama 1967 sınırları ve karşılıklı anlaşmaya dayalı değiş tokuştan, İsrail ve Filistinlilerin 4 Haziran 1967’deki sınırdan farklı bir sınır üzerine görüşmeler yapmalarını kastettiğini belirtmiştir. Obama İsrail’in Yahudi devleti ve Yahudilerin vatanı, Filistin devletinin de Filistinlilerin vatanı olarak karşılıklı tanınma ile barış içinde var olmasından söz etmektedir.

Obama’nın yaptığı değerlendirmeler ABD’nin Orta Doğu politikasına ilişkin ipuçlarını vermektedir. ABD Orta Doğu’daki değişimi desteklemeye devam edecektir. Demokrasiye doğru dönüşüm ve reformlar desteklenirken bunun ekonomik alt yapısının da olması özellikle vurgulanan bir husustur. Batı tipi bir demokrasinin yerleşmesinin koşulu olan liberalizasyon bu ülkelerde teşvik edilecektir.

Kamer Kasım

http://www.usakgundem.com/yazar/2125/obama%E2%80%99n%C4%B1n-orta-do%C4%9Fu-de%C4%9Ferlendirmesi.html

Netten okuyun /tıklayın

Hasidik Yahudilerin gizli dünyası

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/05/110518_hasidic.shtml

Onur kıran iki yüzlülükler - CLAIRE BERLINKSKY

İngilizce : http://ricochet.com/main-feed/Two-Galling-Hypocrisies

Çeviri : http://www.hasturktv.com/arsiv/2112.htm

Yahudilerin, bayramların aşağı yukarı aynı mevsime gelmesi için üç yılda bir bir ay ekleyerek ay takviminin gezginliğini azalttığı da söyleniyor

Köye geldim, köylülüğün yok olması fikrine kahroluyorum, ilk dikkatimi çeken şey asmanın bu yıl bu mevsime göre geçen yıllara oranla daha az büyümüş olması oldu, sordum, yıl geç geldi dediler,  sonra İzak'a [Galimidi] anlattım, o da bana Yahudi takvimine göre her üç yılda bir on üç ay olduğunu, yani şimdi nisan sonu olduğunu anlattı, üç yılda bir yıl geç geliyor yani, bunu bu yıla ait bir saptama olarak söyleyen köylü sayısı mutlaka bunun döngüselliğini bilen köylü sayısından çoktur, buna üzülüyorum işte. Yahudilerin, bayramların aşağı yukarı aynı mevsime gelmesi için üç yılda bir bir ay ekleyerek ay takviminin gezginliğini azalttığı da söyleniyor, ama ben bunun doğa gözlemciliğiyle de ilintili olduğuna inanmayı yeğlerim

Ahmet Güntan

http://ahmetguntan.blogspot.com/2011/05/hogacklar-sogudu.html

'Meğerse' Nazi'ymiş – FATİH ÖZGÜVEN

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1050112&Yazar=FATİH&Date=22.05.2011&CategoryID=41

 

Netten Seyredin

Spielzeugland (Oyuncaklar Ülkesi)

2009'da "En İyi Kısa Film" Oscar'ını alan Jochen Alexander Freydank imzalı film:

http://www.dailymotion.com/video/xau5wj_spielzeugland-oyuncaklar-ulkesi_shortfilms#from=embed

Yahudi aile tehcir edilecektir. Alman çocuk, annesine Yahudilerin nereye gideceğini sorar. Annesi ise belki de sadece geciştirmek için ‘’Oyuncaklar Ülkesine’’ diye cevap verir. Zaten çocuksuluğunu daha çok komşusu olan Yahudi aile sayesinde yaşayan Alman çocuk, kendi tabiriyle ‘’Kan Kardeşi’’ olarak nitelendirdiği Yahudi çocuk ile birlikte gitmeye karar verir. Annesi doğal olarak izin vermemiştir fakat Alman çocuk kafasına takmıştır. Kararını verip eşyalarını toplayıp evden kaçar ve olaylar gelişir.

Kaynak yazı:

Almanca, Kar ve Piyano: Spielzeugland

http://www.calismakyorar.com/almanca-kar-ve-piyano-spielzeugland/#ixzz1MsHYervd

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın