Ortaya karışık

Sıcak yaz günleri sayısız spor etkinliğe tanıklık ediyor… Futbol, basketbol, tenis derken uluslararası şampiyonalar sporseverleri ekran başına kilitliyor. İşte, sıcak haziranın kısa bir spor turu…

Yaz aylarında aklım çok karışıyor. “Acaba ne hakkında yazsam, onu yazmazsam ayıp olur, bak bu da önemli konu” derken buluyorum kendimi. Bir yandan milli takım mücadeleleri, diğer yandan yılın en önemli tenis turnuvalarının artarda olması… Son 1 aydır hem Euro 2016, hem Wimbledon, hem draft’lar hem de Rio Olimpiyatları için elemeler derken yoğun bir programın ortasına düştük. Ben de hangisini yazsam, nasıl anlatsam diye karar veremeyince ortaya karışık bir şeyler yazmanın uygun olacağını düşündüm.

  FURKAN KORKMAZ NBA’DE!

19 yaşındaki Furkan Korkmaz, bu sene yapılan NBA draft’larında Philadelphia 76ers tarafından birinci tur 26. sıradan seçildi. Henüz yaşıtları profesyonel arenada kendilerine yer bulmaya çalışırken Furkan’ın draft edilmiş olması, ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu ve olacağını gösteriyor. Seneye Avrupa’da mı kalacak, yoksa gidecek mi soruları henüz cevap bulmasa da, bir sakatlık yaşamadığı takdirde Furkan, ülkemizin adını güzel basketboluyla herkese duyurmaya devam edecek gibi.

EURO 2016’DA TÜRKİYE

Biraz son dakika, belki de çoğumuz umudumuzu yitirmişken dahil olduk turnuvaya. Zor da bir kura çektik. İspanya, Hırvatistan ve Çek Cumhuriyeti. Hırvatistan ve İspanya’ya karşı alınan mağlubiyetlerden sonra Çek Cumhuriyetine karşı aldığımız galibiyet ülkece hesaplar yapmamıza, ‘diğer grupta hangi takım yense de şu kadar gol atıp oradan çıksa biz de gruptan çıkabiliriz’ düşüncelerine yol açtı. Bu düşüncelerle de saatlerce sosyal medya başında haber beklemeye, spor yorumcularının verdikleri ihtimalleri çevremizdekilerle değerlendirmeye başladık. Bütün bu hesaplarımıza değmedi ve Türkiye gruptan çıkamadı. Hepimiz çok üzüldük, çünkü inanmıştık ve hazırlamıştık kendimizi. Ama oturup da düşününce dedim ki kendime, üç maç boyunca yaşanan olaylarla futbolumuz hep geri planda kaldı, son maç dışındaki maçlarda iyi oynayamadık, şimdi gruptan çıksak yine ‘bir hikâyemiz’ olacaktı. Fakat bu hikâyelere alışmak ne kadar doğru? ‘On maç üst üste yenilsek de, bizim hikâyemiz var biz yaparız’ bahanelerine mi sığınacağız. Bu sene olmadı, çok umut ettik ama maalesef… Çalışmaya devam, daha iyisi olacak. Hem bu turnuvaya negatif bakmak da zorunda değiliz. Çok güzel bir artı kazandık, mükemmel bir oyuncu tanıdık: Emre Mor. Onun ismini bu sene daha çok duymaya devam edeceğiz.

Daha konuşulacak çok başlık var ama sayfada yer kalmaz diye korkuyorum. Bütün bu turnuvalar, heyecanlı dakikalar geçsin, önümüzde spor tarihinin en önemli olaylarından biri olan Olimpiyatlar var. Bütün dünya ekran başında (şanslı olanlar ise canlı canlı) bu heyecana ortaklık edecekler. Bu maç dolu günlerde her kanalda ayrı bir müsabaka var. Sakın ha canım sıkılıyor demeyin, hemen kendinize göre bir maç bulursunuz zaten.

 

GELSİN YEMYEŞİL ÇİM, BEMBEYAZ KIYAFETLER

 

Her şey o kadar hızlı gelişti ki, bol yağmurlu Roland Garros’tan Wimbledon’a nasıl atladık hâlâ anlamadım. Sanki Muguruza ilk Fransa Açık şampiyonluğunu dün kazanmış gibi fakat o anın üzerinden haftalar geçti bile. Pazartesi itibariyle yemyeşil çimenleri ve bembeyaz kıyafetli oyuncularıyla Wimbledon’a konsantre olduk. Bu turnuvada Rafa maalesef sakatlığı nedeniyle yok, Rio’ya kadar iyileşmesi bekleniyor. Ama Federer sakatlıktan geri dönmüş bir şekilde, hazır ve bu turnuvada yer alıyor. Erkekler de favoriler şüphesiz Djokovic ve Murray. Kadınlar içinse bir şey söylemek çok zor. Her seferinde sürpriz bir oyuncu bizi şaşırtmayı başarıyor çünkü.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın