Noah tufanı ve Dev Og

Sevgili okurlarım, bu hafta sizlere Noah (Nuh) Tufanı sırasında yaşanan bir hikâye anlatacağım. Dev Og Kutsal Kitap’ta adı geçen bir kişiliktir. Bu hikâye, verdiği sözü tutmayan kişinin er ya da geç mutlaka cezasını çekeceğini anlatıyor.

Noah tufanı ve Dev Og

Tanrı yeryüzünü sular altında bırakmadan az önce, Noah gemisinin yanında durmuş, gemiye alacağı tüm hayvanlardan oluşmuş çiftleri kontrol ediyordu. Onlara şöyle seslendi:

“Sizler, gemiye girmeyi hak edenler, hemen içeri girmeye başlayın. Tanrı sizleri korumamı emretti”. Diğer yandan, gemiye girmeleri halinde orayı yıkıp geçeceklerine kanaat getirdiği yaratıklara ise,

“Sizler geri çekilin. Aksi halde gemiyi parçalayabilirsiniz” dedi.

Ardından hayvanlar çift çift gemiye binmeye başladılar. Noah Baba onları dikkatle izliyordu. Aslında Tanrı’dan emir aldığından beri tüm olacaklardan ötürü son derece tedirgindi. Kendi kendine düşünüyordu.

“Mesela bir tane tek boynuzlu at (Unicorn) almak isterdim gemiye. Ama onu gemiye sığdıramam ki… Nasıl olacak?”

Birdenbire göklerin içinden yıldırımı andıran bir ses duyuldu:

“Noah Baba, ben sana bir tane tek boynuzlu at getirebilirim”.  Noah hızla arkasına dönünce Dev Adam Og ile burun buruna geldi. Dev Og,

“Ama beni de gelecek olan tufandan kurtarman şartıyla…” dedi sırıtarak. Noah,

“Çekil kenara” diye haykırdı; “Sen ne insansın ne de hayvansın. Sen kötü bir yaratıksın, iblissin!” dedi. “Seni gemiye alamam!” Sonra ekledi:

 “Acı bana, bak bak, bana bak! İstersem küçülebilirim ve gemiye sığabilirim. Boyum uzun olduğundan bulutlardan su içerim. Balıkları güneşte pişirip yiyebilirim. Benim korkum yeryüzündeki tüm yiyeceklerin su altında kalması halinde, aç bilaç kalmak. Sonra ne yaparım?”

Noah her ne kadar bunları gülümseyerek dinlediyse de, göklerden devle birlikte gelen tek boynuzlu atı görünce yine de telaşa kapıldı. tek boynuzlu adeta bir dağ kadar iriydi. Og, bulabildiği en narin atı getirdiğine yeminler etti. At geminin karşısında uzanmış yatarken, Noah onu kurtarması gerektiğini düşündü. Bu işi nasıl halledeceğini düşünürken, aklına parlak bir fikir geldi. Tek boynuzlu atı, kalın iplerle gemiye boynuzundan bağlayacaktı. At geminin dışında yüzerek ilerleyecek, ama bağlı olduğundan canını kurtarabilecekti. At hem yüzebilir, hem de pencereden uzatılan yiyeceklerle beslenebilirdi.

Yağmur yavaş yavaş yağmaya başladı. Sonra sağanaklar halini aldı. En nihayet tufan başladı. Önce nehirler taştı, denizlere karıştı. Denizler göklere kadar kabardı. Yeryüzünde bulunan her şeyi süpürüp sürüklemeye başladı. Gemi cesurca tufanın içinde yol almaya başladı. Tek boynuzlu, boynuzundan bağlı olduğu gemini yanında yüzüyordu. Tam Og’un üzerinde durduğu dağın yanından geçerlerken, Dev Og onun sırtına atlayıverdi. Og Noah’a seslendi:

 “Her şeye rağmen senin sayende kurtuldum. Şimdi, tek boynuzluya pencereden uzattığın yiyecekleri ben yiyeceğim” derken kahkahalar atıyordu. Noah deve baktı ve onunla mücadele etmenin anlamsız olduğuna karar verdi. Eğer devin kafasını kızdırırsa, onun ölçüsüz kuvveti ve cüssesiyle gemisini anında batırabileceğini çaresizce fark etti. Geminin penceresinden ona seslendi:

“Pekâlâ, o zaman seninle bir pazarlık yapalım” dedi.

“Sen gemiyle birlikte kurtulacaksın, ben sana yemek de vereceğim. Ama sen de önce bana, sonra da nesiller boyunca benim soylarıma hizmet edeceksin” dedi. Og o sırada o denli açtı ki, fazla derin düşünmeden bütün şartları kabul etti. Kendisine verilen ilk kahvaltıyı da iştahla sildi, süpürdü.

Yağmur büyük dalgalar halinde günlerce yağmaya devam etti. Her taraf kapkaranlıktı. Bazı hayvanlar çok tedirgin oldukları için, Noah onları sürekli gözlem altında tutuyordu. Gözüne bir damla uyku girmiyordu. Örneğin aslanlar bir anda diğerlerine saldırabilirdi.

Çok uzun bir zaman sonra, bir gün yağmurlar dindi. Bulutlar aralandı ve pırıl pırıl bir güneş etrafı aydınlatmaya başladı. Noah ve ailesi pencerelerden dışarı baktıklarında yeryüzü onlara çok farklı göründü. Her taraf sakin bir okyanus görünümündeydi. Ortalıktan denizden başka hiçbir şey görünmüyordu. Sadece çok yüksek dağların tepeleri gözüküyordu. Noah gözlerinde biriken yaşlarla, hüzün içinde bu görüntüyü izledi. Og, tek boynuzlu atın üzerinde gülerek pencereye başını uzattı, çok mutlu görünüyordu. Keyifle kahkahalar atarak:

“Ha ha ha, şimdi istediğimden daha fazla yiyip içebileceğim” diyordu. Şu minik, ölümlü hayvancıkları mideme indirebilirim” diye dilini şaklatarak hayvanlara baktı. Noah:

“Bundan çok emin olma, bu ölümlü dediğin hayvancıklar, geleceğin hayvan ırklarını oluşturacaklar. Dünya onların sayesinde beslenip yenilenecek. Senin gibi iblis ve devlerin de artık sonu gelecek” dedi.

Bu arada sular gitgide daha fazla çekiliyordu. Sonunda Noah’ın Gemisi, Ararat (Ağrı) Dağı’nın tepesine oturdu. Og uzun bir zaman sonra artık yüzmek zorunda değildi. Noah’a:

“Noah Baba, artık seni terk ediyorum. Şimdi yeryüzünün dört bir yanını dolaşıp, tufandan geriye neler kaldığını görmek istiyorum” dedi. Noah:

“Ben izin vermeden hiçbir yere gidemezsin. Seninle yaptığımız anlaşmayı unutmuş olamazsın. Bundan böyle benim hizmetimde olacaksın. Senden yapmanı istediğim bir görev var” dedi.

Devler hiçbir zaman iş yapmazlardı. Üstelik Og bütün devlerin başıydı. Oldukça da tembeldi. Nedir ki Noah’ın gücünün de farkındaydı. Dev çaresizlikle acı acı ağlamaya başladı. Noah:

“Ağlamayı kes ve etrafını gözle, görebildiğin kara parçalarını bana göster” dedi. Og dağın en tepesine kurularak dikkatle etrafını ve uzakları incelemeye başladı. Bu arada hayvanlar çifter çifter gemiden tahliye oluyorlardı. Şimdi sıra Noah ile çocuklarının evlerini inşa etmeye gelmişti. Sürekli olarak ve çok fazla çalışıyorlardı. Og sürekli ölümlüler gibi sıska ve küçük olmaktan şikâyet ediyordu. Noah ona ancak normal insanların yiyeceği miktarlarda yemek veriyordu.

Bir gün Noah, Og’u yanına çağırdı:

“Og hadi benimle birlikte geliyorsun. Yeryüzünün her tarafını dolaşıp, çiçek, meyve, tahıl ve bitki ekmemiz gerekiyor. Çünkü Tanrı’dan böyle emir aldım” dedi.

Noah ve Og uzun zamanlar boyunca yeryüzünü dolaşıp, toprağa tohumlar ektiler. Tüm tohumları ektikten sonra son olarak sıra üzüm tohumlarına geldi. Noah, binlerce dönüm üzüm bağı dikti. Og ona sordu:

“Bu nedir?” Noah;

“Bu meyve hem yenir, hem de suyundan şarap yapılır ve içilir” derken üzümler için dua edip onları kutsadı. Sonra devam etti:

“Bu meyve görünüşüyle gözleri şenlendirir. Meyvesiyle açları doyurur. Şarabı ise hem susamışlara, hem de hastalara ilaç gibi deva olur” dedi. Og homurdanarak:

“O zaman, bu meyveyi kutsamak için kurban kesmemiz gerekmiyor mu?” diye sordu. Aklı fikri hayvanlardaydı çünkü. Noah ona hak verdi. Og koşarak, hemen bir kuzu, bir aslan, bir domuz ve bir maymun kaparak Noah’ın yanına geldi. Noah önce kuzuyu, sonra aslanı boğazlayarak kurban etti, sonra:

“Bir adam birkaç yudum şarap içtiği zaman kuzu gibi zararsızdır. Ama çok fazla şarap içerse kendini aslan gibi güçlü ve yırtıcı hissedip taşkınlık yapar” dedi. Bu sefer Og üzümlerin etrafında dans etmeye başladı. Ardından hemen domuzu ve maymunu boğazlayıp kanlarını akıttı. Noah gözlerine inanamıyordu. Bunu neden yaptığını sorduğunda, Og keyifle kıkırdayarak cevap verdi:

“Bir insan çok fazla şarap içip sarhoş olunca, domuz gibi iğrenç davranışlar sergiler. Ama daha da fazla içmeye devam ederse maymun gibi maskaralıklar yapıp kendini gülünç duruma düşürür” dedi.

İşte o gün bu gündür, içkiyi fazla kaçırıp sarhoş olan insanlar aynen bu durumlara düşerler. Yüzyıllar sonra Dev Og, İbrani’lerin Atası Avraam’ın hizmetinde iken bir gece o denli sarhoş oldu ki, korkunç taşkınlıklar yaptı. Buna çok öfkelenen Avraam onu şiddetle azarladı. Og dehşet içinde kalarak korkudan kendisi gibi dev boyutlarda olan dişini düşürdü. Efsaneye göre bu dev dişten Avraam için harika bir sandalye yapıldı.

Aradan yine yüzlerce yıl geçti. Bu kez Og, Başan halkının kralı oldu. Ama kral olduğu zaman, binlerce yıl önce Noah ile yaptığı anlaşmayı unuttu. İsrailoğulları ile müttefik olup onlara hizmet etmek yerine, onların düşmanı olan Kenaan’lılarla dostluk kurdu. Bir gün dağın yamacında kamp kuran İsrailoğulları’na bakarak:

“Onların tümünü, tepelerine bir kaya kütlesi atarak yok edeceğim” dedi. Binlerce ton ağırlığında bir kaya kütlesini elleriyle kaldırıp aşağı fırlatacağı sırada, muhteşem bir şey oldu. Bütün dağ apansız, milyonlarca çekirge ve karıncanın istilasına uğradı. Tüm haşarat aynı anda Og’a saldırıp onu ısırıp soktular. Og’un bütün bedeni delik deşik oldu, eline aldığı kaya kütlesi de un ufak oldu. Dağılan kaya parçacıkları etrafını sardı, tam gırtlağına kadar toprağa gömüldü. Og kendini kurtarmaya çalıştıkça ağzına ve dişlerine toprak doluyordu. Öfke ve gazapla haykırmaya başladı. İsrailoğulları’nı Mısır’daki kölelikten kurtaran Moşe (Musa) Peygamber, dağa tırmanarak onun yanına vardı.

Moşe, Og ile bedence mukayese edildiğinde onun yanında minicik kalırdı. 10 arşınlık bir devi, elindeki kılıçla yok etmesi lazımdı. Tanrı’nın yardımıyla insanüstü bir sıçrayışla 10 arşın yükselerek Dev Og’un başını kılıcıyla gövdesinden ayırdı. Böylece Tufan sırasında Noah’a verdiği sözü tutmayan ve anlaşmayı bozan Og, sonsuza değin yok oldu.

Kaynak:

 Aunt Naomi’s Stories- 

Gertrud Landau / 1919

Tevrat/ Yaratılış Kitabı Bap 6-7-8-9-10

 Noah )

Tevrat/ Tesniye Kitabı Bap 3:1-3 (Moşe’nin Başan Kralı Og ile savaşı)

Not:1 arşın=0.68 m.=68 cm

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın