İnsanı insana ne bağlar?

Ne bağlar gerçekten? Kan mı, toprak mı, kültür mü? Peki, hiç tanımadıklarımıza bizi ne bağlar? Dünya görüşü, aile terbiyesi, hayata bakış açısı mı?

Yaklaşık on gündür bunu düşünüyorum. Mustafa Koç’un aramızdan ayrıldığı günden beri… Koç ailesiyle hiçbir bağım yok. Aileden kimseyi tanımıyorum. Tek bildiğim, Koç adının, istihdam gücü çok yüksek, büyük bir kuruluş olduğu… Elbette ilk araba, ilk buzdolabı, birçok ilk; Türkiye için Koç demek… Ama o kadar…

Mustafa Koç da basından ve cemiyet haberlerinden bildiğim bir isimdi. Eşinin başarılı iş girişimlerini biliyordum, iki kızı olduğunu, Koç Holding yönetim kurulu başkanlığını babasından devraldığını… Yine o kadar… Başarılı isimlerin başarı öykülerini bilmeyi severim, bunlardan etkilenirim, öğrencilerime anlatırım. Ama Mustafa Koç hakkında bildiklerim sınırlıydı… Ta ki o acayip perşembe sabahı yaşanana kadar…

Okuldaydık. Son dakika haberlerinde kalp krizi geçirdiği, hastaneye kaldırıldığı ve hayatta olduğu bilgisi geçti. Bu bilginin üstünden yarım saat bile geçmeden hayatını kaybettiğini öğrendik.

Bir an düşündüm. Hiç kimse, elli altı yaşında ölmeyi aklına getirmez. Daha yapacak çok işi vardır, ulaşacağı hedefleri, büyütecek çocukları, emeklilik sonrası planları… Hayatın en güzel dönemidir orta yaş ve bu dönem; yeni programlara, dingin zamanlara yapılacak tatlı bir hazırlıktır aynı zamanda…

İnsan sabah sporu yaparken bırakır gider mi hayatı?

Durup dururken, hiç sebep yokken!

Ali Koç’un bu kaybın ardından yaptığı yorum, aklımdaki tüm soruların cevabıydı aslında: “Burada ne yazıyorsa, o!” demiş, alnını göstererek…

Bütün yaşam felsefemiz bu olmalı… Geleceği düşünerek ama bugünün içini doldurarak yaşamak… Genç yaşta, sayısız başarı, mutluluk, hoş hatıralar biriktirerek yarınlara kararlı bir şekilde yürümek.

Yol aniden biterse yanındakilerin sana kâr kalacağını bilinciyle yaşamak…

Sonrası, doğal süreçte gelişecek sandık ama bambaşka bir süreçti yaşanan… Bu değişimi doğruladı Mustafa Koç… Neler biriktirmişti, kimleri eklemişti ki hayatına, onu tanıyan, tanımayan herkes paylaştı acısını, herkes aynı sevgi ve saygıyla el salladı arkasından… Sessiz sedasız gerçekleştirdiği ne varsa bir bir açığa çıktıkça daha çok alkışladı onu, daha da büyüttü yüreğinde, daha çok bağrına bastı. O bir işveren, patron ya da büyük bir ailenin oğlu olmaktan çıktı; bambaşka bir ad ve soy ad oldu yaptıkları öğrenildikçe…

Hiç tanımadığı bir adam için gözyaşı döktü herkes… İnsan gibi insan olmanın yürekten geçtiğini gördü yeniden…

Unutuyoruz çünkü…

Hayatın hayhuyu, kandırmacası içinde aslında ne kadar değerli ve kısa olduğunu, onu nasıl ertelemeden yaşamamız gerektiğini unutuyoruz.

Mustafa Koç, bunların tamamını yeniden hatırlattı bize. Fotoğraflarına, ölümün hiç yakışmadığı yüzüne baktım. Düşündüm. İnsan olmanın değerinin ne kadar paha biçilmez olduğunu, başarının, tevazuunun, vatanseverliğin, ilkeli duruşun insan ölse de sonsuza kadar yaşadığını düşündüm.

Şimdi ona dua okurken buluyorum kendimi bazen… Ve düşünüyorum, insanı insana ne bağlar?

Ne bağlar biliyor musunuz?

Çocuklar…

Geleceğe en sağlam temeller bağlar. Çünkü çocuklar yarınlara yetiştirilir aynı heves, gayret, bilinç ve istekle… Kimi okutur, kimi iş verir, kimi şans verir ve hayatı devam ettirirler beraber…

Hiç tanımadığım bir adama, çocuklarıma örnek nitelikte olduğu için teşekkür ediyorum.

Başarının sadece parayla olmadığını, yürek ve düşünce gücü olduğunu elli altı senelik hayatına bu kadar güzel sığdırdığı için…

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın