Reenkarnasyon

Reenkarnasyon konusu pek çok soru ve tepkiye yol açar. Bazen sorulan sadece şu olur: “Reenkarnasyon gerçekten bir Yahudi kavramı mı?” Birçokları, reenkarnasyonun Yahudiliğe değil, özellikle Doğu inançlarına ait bir fikir olduğunu sanır. Mesele şu ki Yahudilik, mistik unsurları gündelik konularla karıştırmayı sevmez. Bu yüzdendir ki reenkarnasyon Tora, Mişna ve Talmud’da yer almaz. Ama sıra Yahudi mistikliğinin baş eseri Zohar’a gelince kişi, sayısız başka konunun yanı sıra, reenkarnasyon hakkında da çok ayrıntılı tartışmalarla karşılaşır.

Reenkarnasyon

Zohar’ın öğretileri dendiği zaman reenkarnasyon konusunda başvurulacak eserler Şaar Agilgulim (Reenkarnasyonlar Kapısı) ya da Sefer Agilgulim’dir (Reenkarnasyonlar Kitabı). Her iki eser de son 500 yılın en büyük Kabalisti olan Rabi Yitshak Luria’nın (Arizal) öğretilerinden oluşmuştur.

Evet, reenkarnasyon, çok eski bir Yahudi geleneğinin parçası ve bir Yahudi kavramıdır. Peki, konuyu ilginç kılan nedir?

İnsanlar kaybettikleri sevdikleriyle en azından duygusal açıdan temasta kalmak ister. Onların, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, iyi olduklarını ve bir başka hayata geri gelebileceklerini bilmeyi arzu ederler. Bu dünyayı terk ettikleri halde, başka bir yerde yaşamaya devam ettiklerini düşünmek, onları rahatlatır. Hayatta gördüğümüz ya da hissettiğimizden fazlasını olduğuna inanmayı kim istemez? İkinci bir şansın bulunmasını, hatta geçmiş hataları düzeltme fırsatının mümkün olmasını dilemeyen var mıdır? 

Reenkarnasyon neden var?

Hayatın kendisi tıpkı öğrenim yaşamı gibidir. Kişi seviyeden seviyeye yükselir, olgunlaşır ve akıllanır. Eğitim, insanın hayatını en iyi şekilde değerlendirmesini ve toplumun sorumlu bir bireyi haline gelmesini sağlar. Aynı şekilde, insan büyüdükçe ruhani kapasitesi de artıp olgunlaşır. Peki, bu tam olarak nasıl gerçekleşir?

Kişinin bilmesi gereken ilk şey, Yahudiliğin şunu öğrettiğidir: Tek bir ruhumuzun olmasına rağmen, bu ruh beş parçadan meydana gelir ve her birinin bir adı vardır – Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida. Bunları kabaca şöyle tercüme edebiliriz: Can, ruh, nefes, hayat ve teklik. Bu isimler tek başlarına fazla bir şey ifade etmiyor olabilir. Ancak mesele şudur ki, tinsel tamlık yolunda bir yolu temsil ederler çünkü her seviye, kişiyi ruhsallığın daha yüksek seviyelerine taşır.

Bir benzetme yapacak olursak, bir bilgisayar yazılımını seçebiliriz. Kişi sıklıkla bilgisayarı için ucuz hatta bedava bir yazılım alır. Ancak aleti kullanmaya başladığında birçok fonksiyonun aktif olmadığını yani kullanılamayacağını fark eder ve bunları aktif hale getirebilmek için para ödemeye başlar. Programa para yatırdıkça kendisine yetki verecek olan şifreler eline geçer, şifreleri girince gri alanlar siyahlaşır, yani aktif hale gelir ve program güçlenir. Numaralardan oluşan bir şifre nasıl olur da yazılımı mükemmel bir şekilde işler hale getirir? Aslında getirmez. Olay şundan ibarettir: Ulaşılabilir ve ulaşılamaz olan tüm fonksiyonlar program ilk indirildiğinde bilgisayarda zaten mevcuttur. Ama program öyle bir şekilde tasarlanmıştır ki, şifre için para ödemedikçe belli fonksiyonlara erişemezsiniz. Kullanıcı neyin eksik olduğunu gördükçe, programın geri kalanı için para ödemeye hazırdır. Bunu yaptığı an programı tescil ettirir ve yazılımı mükemmel şekilde kullanır.

Kişi dünyaya geldiğinde, ruhunun beş seviyesi de onda mevcuttur. Zaten biri eksik olsa, kişinin Hayatın Kaynağı ile bağlantısı kesik olacaktır. Talmud’a göre bebek daha ana rahminde iken bir melek ona bütün Tora’yı öğretir ama doğumdan hemen önce her şeyi unutmasını sağlar (Nidda 30b). Anlamsız görünüyor, öyle değil mi? Aslında değil. Yeni bir şey öğrenmek ve bir zamanlar öğrenilen bir şeyi yeniden hatırlamak arasında büyük bir fark vardır. Talmud’un bize söylemeye çalıştığı şudur: Eğitim, en azından Tora eğitimi, şuuraltında mevcut olanı bilinçli zihne geri getirir. Tora öğretimi kişinin daha yüksek bilinç seviyelerine ulaşmasını ve dolayısıyla ruhun daha yüksek düzeylerine çıkmasını sağlar.

Kişi doğumda ruhun bu beş seviyesinin en azına ihtiyaç duyduğundan, Nefeş canlı kalır ve işler. Küçük bir bebeğin yemek ve uyumaktan başka yapacağı fazla bir şey yoktur ve bunun için Nefeş yeterlidir. Aslında bir insan hayatının geri kalanı boyunca sadece Nefeş seviyesinde kalabilir; birçok kişi bu durumdadır. Ruhaniliklerinin fazla olduğu söylenemez.

Tanrı insanı boş yere Kendi görüntüsünde yaratmadı. Bunu, onun büyük ruhani başarılara imza atması, bu dünyada ve Gelecek Dünya’da en yüce doyum seviyesine ulaşması için yaptı. Hayatın amacı budur ve ideali bunu tek bir yaşam süresince (tekrar tekrar dünyaya gelmeden) başarmaktır.

Her şey bir yolculuk meselesidir

İnsanoğlu büyük ruhaniliğe ulaşma yeteneğine sahiptir ama hayat onu her zaman desteklemez. Suçlu kim peki? Yetser ara ya da kötü eğilim. Gan Eden’de yetser ara’yı yılan temsil ediyordu. Tanrı’nın yasaklamasına rağmen İyi ve Kötüyü Bilme Ağacı’nın meyvesini yemesi için Hava’yı ikna eden oydu. O zamana kadar insanoğlunda kötü eğilim yoktu; iyi ile kötü arasında mükemmel bir dengede bulunuyordu. Ne yazık ki, bu durum uzun sürmedi. İnsanoğlu, işlediği günahın sonucunda yetser ara’yı içine çekti ve bu, onun bir parçası haline geldi. Tora şöyle yazar: “İnsan kalbinin eğilimi, çocukluğundan itibaren kötüdür” (Bereşit 8:21).

Sanki yetser ara’nın kendi planları vardır. Mükemmel olmayı değil, iyi vakit geçirmeyi tercih eder. Ruhani gelişimi sabote etmek için her fırsattan yararlanır. Sorun şudur ki, yetser ara, ruhun basamaklarını tırmanma (Nefeş’ten Ruah’a, sonra Neşama’ya, vb.) yeteneğimize müdahale eder. Bir de bakarız ki, amacımıza ulaşamadan ömrümüz sona ermiş. Bazı durumlarda insanlar onlarca yıl hatta hayatları boyunca ruhun en düşük seviyelerinde takılıp kalır. O zaman ne olur peki? İşte reenkarnasyon o zaman devreye girer. Neyse ki her şeye en baştan başlamamıza gerek yoktur. Sadece önceki yaşantımızda yaptığımız hataları düzeltiriz.

İkinci isminiz 

Kişi öldükten sonra melekler ona ikinci adının ne olduğunu sorar. Bu soruya nasıl cevap vermek lazım gelir?

Büyük Kabalist Arizal, kişi öldükten ve defnedildikten, ona eşlik edenler gittikten sonra yeni ziyaretçilerin geldiğini öğretir. Ancak bu ziyaretçilerin fiziksel bir bedeni yoktur çünkü melektirler. Gelme nedenleri de müteveffaya saygılarını sunmak değil (Şaar Agilgulim, 23. Bölüm), bir soru sormaktır: “Adın neydi?” “Adım ne miydi?” Melekler ta göklerden adımı sormak için mi geldi? Bundan kolay ne olabilir? Soru aslında hiç de kolay değildir çünkü doğumdan itibaren iki adımız vardır. Birincisi herkesin kullandığı isim olduğu için ona son derece aşinayızdır. Ancak diğerini hayat boyu duymamış olabiliriz. Meleklerin hangi ismi duymak istediğini tahmin edebiliyor musunuz?

Gündelik ismimizi ebeveynlerimiz takar ve o sırada çoğu zaman bizi düşünmezler. Peki diğer ismimiz nedir? Onu bize kim takar ve bu isme neden ihtiyaç duyarız?

Söz konusu olan üzerinde çalışmamız ve düzeltmemiz gereken ruhani zayıflıktır. Bunun için yardıma ihtiyacımız vardır. Eğer insanlar kendilerini mükemmelleştirmeye adarsa, olabilecekleri en iyi kişiye dönüşürler. O zaman üzerinde çalışıp düzeltecekleri ruhani zayıflıkları olmaz.

Bu tür kişiler ruhani zayıflıklarını yok sayacakları ya da benimseyecekleri huylar olarak değil, alt etmeleri gereken meydan okumalar gibi görürler. Hayatlarını daha anlamlı kılmak için zayıf yönlerini düzeltecek güçleri devreye sokarlar. Çevrelerindekiler vasat kişiler olarak kalmayı seçerken, onlar Yaratıcı’larının görüntüsüne uygun bir yaşam sürdürerek potansiyellerini tam manasıyla yerine getirirler.

Bu insanlar öldükten sonra melekler onları ziyaret edip de “İsmin neydi?” diye sorduğunda, sorunun manasını anlarlar ve yanıtını bilirler. Ruhani zayıflıklarını düzeltmek için bir ömür geçirdiklerinden, onları, ebeveynlerinin taktığı isim kadar iyi tanırlar.

Peki, ziyaretçi meleklere doğru cevabı veremeyenlere ne olur? Aşem vefat edenin ruhunu, yaşadığı süre boyunca yapamadığı düzeltme sürecinden geçirir. Melekler ruha diğer adını “öğretir” ve onu, reenkarnasyonu uğrayacağı zaman yapması gereken düzeltme aşamasına hazırlar.

Yazının bu bölümünde üç şey öğrendik sevgili okurlar:

1  Bu dünyaya geliş nedenimiz, tinsel açıdan kendimizi mükemmelleştirmektir.

2  Tora öğrenmenin yardımıyla, ruhani zayıflıklarımızı keşfeder ve öyle mükemmelleşiriz.

3  Hayattaki amacımız ruhani açıdan daha kuvvetli olmak ve zayıf yönlerimizi ortadan kaldırmaktır.

Bazı insanlarda ruhani zayıflık, bencilliğe ve başkalarını anlamamaya; başkalarında ise fiziksel haz alma takıntısına dönüşür. Bu uğurda alçak değerler için yüce değerleri feda ederler.

Bu dünyaya defalarca gelmek iyi değil çünkü bu, bir şeyleri sürekli yanlış yaptığımızın göstergesi. Aşem hepimize iyi kaderler yazsın. Amen.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın