Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Simon’dan “Büyüklere Masallar”

Sanırım 1986 yılıydı. Yanılıyorsam da, çok önemli değil. Şalom bünyesinde Silvyo Ovadya’nın girişimiyle bir sanat galerisi oluşturmaya karar verdik. Amaç, henüz profesyonel olmayan, ancak sergi açabilecek nitelikte sanatçıları cesaretlendirmekti. Adını “Gözlem Sanat Galerisi” olarak belirlediğimiz mekân, bir karma sergi ile açılacaktı. Çalışmalara başladık. Liste çıkarttık. Açılışa eserleri ile katılabilecek sanatçıları tespit ettik. (14 Haziran’da doğum gününü kutlayan ve daha nice sağlıklı yıllar dilediğim Habib Gerez, sonraları her açılışımıza gelerek destek verdi.) Sonuçta sergi için gereken resimleri topladık. Ertesi gün resimler asılacaktı. Ama nasıl? Resimden biraz anlamak başka, onları bir galeri düzeninde asmak ise bambaşka bir işti. Silvyo, “Merak etmeyin, bir ‘çocuk’ gelecek. Simon Telvi. Aramızdaki tek profesyonel galerici. O söyler, biz yaparız” deyince rahatladık.

Gün geldi, çalışmaya koyulduk. Herkes bir yerden öbürüne koşuşturuyordu. Aslında mekân küçüktü, ama biz kendimizi muhtemelen Louvre’daymışız gibi görüyorduk. Kapıdan içeri sessizce süzülen “çocuğu” fark etmedik bile. Gülümseyerek etrafa bakıyordu. Simon Telvi ile ilk kez o gün tanıştım. Biz ne kadar panik idiysek, Simon o denli sakin. Müdahale ediyor hissini de uyandırmadı. Ama inanılmaz bir doğallıkla insanların arasına karıştı. Resimlerin yerini değiştirdi, sonra bir daha değiştirdi; astığımız ama çoğu yan giden çubukları ayarladı; spotları düzeltti, doğru ışığı, doğru köşelere yansıttı; resim altlarını kontrol etti. Sonra geri çekildi, etrafına baktı ve: “Aferin çocuklar iyi iş çıkarttınız” dedi. Neredeyse inandık. O denli tevazu vardı yaptığı işte. Aradan onca yıl geçti. Muhakkak ki söyledikleriyle yazdıklarım birebir değildir. Ama çok da farklı değiller.

Simon’la sonra birkaç kez karşılaştık. Ama, ardından ne yaptığı hakkında bir fikrim olmadı.

***

Geçen hafta gazeteyi baskıya yetiştirmeye çalışırken Sami Herman telefon etti. “Genç bir ‘çocuk’ vefat etti. Bilginiz var mı?” diye sordu. İçim çekildi. “Kim?” dedim. “Simon Telvi.” Bir sis bulutunun ardından, sakallı, muzipçe gülümseyen bir yüz belirdi. Kafamdaki resmi silmeye çalıştım. O Simon olamazdı.

Ta ki Cuma günü Afife Jale Sahnesi’nde anısına düzenlenen törende naaşının yanında duran barkovizyonda yüzünü görene kadar.

***

Atom Mühendisi olan Simon Telvi’nin sanat yönünün ağır bastığını bilirdik. Ama ne oldu da, aradan geçen zaman içinde yollarımız hiç kesişmedi? Neden Yeditepe ve Haliç Üniversitelerinde tiyatro eğitimi verdiğini bilmedik? Ya da neden öğrencilerinin o gün sahneye çıkıp Simon için söylediği güzellikleri paylaşamadık? Sanırım o bir yol çizdi. Tıpkı yönettiği oyunlardan biri olan “Büyüklere Masallar” gibi. Belki biz “Büyüklerin”, Simon ise “Masallar”ın yolunu yeğledi.

“Bis” yaparak uğurlanan kaç sanatçı var, bilmiyorum. Veda töreninde St. Joseph’li bir arkadaşı “au revoir” derken, kimi öğrencisi ise: “hoşça kal diyemiyoruz” dedi. Bunu da sen seç Simon.

Ruhun şad olsun.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın