Hasret: ‘Sehnsucht’ İstanbul güzellemesi

SİYAD’ın ‘Yılın En İyi Belgeseli’ seçtiği ‘HASRET’ ile Ben Hopkins farklı, sağlam, özgün, yaratıcı, etkileyici bir film yapmış.

İlk İstanbul seyahatini 2000’de yapan, bu şehre sık sık gelip Türkçeyi öğrenen İngiliz yönetmen Ben Hopkins, Genco Erkal’ın oynadığı ‘Pazar: Bir Ticaret Masalı’ ile Antalya’da dört ödül kazanmıştı. Eşi Ceylan Ünal ile senaryosunu birlikte yazdığı filmde, Hopkins İstanbul’a farklı gözlerle bakan, İstanbul’un ruhunun peşine düşen bir belgesel yapmış. Kurmacayla gerçeğin iç içe geçtiği yapısıyla film, izleyicisini şehrin ruhuna ve derinliklerine yaptığı bir yolculuğa davet ediyor. Doğup büyüdüğüm bu şehre nostaljik bir bakış açısıyla yaklaşan filmi, aşık olduğum Büyükada’yı unutmadığı için de çok sevdim. Ben Hopkins’in başrolü de üstlendiği, dış sesiyle eşlik ettiği filmin, İstanbul’a bir saygı duruşunda bulunduğunu söylemek mümkün.

Geçtiğimiz hafta 48. SİYAD Ödülleri gecesinde yılın En İyi Belgesel Ödülünü kazanan, Türk-Alman yapımı ‘Hasret- Sehnsucht’ belki de İstanbul üzerine yapılan belgesellerin en iyisi.

1969 Hong Kong doğumlu, hayatının büyük kısmını Londra’da geçiren İngiliz yönetmen Ben Hopkins, İstanbul’a ilgi duyan yabancı sinemacıların başında geliyor.

İlk İstanbul seyahatini 2000 yılında yapan, bu şehre sık sık gelip yaşayan, Türkçeyi öğrenen, bir Türk kadınla evlenen Ben Hopkins, günümüzde Berlin’de yaşıyor.

Almanya’da pek izlenmeyen bir televizyon kanalı, belgesel çekimleri için ufak bir film ekibini İstanbul’a gönderir. Ekibin başındaki Ben Hopkins, iki teknisyen arkadaşıyla, bir yük gemisiyle İstanbul’a gelir; ucuz bir Sirkeci oteline yerleşir.

Evvelce İstanbul’a gelip, Genco Erkal’ın oynadığı ‘Pazar: Bir Ticaret Masalı’ kurmaca filmiyle, 2007’de Antalya Film Festivalinde, aralarında En İyi Film dâhil, dört ödül kazanan Ben Hopkins, neredeyse bizden biri diyebileceğimiz biri. Eşi Ceylan Ünal Hopkins ile senaryosunu birlikte yazdığı ‘Hasret’te Ben Hopkins İstanbul’a farklı gözlerle bakan, İstanbul’un ruhunun peşine düşen bir belgesel yapmış.

Mochumentery/yalancı- kurgusal belgesel türüne giren ‘Hasret’ sağlam, farklı, özgün, yaratıcı, düzgün ve son derece etkileyici bir film.

Adını Seyyan Hanım’ın 1930’lardaki hüzünlü tangosundan alan ‘Hasret’, sosyoekonomik ve siyasi görünümüyle, İstanbul’un hızla bozulan görünümünü peliküle kaydetme amacıyla yola çıkıyor.

Kurmacayla gerçeğin iç içe geçtiği yapısıyla film, izleyicisini İstanbul’un ruhuna ve derinliklerine yaptığı bir yolculuğa davet ediyor.

Dokudrama türündeki film, hüzünlü atmosferiyle İstanbul’un melankolik ruhunun peşine düşüyor. Deli dolu bir filozof olan sanatçı- oyuncu- tarihçi Faruk’un (İsa Çelik) dediği gibi, İstanbul uçsuz bucaksız derin bir konu.

Ben Hopkins’in bizatihi canlandırdığı TV ekibinin yönetmeni, günümüzden geçmişe uzanan bir İstanbul portresi çiziyor.

Haydarpaşa’ya yanaşan bir yük gemisiyle İstanbul’a ayak basan TV ekibi, burada konteynerleri boşaltan işçileriyle yaptığı bir söyleşi ile başlıyor film.

Boğaz ve Nevizade’deki oryantalist sekansın ardından, ekip İstanbul’un çeşitli mahallelerini gezip, oranın enteresan sakinlerini tanır: Kediler medeniyetinden bahseden, bu şehirde 99 gün geçirdiyseniz artık iflah olmazsınız diyen tarihçi Faruk (yılların fotoğraf sanatçısı İsa Çelik), kâğıt toplayıcıları, berduşlar ve garibanlar…

İSTANBUL’A   SAYGI DURUŞU

Ben Hopkins’in şairane dış sesiyle eşlik ettiği filmin İstanbul’a bir saygı duruşunda bulunduğunu söylemek mümkün. Yönetmenin, şehrin ruhuna inmeye çalışırken yaptığı söyleşilerde, bir Çarşamba sakini “iki türü insan vardır: Müslüman ve kâfir” diyor.

Bir çöp toplayıcı, Suriyeli mültecilerin işlerini engellediğini anlatıyor. Rafi adlı bir Ermeni gazeteci, her şeyi çözmüş bir çaycı, Küçük Armutlu’dan Alevi solcu bir genç, meczup ve âşıklar kahvesinin Sufi derviş sahibi…

Bu son söyleşide, Hürriyet’te Musa Dede adıyla yazıları yayınlanan Lari Dilmen, sahiplerinden biri olduğu kahvehanenin bir amacının da yoksulların karnını doyurmak olduğunu anlatıyor.

Şehirde yaşayan farklı dinlere mensup insanlara mikrofon uzatan filmde, bir Ermeni gazetecinin ağzından Ermeni cemaatinin düşüncelerini dinliyoruz.

Bir gün yönetmen montaj odasındayken, izlediği görüntülerden, çekim yaptıkları sırada orada olmayan suretler, gölgeler fark eder. Kamera hayaletleri mi yakalıyordur?

Bu fikir onda bir takıntı haline gelir. Kasıtlı olarak daha tenha, karanlık yerlerde daha fazla hayalet bulma umuduyla çekim yaptırır.

Doğup büyüdüğüm İstanbul şehrine nostaljik bir bakış açısıyla yaklaşan ‘Hasret’i, aşık olduğum Büyükada’yı unutmadığı için de çok sevdim.

Çocukluğumda gri önlükleriyle yetimhaneye giden Rum yetimleri hatırladığım, 30 yıldır evimin balkonundan gördüğüm, bugünkü haliyle, yangın geçirmiş, yer yer yakılmış, metruk yetimhaneden de yolunu geçirtiyor film.

Koyu bir hüzünle izlediğim bu sekansın ardından, Büyükada’daki çekimlerden sonra isyan bayrağını açan, yönetmenin takıntılarına dayanamayan ekip çalışanlarının kendisini terk edişini izliyoruz.

İstanbul belgeseli projesi giderek kontrolden çıkıyor, yönetmen yoluna tek başına devam etme kararı alıyor.

 

KENTSEL DÖNÜŞÜM  RANT SÖMÜRÜSÜ

Yönetmen gün ışığından karanlığa, günümüzden eskiye sürüklenip, İstanbul’un değişen görünümünün ve tarihinin melankolik izlerini sürüyor. Yıkılan mahalleler, kaçak göçmen işçiler, hükümet karşıtları, “gezi direnişi günlerinde mahallemde olanları Danimarka televizyonundan izledim” diyen bir genç…

Eşsiz bir hüzün atmosferinde, kentsel dönüşüm adı altında yaratılan rant sömürüsünü hissediyor, koca bir inşaata dönüşen, çirkin gökdelenleri ile silueti değişen şehrin kaderine üzülüyoruz.

Dünyanın beşinci büyük kenti, 8 bin yıllık İstanbul’un günümüzdeki halini gözler önüne seren film, yer yer şiirsel anlatımı, fantastik ve ironik tonu ile öne çıkıyor.

Ben Hopkins birçok yaraya parmak bastığı filminde, İstanbul’un yitip giden güzelliklerini hatırlatarak bizleri hüzünlendiriyor. Acımasız gerçeklerle yüzleştiğimiz film, eski İstanbul’a adanmış bir güzelleme niteliğinde.

Fatih Akın’ın ‘İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek/Crossing The Bridge: Sound of İstanbul’ (2005) fiyaskosu ile karşılaştırıldığında, Ben Hopkins’in İstanbul’u kullanmadaki gösterdiği maharete şapka çıkartıyoruz.

Kurmacayla belgeseli kaynaştırmada gösterdiği beceriyle, Jörg Gruber’in şehrin ruhunu yansıtan görüntüleri ile Efe Akman’ın başarılı müzikleriyle, Ben Hopkins’in zekice kurguladığı ‘Hasret’ izlenmeyi hak eden bir film.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın