İngilteresiz bir Avrupa

Sami Herman’ın anısına

İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan ve resmi adı Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı (United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland) olan ve bizim kısaca İngiltere dediğimiz ülke 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda Avrupa Birliğinden çıkmaya karar verdi. Brexit adı verilen bu sonuca seçmen rasyonel hesaplardan çok, bağımsızlığın duygusal cazibesi sebebiyle yöneldi. Böylece marjinal bir parti olan İngiltere Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) istediği oldu ve parti başkanı Nigel Farage bu günü Birleşik Krallığın ‘bağımsızlık günü’ ilan etti. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı karşıtı Ali Kemal’in neslinden gelen eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson bu referandumu kendi liderlik hırsları için kullandı.

1980’li yılların İngiliz siyasi komedisi ‘Yes Minister’ (Evet Bakanım) adlı televizyon serisinde üst düzey bir bürokratın yetkili bakana İngiliz dış politikasının asırlardır Avrupa’yı bölme hedefi olduğunu, İngiltere’nin o dönemin Avrupa Topluluğuna girerek bu “böl ve yönet” politikasını devam ettirdiğini ve yeni üyelerin topluluğa girmesini savunmanın da bu teşkilatı sulandırma amacını güttüğünü ifade etmekteydi. Aslında bu şov İngiltere’nin AB’ye baştan beri isteksiz bir şekilde girdiğini son derece başarılı bir şekilde betimlemektedir.(1)

Zaten kendisini hiçbir zaman tam olarak Avrupalı olarak hissetmeyen İngilizlerin AB üyesi ülkelerden gelen göçmenlerden duydukları rahatsızlık daha güçlü ve zengin bir İngiltere beklentisi ile birleşince, AB’den çıkmayı destekleyen oylar yüzde 52’ye ulaştı. Buradaki ilginç nokta 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 75’i AB’de kalmayı tercih ederken, yaşlı nesiller ayrılma yönünde oy kullandılar.

Böylelikle iki yıl sürecek boşanma süreci başladı ve çeşitli belirsizlikler ortaya çıktı. Türkiye de AB içindeki en büyük destekçisini kaybetti ancak kampanya süresince İngiltere Başbakanı David Cameron’ın bile Türkiye’yi gereksiz bir şekilde propaganda malzemesi yapması doğal olarak Türkiye’de hoş karşılanmadı.

Brexit’in İngiltere ekonomisi için zararlı olacağını bildiren İngiltere Merkez Bankası, OECD, IMF gibi kuruluşlar ve London School of Economics gibi üniversitelerin uzman görüşleri seçmenlerin çoğunluğu tarafından dikkate alınmadı. Nitekim İngiliz borsası ve pound’da düşüşler yaşandı. Morgan Stanley, J.P. Morgan, ve Bank of America gibi uluslararası şirketlerin Londra’daki personelinin önemli bir kısmını başka ülkelere taşıması yönünde kuvvetli bir olasılık baş gösterdi ve yatırımların düşmesi yönünde çok ciddi endişeler belirdi.

Bu bağlamda, Londra’nın uluslararası bir finans merkezi olmasında AB’nin katkısı göz ardı edilmemeli. Zaten Londra’da oturanlar bunun farkında olmaları ve kültürel olarak birleşik Avrupa’nın parçası olmaları sebebiyle de AB’de kalmayı tercih ettiler. 

Nitekim Londra (şehir merkezinde yüzde 75, bütün Londra’da yüzde 60) dışında, İskoçya (yüzde 62) ve Kuzey İrlanda (yüzde 55) AB’de kalma yönünde oy verirken, İngiltere’nin çoğu bölgesi ve Galler (yüzde 52) ayrılma yönünde oy verdiler.

Bu durumda AB yanlısı İskoçya için bağımsızlık tekrar gündeme gelebilir. Hatırlanacağı üzere 2014 yılındaki referandumda yüzde 55’lik oranla İskoçya Birleşik Krallık içinde kalmaya karar vermişti. Öbür taraftan Kuzey İrlanda’da İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme talepleri artabilir, çünkü Sinn Fein gibi Katolik milliyetçi partiler AB’de kalma opsiyonunu tercih etmişlerdi ve AB dışındaki bir Britanya’nın parçası olmak istemeyebilirler.

Bundan sonra Avrupa’da yaşayan 1 milyon İngiliz’in hayatları daha zor olacak, ayrıca Britanya’da bulunan üç milyon AB vatandaşının statülerinin nasıl olacağı da tartışmaya açık.

Daha da önemlisi AB’ye stratejik boyut katan, Amerika ile özel ilişkileri bulunan, önemli bir askeri ve ekonomik güç olan İngiltere’nin ayrılması ile AB zayıflayacak.

Bütün bu gelişmelerden sonra Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker gibi Avrupa Birliği’nin liderleri İngiltere’nin kararına üzülmekle beraber saygı duyduklarını ancak çıkış işlemlerinin bir an önce başlaması gerektiğini vurguladılar. Bu hafta sonu yaşanan önemli bir başka gelişme de Avrupa’nın yürütme organı olan Komisyon’daki İngiltere’nin mali işlerden sorumlu komiseri Jonathan Hill’in istifa etmesiydi.

Aslında Brexit kararı bütün dünyada artan popülizm akımının bir sonucu olarak görülmelidir. Amerika’da Donald Trump’ta da gördüğümüz yabancı düşmanı ve sisteme karşı olma iddiası Avrupa’da da prim yapmakta ve AB kurumlarına olan şüpheci bakışa güç kazandırmaktadır. Ancak geçen hafta sonu, 25 Haziran günü Berlin’de toplanan AB kurucu devletlerinin Dışişleri Bakanları, AB’nin var olmaya devam edeceğini vurguladılar. Bu aşamada, AB’nin güç kaybederek de olsa dönüşerek yoluna devam edeceğine şüphe yok, ancak, belki de çok katmanlı güç merkezleri oluşacak, bir merkez ve dış çevreleriyle farklı tip entegrasyon boyutları ortaya çıkacak. Her ne kadar ciddi belirsizlik mevcut olsa da olası yeni yapılarda Türkiye’nin de yer alması muhtemel olabilecek gözüküyor ancak İngiliz halkının bu kararının Avrupa’da bir şok tesiri yarattığına da şüphe yok.

(1) “Yes minister unveils secrets of British foreign policy”, https://www.youtube.com/watch?v=qXLbeg8gO4Y

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın