Tuzla Ermeni Yetimhanesi’nde neler oluyor?

6 Mayıs’tan beri pek çok kişinin gündeminde, aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu 1500’den fazla çocuğun yetiştiği Tuzla Ermeni Yetimhanesi var.

Işıl DEMİREL Toplum
12 Mayıs 2015 Salı

Geçen haftaya kadar belki de pek çok kişinin buranın varlığından haberi bile yokken kimileri uzun yıllardır buranın hüzünlü ve hazin hikayesine şahitlik etmek zorunda kalmış ve bu mirasa sahip çıkmak için sabırla uğraşmıştı. Sessizlik sonunda bozuldu. Yetimhaneyi yıkma kararı bardağı taşıran son damlaydı.

Tuzla Ermeni Yetimhanesi ya da orjinal adı ile Kamp Armen 1962’de Gediklipaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı tarafından Tuzla’da 9 bin metrekarelik bir arazinin satın alınması ile kuruldu. Vakfın araziyi alırken güttüğü amaç özellikle yetim çocukların kalabilecekleri bir yaz kampı oluşturmaktı. Nitekim kamp, bu amaçla hayata geçtiğinde bizzat burada kalan yetim çocukların el emeği ve alın teri ile inşa edildi. Rakel Dink’in de anlattığı gibi her duvarı, taşı ve tuğlası yalnızca bir ustabaşının organizasyonu eşliğinde çocukların emeği ile yapılmış bu cennet bahçesi 1985 yılına dek her yaz yetim çocuklarla dolup taştı. Yıllarca bir yandan tatillerini yaparken bir yandan da çalışan Kamp Armen’in sayısı 1500’ü geçen çocuklarına burayı terk etme emri ise 1985 yılında devlet tarafından verildi.

 

Devlet Kamp Armen’den ne istiyor?

1936 yılında devlet, ‘azınlık’ vakıflarının sahip oldukları malların kontrolünü sağlamak amacı ile her azınlık vakfından mal beyanı vermelerini ister. Bu isteğe istinaden tüm ‘azınlık’ vakıfları gibi Ermeni vakıfları da beyanlarını verirler. Ancak bu mal beyanı isteği ne vakıfların yeniden mülk edinmesini yasaklamakta ne de sahip oldukları mallara bir yenisini eklemelerine engel getirmekteydi. Bu mal beyanından yaklaşık 26 yıl sonra, 1962’de Gediklipaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı tarafından Kamp Armen arazisi satın alınır. Faaliyete geçmesinden 1985 yılına dek devletin dikkatini çekmezken o yıl 1936 Beyannamesi sırasında henüz satın alınmamış olan bu arazinin beyannamede gösterilmemiş olması gerekçe gösterilerek araziye devlet el koyma kararı alır. İki yıl süren mahkeme sonucunda 1987 yılında Yargıtay’ın, yerel mahkemenin Ermeni Vakfı aleyhinde aldığı kararı onaması ile devlet, Kamp Armen’e kalıcı olarak el koyar. Üstüne üstlük el koyduğu Kamp Armen’i, Gediklipaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfının parasını vererek satın aldığı kişiye iade eder. Ancak devletin bu haksız, gerekçesiz ve hukuksuz kararı belli ki arazi sahibini rahatsız eder ki arazi kendisine iade edilir edilmez yeniden satışa çıkarır.

Ve o günden bugüne dek Kamp Armen yedi kez el değiştirir. Her satın alan buranın hikayesini öğrendiğinde belki vicdanen belki de başına bela olmaması için burayı elinde tutmayı göze alamaz. Son mülk sahibine gelince; kendisinden önce kimsenin yapamadığını yapmak üzere satın aldığı bu araziye iş makinelerini sokarak Kamp Armen’i yıkmak için harekete geçer. Yıkım için başlayan çalışma önce direniş engeline takılır sonra da işçilerin yetim hakkına duydukları vicdan borcu ile durur. Gerek kamuoyu baskısı, gerek Ermeni Cemaati’nin çabaları, gerekse Kamp Armen’deki kararlı direnişle mülk sahibi şimdilik yıkımı durdurdu. Şu anda devletten bir cevap ve çözüm bekleniyor. Talep net ve açık: KAMP ARMEN VAKFA GERİ VERİLSİN!

 

Kamp Armen’de direniş var!

6 Mayıs sabahından beri Kamp Armen’de yıkıma müsade etmemek için geceli gündüzlü bir nöbet var. Direniş dediysem sanmayın ki gergin bir ortam var Kamp Armen’de. Tam tersine muazzam bir dayanışma ile ortaya çıkan son derece neşeli, umut dolu bir bayram yeri orası. Tuzla yerel halkının desteği, komşu evlerin yardımları, direnişe destek için İstanbul’un hemen her yerinden gelenlerin taşıdıkları ile Kamp Armen’de kollektif bir yaşam kuruldu. Ne yiyecek yemeğin, ne içecek suyun, çayın, kahvenin bitmediği bir bereket alanı şimdi orası. Mini bir Gezi Parkı adeta. Kamp Armen direnişinde bekleyenlerden Volkan, hiçbir şeye ihtiyaç olmadığını üstüne basa basa tekrar ediyor. Çağrı yapıldığı anda boyadan, tamirat malzemelerine varıncaya dek hemen her şeyin kısa sürede fazlasıyla temin edildiğini söylüyor. Her gün Kamp Armen’den yapılan ihtiyaç çağrıları kısa sürede karşılık buluyor. Kampta, bu kültür mirası, bu tarih ve toplumun hafızası için yapılan direnişe gönül veren herkesin ihtiyaçlarını gidermek için dışardakiler seferber oluyor. Kamp Armen’in sokağı hiç olmadığı kadar kalabalık ve hareketli. Gelen giden arabaların ardı arkası kesilmiyor. Gidenlerin yerine yeni misafirler geliyor. Her gelen elinde torbalarla duyurulan ihtiyaçları taşıyor. Dedim ya Kamp Armen bereket taşıyor. Duyurulan ihtiyaçlar öyle kısa sürede temin ediliyor ki ihtiyaç listelerinin yanı sıra ‘aman artık getirmeyin’ listeleri de yayınlanıyor.

 

Kamp Armen için kim mücadele ediyor?

Bir yandan yıkıma karşı nöbet beklerken bir yandan da Kamp Armen’in eski günlerine geri dönmesi için canla başla çalışan gönüllülerin pek çoğu kampın kapanmasından belki de çok sonra doğan gencecik insanlar. Çoğunluğunu üniversite öğrencileri ve aktivistlerin oluşturduğu direnişçiler umutlu ve bitmez bir enerji ile çalışıyor. İçlerinde pek azının Ermeni olduğunu belirtmek bu direnişin aslında ne kadar milletsiz ne kadar vicdan meselesi olduğunun en önemli kanıtı. Nor Zartonk başta olmak üzere, HDP ve CHP ilçe örgütleri, DSİP ve Eğitim-Sen, Agos gazetesi, Açık Radyo, Nor Radyo, Hayat Tv, İmç Televizyonu tüm imkânları ile gönüllerinin yanında seferberlikte.

Gönüllülerin kararlı ve inançlı çalışmaları ile Kamp Armen’in bereketli bahçesi güzelleşiyor. Bir yandan bahçede hummalı bir çalışma sürerken bir yandan da yıpranmış binanın tamiratı yapılıyor. Dayanışma ile daha direnişin ilk iki gününde bir yandan Kamp direnişçilerin sürdüreceği yaşama hazırlanırken bir yandan da derslikler tamir ediliyor ve her bir dersliğe kaybettiğimiz Hrant Dink’in, bir 24 Nisan’da askerde öldürülen Sevag Balıkçı’nın, Maritsa Küçük’ün, Garabet Orunöz’ün, Silva Özyerli’nin, Besse Kabak’ın, Aram Misnar’ın ve Rakel Dink’in isimleri veriliyor. İsimlikler asılıp, temizlik tamamlandıktan sonra artık kamp eğitime yeniden başlamaya hazır hale geliyor.

 

32 yıl sonra ilk ders zili

Direnişin 3. gününde Kamp Armen’de 32 yıl sonra ilk ders zili 8 Mayıs Cuma saat 12.00’de yeniden çalıyor. Sosyolojiden tarihe, edebiyattan tiyatroya, Ermenice’den resim, ebru gibi sanat atölyelerine varıncaya dek geniş bir yelpazede birçok atölye ile Kamp Armen eğitim hayatına yeniden geri dönüyor. Yeni eğitim hayatının ilk dersi ise sosyoloji oluyor. Kamp Armen’e destek için gelen farklı üniversitelerden akademisyenler ve eğitmenler derslerine başlıyor. İlk ders Galatasaray Üniversitesi’nden Buket Türkmen’in. Boğaziçi Üniversitesi’nden Muzaffer Kaya, Sabancı Üniversitesi’nden Nedim Tomer ilk gün derslerini boş bırakmayan hocalar. İkinci gün Sevag Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı’nın Ermenice dersleri ile devam ediyor dersler.  

Her dersten sonra verilen aralarda yapılması gereken işlere geri dönülüyor.  Direniş ve dayanışma an be an büyüyor yayılıyor ve zenginleşiyor. Ders aralarında kurulan dayanışma sofralarında keyifli sohbetlerde tanıyor herkes birbirini. Kimler yok ki? Sanatçılar, edebiyatçılar, aydınlar, aktivistler, solcular, sosyalistler, Ermeniler, Kürtler, Türkler... Kısacası hakkın yanında olan herkes bu seferberlikte Kamp Armen’de yerini alıyor. Film gösterimleri, tiyatro oyunları, müzik şölenleri ve konserler ile tam bir gösteri alanına dönüyor kampın bahçesi.

 

Yıllar sonra yeniden çocuklar koşuyor bahçede...

Direnişin 4.-5. günlerine denk gelen cumartesi - pazar günlerinde Kamp Armen büyük bir buluşma ve şenlik yeri oluyor. Kadıköy ve Bakırköy’den kalkan servis otobüslerine doluşan yüzlerce insan Kamp Armen’i görmeye, destek vermeye geliyor. Direnişi yürütenler aynı zamanda ev sahipleri olarak her geleni kapıda güler yüzle karşılıyor, içerde çaylar, kahveler ve gelenlerin taşıdığı bereketler ile ağırlıyor. Bir yandan elden ele meyveler dolaşırken öte tarafta bir destekçinin yeni getirdiği pideler, kekler, sandviçler yeniyor. Birbirini tanımayan yüzlerce insan sürekli birbirine gülümseyerek birbirini ağırlama, tanıma heyecanına giriyor. Dersler ,atölyeler devam ederken sıklıkla çalınan Ermenice şarkılar eşliğinde Kamp Armen’in bahçesindeki ağaçların etrafında halaylar dönüyor. Kamp mutluluk saçıyor. Kampın şenlik havası en çok da çocukların Kamp Armen’e geri dönüşü ile taçlanıyor. Bir kısmı bahçede çalışırken daha küçükler koşturup oynama telaşesine düşüyor. Bahçedeki Atatürk büstünün hemen yanındaki salıncak hiç boş kalmıyor. Kampın asıl sahibi çocuklar olduğundan Kamp Armen’de hayat onlar için dönüyor. Halaylarda küçüklere yer açılıyor, kimileri boylarınca dövizler ile büyüklere ders verircesine kameralara poz veriyor, kimileri boyama kitapları ellerinde yeni abiler ablalar ile boyama yapma peşinde. Pazarın Anneler Günü olması çocukluk halini herkeste daha da pekiştiriyor. Annelerin Gününde çocuklarının yemyeşil bir bahçede güven içinde ve mutlulukla koşup oynarken bir yandan öğrenmesi en büyük hediye olurken Sevag’ın annesi Ani de unutulmuyor. Sevag’ın adının verildiği dersliğin kapısına onun için bir kutlama yazısı da asılıveriyor. Ani artık Kamp Armen’in de annesi.

Herkes mutlu, herkes umutlu Kamp Armen’de. Bu birliktelik her yaştan insana umut aşılıyor. Rakel Dink’in, Garabet Orunöz’ün yürekleri dağlayan konuşmaları ile yaşlanan gözleri, kampta büyüyen dünün çocuklarının hüzünlü anılarının yarattığı mahsunluğu, çocukların şen kahkahaları, koşup oynama sesleri alıp uzaklara götürüyor.

 

Kamp Armen için ne yapılmalı?

1500’den çok çocuğun yetiştiği, her köşesinde tarih yatan, yaşayan bir anı mekânı Kamp Armen. Hafızası silinmeye çalışılan, tarihi yok sayılan sayısız Anadolu halkının başına gelenler bugün Tuzla’da yeniden yaşanıyor. Kamp Armen bu coğrafyada yaşanan acıların, kayıpların, hep birlikte kurulacak ortak bir geleceğin ve umudun mekânı. Rakel Dink’in dediği gibi “Buranın hikâyesi böyle bitmemeli.” Bunun için iki kesime iş düşüyor. Öncelikle her birimiz bu hikâyenin böyle bitmemesi için Kamp Armen’e destek vermeli, seslerine ses olmalı, bu talana engel olmalıyız. İkincil olarak da iş devlete düşüyor. Devlet, 32 yıl önce yapılan yanlışı düzeltmek üzere harekete geçmeli. Garo Paylan’ın dediği gibi Tuzla, devletin büyük adımı olmalı. Haksızlıkla, zorla, hukuksuzca vakfın elinden alınan kampın vakfa iade edilmesi sağlanmalı. Bahçesinde yeniden çocukların oynayabileceği, dersliklerinde yeniden eğitim verileceği bir alan olmasına imkân tanınmalı. Her dinden, her milletten, 7’den 70’e orada bulunan herkesin arzusu tek ve ortak: KAMP ARMEN VAKFA GERİ VERİLSİN!

 

İmza kampanyası için:

www.change.org/kamparmen

 

Kamp Armeni takip etmek için:

www.kamparmen.org

Twitter: Camparmen

Facebook: Kamp Armen Yıkılmasın

Instagram: Kamp.Armen

 Yetimhane ilgili resim galerisi için tıklayın