Kalbin Özlemi

Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh’ nin kitabı Avoda Gözlem Gazetecilik tarafından yayınlandı.


En çok sevdiğim yazarın kim olduğunu soranlar oluyor. Bir yazarı sevmem için onu tanımam gerektiğini düşünenlerdenim. Yazdıklarını sevdiğim pek çok yazarsa mevcuttur. Söz konusu hem sevdiğim hem de yazdığını beğenip anladığım biri olduğunda kitabı hakkında da yorum yapmadan edemedim. Yazacaklarım benimdir fakat okuduklarınız sizin yorumunuz olacaktır. O yüzden oku, öğren de gel diyeceğim. Tabii ki ‘Kalbin Özlemi’ kitabında olan önsöze atıfta bulunuyorum. Yedi yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkan kitap, "Şimdi git ve öğren" dizelerini söyleyen Hillel'le açılışı yapıyor. Okuduğunu anlamak, anladığını satırlara dökmek ve okuyanın da senin anladığını anlamasını ümit etmek zor iştir bilirim; hele konu bu kadar derin ve yoruma açıksa...

İshak İbrahimzadeh, ilk satırlarında günahın tanımı yaparken hedefi ıskalamak olduğunu ve açtığı boşluk ve karanlığın Tanrı'nın gizlenmesi olduğuna dikkati çekiyor. Korkunun da, hemen ardından, Tanrı ile olan ilişkisinin kaybolması olduğuna değiniyor.

İnsan organlarının bilinen işlevleri dışında gözlerin sağ beyni yansıttığını ve bilgelik deposu olduğunu, görüntüyü işleme koymak uzvu olduğuna dikkat çekerken, kulakların sağ beyni temsil ettiğini, idrakin gerçekleştiği yer olduğunu, bilinenden, yeni veya daha derin bir sağgörü elde etmeyi sağladığını ekliyor. Ardından burnun önemini dile getiriyor. Koku almanın kimyasal bir duyu olduğunu hem zihinsel hem de duygusal algılar içerdiğine de yer veriyor. Bunun yanında ağzın aksine burun deliklerinin hiç kapanmadığını da ortaya koyuyor. Elbette bütün bu organların manevi düzeyde ne için kullanılması gerektiğinden de satır aralarında bahsediyor.

Daha sonra, Tanrı'nın dünyayı hangi amaç için yarattığını sorup ‘Kendisiyle ilişkide olmamız için’ diye de cevaplıyor. Bunun da özfarkındalıktan öte, insanın kendi benliğinden vazgeçerek olabileceğini yazıyor. “Tanrı insanı, özgür iradesi sayesinde, Kendisi ile bir ilişki kazanma fırsatını vermek için yarattı.” Yazar kitabında, yaratılan insanın, hem fiziksel, hem tinsel bir beden ile Tanrısal ruhtan oluştuğundan söz ediyor. İlk günahı derinlemesine araştırıp kendi yorumlarını yazan İbrahimzadeh, kötü eğilimin İlk İnsanın dışında olduğunu, yasak meyveyi yemesinden sonra içselleştirdiğini vurguluyor.

Doğru ve yanlış dünyasında, doğrunun şeffaf olduğunu fakat görüşün bozulmasıyla birlikte belirsizliğin doğacağını ve akabinde yoldan çıkmanın yer alacağını da ekliyor. “Adem'in Bilgi Ağacından yemesi, insanın mutlak özgür iradeye sahip olduğunu bütün insanlığa gösteren en büyük kanıttır” alıntısını da kullanıyor. Yaratılan ilk başta mükemmelken sonra uyumsuzluk gelmiş ve şimdi tamir zamanı başlamıştır. “Çünkü ilk başta bütün parametreleri belirleyen Tanrı'nın Kendisiydi; insan bağlantıyı kendi çaba ve girişimleriyle sürdürmek ve geliştirmek zorunda kaldı.” Teklik ve güçlü bir bağlantı yerine artık elimizde bölünmüşlük ve ayrılık olduğunu yazan İbrahimzadeh, bir zamanlar ‘etten’ olan kalbin maalesef artık ‘taş’ haline geldiğini belirtiyor. Her sabah okuduğumuz duada geçen “Kalbinin ve gözlerinin peşinden gitme” sözlerini de açıklarken kalbin arkasında sapkın, gözlerin arkasındaysa ahlaksız düşüncelerin olduğunu dile getiriyor.

“İnsan yaşamının amacı, olumsuz niteliklerini düzeltmek için sürekli çalışmaktır çünkü doğmasının tek nedeni budur” diyen Vilna Gaon'un sözleriyle ikinci bölüme geçiyor. İlk dikkat çeken satırlar, insan, kötü eğilimiyle mücadele ederken aklı ile duygularına karşı koymaya çalıştığı ve duyguların kazanacağını söyleyen Lopian oluyor. “Dolayısıyla insanın tek şansı, entelektüel inançlarını duygusal güçlere dönüştürmelidir” diye de İshak İbrahimzadeh ekliyor. Mişle'den bir alıntı da kullanıyor: “Kalbini kötü düşünmekten koru çünkü hayatın kaynağı oradan akar.”

Bütün bunları İbrahimzadeh yazarken okuyucu da sormadan edemiyor. Herkesin “dediğimi yap, yaptığımı yapma” sözleri hayatımızda nasıl yer bulacaktır? Yazar, “az söyle çok yap” ve “başlıca husus öğrenim değil uygulamadır” diyerek bazı alıntılara da yer veriyor. Kalbin kendisinin kişinin kendisiyle mücadele halinde olduğunu gözler önüne sererken kalbin hizmetinin ne olduğunu da sorguluyor. İlk İnsana yöneltilen birinci soru “Neredesin?” olmuştur ve sorunun aslı kalbin nereye yönelmiş olduğudur. Tanrı'ya inanıp O'na tüm kalbinle hizmet etmek ancak duayla mümkündür. Dua zaten O'nunla bağlantı kurmaktır. Bunlarla birlikte, “Düşünceye dalmak, duadan başka bir şey değildir” alıntısını, yazar kullanırken, düşünmenin de boş olmadığına dair teyidimi almış oldum. Sevindim bir nebze.

Benci ve bencillik kavramlarına da göz atan İbrahimzadeh, kendi kendini sevmenin baş döndürücü cazibesinden bahsederken, “Bir kişinin varlığının başlıca amacı daha ziyade, sadece bir başkasına, kişinin varlığının bütün temelini oluşturan, iyiliği vermektir” diye de söz ediyor.

Son bölümde ritüel halinde edilen duaya bakarken, duanın hem tehditkâr hem de çatışmacı bir hâl alabileceğinden bahsediyor. Duanın, yeri geldiğinde, dua eden için küçük düşürücü, yani bir şeyler istemek uğruna yalvarıp yakararak kendini alçaltmak durumunda kalabileceğinden söz ediyor. Biçimsel duanın, bir Yaratan olduğu ve O'nun tam kontrol sahibi olduğu gerçeğini kabul etmek demeye geldiğini açıklıyor. Benim arzu ve isteklerim her neyse, bunlara ihtiyacım olduğunu düşünüp dua ederken Tanrı'nın başka planları olduğunda irade savaşına da dönüşmesi kaçınılmaz olabiliyor. Bu irade savaşı da insan egosuna hiç iyi gelmiyor diye yorum yaparken alçakgönüllü olmaktan da söz ediyor. “Alçakgönüllülük, kişinin bireyselliğini kaybetmesine yol açmaz, aksine kişinin sahip olduğu tüm yeteneklerin Tanrı'dan kaynaklandığının kabulüdür.” Her konuda abartmak, aşırıya kaçıp gösteriş yapmak teşvik edilmese de söz konusu mütevazılık olunca istediğin kadar abartması serbesttir. Şahsen İshak İbrahimzadeh'i tanıyan biri olarak bu konuda ne desem azdır. Tanıyan ve bilenler, onu ve O'nu tanır ve bilir...

Kendim için ne istediğimi bildiğimi zannederken, Tanrı'ya ne için dua edeyim soruma da cevabımı buldum. “Tanrı sizi, kendinizi bildiğinizden daha iyi anlar ve tam olarak neye ihtiyacınız olduğunu da bilir.” Özetle taşlaşmasına izin verdiğim kalbin yeniden etten olması için bilmem gereken, “Hayatın kendisinin bile kişiye ait olmadığını ve hayata hakkı olmadığı” bize Kitapta gösterilmiştir. Hayat bir armağandır diye satırlarına son veren İbrahimzadeh, kitabını da armağan olarak dağıttı. Her hayat bir kitapsa Gözlem Yayınlarından çıkan ‘Kalbin Özlemi’ kitabında birden fazla hayatlar mevcut. Herkes, her satırı doğru anlamasa bile, anlaması gerektiği kadarıyla kendi kabını dolduracak oranda Işık'ı içinde bulacaktır.

 


Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın