Yahudi bakış açısıyla, fiziksel dünyamızda vücut ve güzellik

Bu yazı, Yahudiliğin güzelliğe bakışını, fiziksel beden, bedenin bulunduğu dünya ve gerçek güzelliğin kaynağı olan ruh arasındaki ilişkiyi ele alıyor, sevgili okurlar.

Yahudi bakış açısıyla, fiziksel dünyamızda  vücut ve güzellik

Saklı ve soyut Yahudi ruhu, günümüzün fiziğe ve dış görünüşe bakışı karşısında daha da arka plana itiliyor, öyle değil mi? Bu açıdan insan şunu sormadan edemiyor: Bedenle ruh birbiriyle dost mu, düşman mı? Bazen ruhun bedene (kendini aç bırakmak, vücudu boydan boya dövmelerle kaplamak, vb.), bazen de bedenin ruha (sapıkça arzulara kapılıp, ruhu yoldan çıkarmak gibi) yaptıklarını düşününce, pek dostane bir ilişkileri olduğu söylenemez.  Samimi olalım; iç güzelliğinin, moda dergileri ve ünlü etiketlerle rekabet etmesi kolay mıdır? İç güzelliğin esinlendirdiği tinsel faaliyetler, kadının doğuştan gelen güzellik arayışı karşısında nasıl gerçeğe dönüşebilir? Cilt bakımı randevusu mu, hastanede yatan çocukları ziyaret etmek mi? Sizce hangisi baskın çıkar? İstediğiniz kadar “güzellik geçicidir, önemli olan karakterdir” deyin. İç güzelliği deyince, aklına karaciğerin, dalağın, midenin güzelliği gelenler var! Şaka tabi.

Bedenle ruh arasında işleyen bir ilişki

Tora bu konuda ne öneriyor, biliyor musunuz? Gerçek dünyayı, ruhani büyüme yolunda bir araç olarak kullanmayı ve böylece bedenle ruh arasında, işleyen bir ilişki kurmayı tavsiye ediyor. Yahudi bir kadının maddi dünyaya katkıda bulunması, kendini geliştirmesi ve kişisel tatmini açısından benzersiz bir fırsattır. Bazı ruhani liderlerin eşlerini örnek alalım: Hem bakımlılar, hem bir sürü çocuk yetiştiriyorlar, hem de öğretmenlik yapıyor, seminer ve konferanslar veriyorlar. (Bunu, göz önünde olmaları açısından söylüyorum. Yoksa dediklerim herkes için geçerli olabilir.) Demek ki, dış görünüşü ihmal etmeden yararlı pek çok iş yapmak mümkün. Aynı şeyi erkekler için de söyleyebiliriz. Jimnastik salonunda makul saatler geçirmek, Tora’yı ihmal etmek anlamına gelmiyor; yeter ki bu ikisi arasında sağlıklı bir denge kurulsun.

Tora, bedenle ruh arasındaki ilişkiyi, bir at (beden) ile binicisine (ruh) benzetir. İdeal olanı, binicinin atı yönetmesi, onu tehlikelerden uzaklaştırması ve olumlu gelişme fırsatlarına doğru yönlendirmesidir. Buna karşılık at, biniciyi (emirlerine itaat etmek suretiyle) gideceği yere götürür. Başka bir deyişle beden, ruhu, hayattaki belli hedeflere ulaştırır. Bedenin maddiyata eğilimi vardır. Ruh direnecek ve ebedi hakikate odaklanacaktır. Yahudiliğe göre maddi dünya, iyi ya da kötü için kullanılabilecek bir âlemdir. Eylemlerimiz, arkalarında yatan niyet ve bedenimizle yaptığımız şeyler (bunları ne şekilde yaptığımız ve sunduğumuz) tinsel refahımızı etkiler.

Anlaşılan şu ki beden, iyi ameller için bir araçtır. Bu ameller, ruha liyakat kazandırır. Söz konusu fikir, insanlık tarihinin en başında, Aşem’in ilk insana ‘Adam’ (toprak) ismini vermesiyle ortaya konmuştur. Tanrı bu isimle, fani insanın, tüm diğer yaratıklar gibi fiziksel, dünyevi bir öze sahip olduğunu belirtir.

Ancak diğer yaratıkların aksine, insanın, fiziksel varlığına tinsellik kazandırmak suretiyle onu eğitme sorumluluk ve yeteneği vardır. Bu amaca, ruhun, bedeni yönetmesi sayesinde ulaşılır. Toprak yabani otlar, taşlar, vb. üretebildiği gibi, en güzel çiçekleri ve gıdaları da çıkarabilir. Aynı şekilde insan, yeryüzündeki zamanını nasıl geçirdiğine bağlı olarak, kendini geliştirebilir ya da yıkıma götürebilir.

Özetleyecek olursak, ruh ve beden, eylem aracılığı ile birbirine bağlıdır; hem de ayrılmaz bir şekilde. Tora, bedene tekabül eden ve bedenin 613 uzuv ve kirişiyle gerçekleştirilecek olan 613 emir (mitsva) içerir. Başka bir deyişle, bedenin her bir kısmı, kişinin tinsel mutluluğuna katkıda bulunma fırsatına sahiptir.

Beden ile ruh arasındaki bağlantı, Tora verilirken bile apaçık görülmektedir. Bilgelerimiz şöyle açıklar: Öğretmenimiz Moşe, Sinay Dağı’na çıktığında, melekler, Tanrı’nın fani insanlara değerli bir hazine vermek üzere olduğunu belirterek itiraz eder. Moşe, Tora’nın insanlara gayet uygun olduğunu çünkü içerdiği tüm emirlerin insanın yaşadığı fiziksel dünyada yerine getirilmesi gerektiğini söyler ve ilave eder. Örneğin anne babaya hürmet, yemekten önce ve sonra beraha okumak, cinayet işleme, çalma ve zina yasakları gibi emirler, doğaüstü âlemle hiçbir şekilde ilgili değildir.

İnsanoğlu sadece fizikselliğin zorluklarını çeker. Yahudi kadının bu konuda kendi problemleri vardır. Güzellik ve vücut ölçüleriyle ilgili standartlar, kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerini çarpıtır ve gereksiz tatminsizliklere iter. Günümüz kültürü, onun öncelikle dış görünüşüne ve gösterişe yatırım yapmasını ister.

Tora’da fiziksel güzellikleri kalp güzellikleriyle bağlı kadınlar

Yahudilik, beden ile ruh arasındaki ilişkinin geliştirilmesi suretiyle, iç ve dış güzelliğin dengelenmesini savunur. Tora, fiziksel güzellikleri, kalp güzellikleriyle sıkı sıkıya bağlı kadın örnekleriyle doludur. Örneğin Anamız Sara’dan “güzel görünümlü bir kadın” (Bereşit 12:11) olarak söz eder. Sara’nın, Yahudiliğin dört annesinden biri olması sebebiyle, dış görünüşünün, güzelliğinin ancak bir yönü olduğunu biliyoruz. Şabat akşamları erkeklerin eşlerine okuduğu Eşet Hayil şiirinin Atamız Avraam tarafından yazıldığına inanılır ve bu şiir, Sara’nın pek çok erdemini sıralar. Büyük din âlimi Raşi, Tora’nın (Bereşit) 11:29 sayılı dizesinde ona “İska” (bugünkü şekliyle Jesika) olarak atıfta bulunduğuna dikkat çeker ve açıklar: “İska, Sara’dır çünkü o, Şehina’yı (Kutsal Ruhu) görmüştü ve herkes onun güzelliğine bakardı.” İska adıyla ima edilmekte olan tinsel ve fiziksel görkemin bu bileşimi, Sara’nın büyüklüğünü gösterir.

Bir başka güzel kadın kahraman, kuvvetli karakteri sayesinde, (Yahudi halkını çölde geçen kırk yılın ardından ‘Vaat Edilmiş Topraklar’a götüren) Yeoşua’nın karısı olmayı hak eden Rahav’dır. Rahav’ın öyküsü, Yeoşua Kitabı’nın ikinci bölümünde yer alır. Kırk yıl boyunca fena namlı bir kadın olarak yaşayan Rahav, hayatını fiziksel güzelliğine adamış ve bedenini kötüye kullanır. Ancak sonunda doğruyu açıkça görür ve dürüst bir kadına dönüşür.

Avigail (yedi kadın peygamberden biri), dış güzelliği keskin zekâsıyla eşleşen üçüncü bir kadın kahramandır. Öyküsü Şmuel I Kitabı’nın 25. Bölümünde bulunur. Kitap ondan “zeki ve güzel” diye söz eder ve müstakbel Kral David’i, yararına olmayacak bir savaştan nasıl vazgeçirdiğini, sonra da onunla nasıl evlendiğini anlatır. Tora, Avigail’in güzelliğini, onun dürüstlüğü, cesareti ve vizyonu ile yarıştırır. Böylece Avigail’in güzelliğinin, içten dışa yansıdığı sonucuna varırız.

Büyük güzelliği ile ünlü dördüncü Yahudi kadın, Purim öyküsünün kahramanı Kraliçe Ester’dir; fiziksel güzelliğini amaç değil, araç olarak kullanır. Ester, Yahudi olmayan Kral Ahaşveroş ile evlenir ve kendini, Yahudi görüş ve yaşam tarzına tamamıyla yabancı olan bir sarayda bulur. Kraliçe olarak konumunu kullanır ve ülkesindeki Yahudilerin hayatını kurtarır. Başta kocasına başvurmaya isteksizdir ama kuzeni Mordehay ona şunu hatırlatır: Kraliçe seçilmesinin gerçek nedeni, belki de bu görevdir (Megilat Ester 4:14).

Ahaşveroş’un Ester’i seçmesinin sebebi, en başta güzelliğidir. Bu özelliğinden yararlanarak asıl meziyetlerini ortaya çıkarmak artık onun elindedir ve Ahaşveroş’un sandığından çok daha dayanıklı olduğunu gösterir. Böylece sadece çağının en cazip kadını olarak değil, çok yönlü bir güzel olarak hatırlanmayı hak eder.

Sara, Rahav, Avigail ve Ester’in fiziksel parıltısı, içlerinden gelen iyilik ışığı, dürüst karakterleri ve esinmişliklerinden kaynaklanır.

Hem iç, hem dış güzellik arayışındaki günümüz Yahudi kadınına gösterilecek başka bir örnek, bedenle ruh üretken bir işbirliği içinde olduğunda nelerin başarılabildiğini kanıtlayan, Mısır’daki İbrani kadınlardır. Mısır’daki kölelik sırasında Paro, yeni doğan bütün Yahudi erkek bebeklerin Nil Nehri’ne atılmasını emreder. Bunun üzerine Yahudi erkekler, eşleriyle birlikte olmaktan ve üremekten vazgeçer. Kadınlar ise Yahudi geleceğinden umut kesmeyi reddeder. Kocalarını çocuk sahibi olmaya ikna etmek için zekâ, cesaret ve güzellik gerektiren bir strateji benimserler: Giyinip kuşanırlar ve bakırdan aynalarını alarak kocalarının çalıştığı arsalara giderler. Erkeklerin yanında el aynalarına bakarak (sanırım bu bir tür cilveleşme oluyor) onları çocuk yapmaya teşvik ederler ve böylece Yahudiliğin devamlılığını sağlarlar. Mısır’ın Yahudi kadınları fiziksel güzelliklerini en büyük amaç uğruna kullandı: Yahudiliğin günümüze kadar devamı için.

İnce eleyip sık dokuyarak, sonu gelmez isteklerde bulunarak evlenmeyi sürekli geciktiren günümüz gençliğine ne demeli şimdi? Ya herkesi reddederek bekâr kalmayı sürdürenlere? İnsanların içsel güzelliğini görmemekte ısrar edip, ille de manken (gibi) ya da ilah (gibi), Karun (kadar zengin) olmalı diyenlere? Ne olur biraz derine, cildin altına insek? Nice altın kalpli, yetenekli kadın ya da erkek, paralı ve çok güzel/yakışıklı olmadıkları için yalnız kalıyor. Evet, yalnız kalmaya mecbur olan insanlar vardır. Ama yalnızlığına son vermek, kendisine olumlu bir gözle bakan karşı cinsin elinde olanlar da çoktur. Yalnızlık ve mutsuzluk insanı kıskanç ve hırçın yapıyor. Armudun sapı, üzümün çöpü demeyi bırakalım, ne olur. Saadet insanın hep ayağına gelmez. Hele ayağa gelen kısmet hemen tepilmez.

Bir gün daha mutlu olmak için bile elimizden geleni yapalım sevgili okurlar.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın