Kral Şelomo’nun Adaleti-2

Sevgili okurlarım, bu hafta sizlere Kral Şelomo’nun dillere destan adaletini hikâye eden iki farklı öyküyü anlatmak istiyorum. Bu hikâyelerde de Şelomo’nun zekâsına ve yargılarına hayran kalacaksınız.

Kral Şelomo’nun Adaleti-2

ŞELOMO, YOKSUL ADAM VE FIRINCI

Günlerden bir gün çok yoksul bir adam, açlıktan kıvranarak Yeruşalayim sokaklarında geziniyormuş. Ağır ağır ilerlerken, ince ince yağan karın altında, çıplak ayakları donuyormuş. Titreye titreye ilerlerken, köşedeki fırıncı dükkânından buram buram tüten taze ekmek rayihaları burnuna gelmiş. Zavallı adamın zevkten ve açlıktan başı dönmeye başlamış. Dükkânın önünde mıhlanıvermiş. Vitrine bakarak satın alamayacağı ekmek ve çöreklere içini çekerek bakmaya başlamış. Bu arada taze ekmek kokularını içine çekiyormuş. Bir ara kendinden geçer gibi olmuş.

Adamı içerden gözleyen fırıncı, dışarı fırlamış;

“Ne oluyor burada? Ne yapıyorsun?” diye adama haykırmış. Adamcağız irkilerek;

“Bir şey yapmıyorum, çok açım, güzel kokular beni buraya çekti.”demiş. Fırıncı

“Neee? Sen ne hakla benim pişirdiklerimin kokusunu içine çekersin?”diye homurdanmış ve adamın yakalarına yapışarak onu tartaklamaya başlamış.

“Sen hırsızsın!” diye bağırmış ve eklemiş;

“Hemen içine çektiğin kokuların parasını öde bana.” Yoksul adam dehşetle;

“Kokunun parası mı ödenir?” demiş. Fırıncı adama vurmaya başlamış. Ahali etraflarına doluşmuş. Sonunda saraya gidip, Kral Şelomo’ya durumu anlatmaya karar vermişler.

Fırıncı yeni ve hakiki deriden yapılmış çizmelerini giymiş, kürklü paltosunu da sırtına geçirmiş. Zavallı yoksul adam ayağına birinin verdiği paçavraları bağlamış ve titreye titreye fırıncı ile birlikte saraya gitmiş. Şelomo tahtında oturuyor ve günlük davalarla uğraşıyormuş. Sıra onların davasına gelince, önce fırıncı anlatmış;

“Bu adam, sabah sabah dükkânımın vitrinine burnunu dayadı ve pişirdiğim enfes şeylerin kokularını içine çekti. Pis hırsız, sonra da kokuların parasını ödemeyi reddetti. Ondan şikâyetçiyim!” diye bağırdı.

Yoksul adam ağlamaklı bir sesle;

“Yüce kralım, ben çok fakirim. Açlıktan ölüyorum. Yağan karların altında, aç açına titreyerek ilerlerken, burnuma fırından yükselen, kokular geldi. Evet, onları içime çektim, ama hiçbir şey yemedim. Hiç buruna çekilen kokular için para ödendiğini duymamıştım”  dedi hıçkırarak. Kral Şelomo fakir adama:

“Hiç paran var mı?” diye sordu. Adam elini cebine atarak dört kuruş (Agura) çıkardı. Krala uzatarak:

“Bütün param bu.” dedi. Şelomo adama:

“Kuruşlarını fırıncının kulağının dibinde iyice salla.” dedi. Yoksul adam denileni yaptı. Şelomo fırıncıya dönerek;

“Paraların sesini duydun mu?” diye sordu. Fırıncı sırıtarak:

“Hem de çok iyi duydum kralım.” dedi. Şelomo gülümseyerek:

“İyi, o halde artık ödeşmiş oldunuz.”dedi. Fırıncı heyecanla atladı, bağırarak:

“Nasıl yani? Paraların sesi duyulunca ücret ödenmiş mi oluyor? Hiç böyle bir şey görmemiştim!”dedi hayal kırıklığı içinde. Şelomo:

“Sen yemediği şeyin kokusu için para istersen, ücretin de paranın sesi olur.”diye cevap verdi.

Kral Şelomo hükmünü şöyle açıkladı:

“Taraflar ödeşmiş olup dava bitmiştir. Fırıncı yaptığı acımasızlığın cezası olarak bir hafta boyunca yoksul adamın yiyecek ihtiyacını karşılayacaktır. Böylece açgözlü ve acımasız olmanın bedelini ödeyecektir.

KRAL ŞELOMO VE ÜÇ TÜCCAR

Kral Şelomo’nun diğer bir ilginç davası da ÜÇ TÜCCAR’ın hikayesidir.Üç tüccar bir gün Şelomo’nun huzuruna çıkarlar.Her biri diğerini hırsızlıkla suçlamaktadır… Bu çok karışık meseleyi acaba Şelomo nasıl çözümledi?

Günlerden bir gün,üç genç tüccar, Kral Şelomo’nun davalarına baktığı salona girdiler.Üçü de sinirli ve birbirlerinden davacıydılar.Sıra onlara gelince,tahtın  önünde durup problemlerini krala anlatmaya başladılar.

Üçü hep birlikte,iş gezisine çıkmışlardı.Şabat nerede ise başlamak üzere iken,bir handa konaklayıp dinlenmeye karar verdiler.Şabat günü üzerlerinde para taşımak dinen yasak olduğundan,para keselerini bir kutuya koyarak,gizli bir yere saklamaya karar verdiler. Kutuyu sadece üçünün bildiği bir yere sakladılar.Dinlenmeye çekildiler.Ertesi akşam Şabat bitince,kutuyu almaya gittiklerinde,kutunun yerinde yeller estiğini gördüler.Üçü de kutuyu kendisinin aldığını inkar ediyordu.Ama aralarından birisi onu almıştı.Acaba hırsız hangisiydi? Anlatmayı bitirdiklerinde,Şelomo onlara dikkatle bakarak:

-“Biliyorum,hepiniz tecrübeli ve güvenilir birer tüccarsınız.Acaba bana,Roma İmparatoru’nun  çözemediği karışık bir davanın çözümlenmesinde yardımcı olurmusunuz?” dedi.Ve öyküyü onlara anlattı:

-“Bir zamanlar Roma’da yaşayan bir genç kız ile bir delikanlı,birbirlerinin onayını almadan asla başkalarıyla nişanlanmamaya yemin etmişler.Bir süre sonra kızın ailesi,kızın da aşık olduğu bir adam ile evlenmesine karar vermişler.Kız arkadaşı olan delikanlının onayını almadan asla sevdiği adam ile nişanlanmayacağını söylemiş.Belki onay vermez korkusu ile ,delikanlıya rüşvet olarak bir kese dolusu altın ve gümüş paralar vermeye karar vermiş.Sevdiği adamla birlikte ,elinde para kesesi ile birlikte delikanlıya gitmiş,olanları anlatmış.keseyi uzatarak onay vermesini rica etmiş.Delikanlı aslında,genç kızı delicesine seviyormuş ama duygularını gizleyerek rüşveti geri çevirmiş.Nişanı onaylamış ve ikisine de mutluluklar dilemiş.Kız ve nişanlısı ellerinde para kesesiyle arabalarına binmişler ve sevinçle yola çıkmışlar.Araba ormanlık bir yoldan geçerken,silahlı bir eşkıya yollarını kesmiş.Paralarını aldıktan sonra ikisini de kıskıvrak bağlamış.gençler korku ve dehşet içinde eşkiyaya yalvarmaya başlamışlar.Eşkiya çok kötü ve kararlıymış.Kız ağlayarak ona hikayesini anlatmış ve şöyle devam etmiş:

-“Beni seven delikanlı,benim mutlu olmam için,hem paradan hem de büyük aşkından vazgeçti.Bizi özgür bıraktı ve ben gerçekten sevdiğim adam ile nişanlandım.Şimdi sen  yaşını başını almış,kocamış bir adam olarak,Sırf Tanrı korkusu ve aşkı için bizi serbest bırakmalı ve paramızı çalmamalısın.”dedi.

Adam bir süre düşündükten sonra,utançla gençlerin ellerini çözdü,para keselerini geri verdi ve hemen oradan gitmelerini söyledi.

-“Şimdi” dedi Kral Şelomo,üç davacıya hitap ederek:

-“Ben diyorum ki,bu hikayedeki üç kişi de çok asilane davrandılar.Hem genç kız,hem delikanlı ve hem de ihtiyar eşkıya.Açıkçası sizin de bu konudaki yorumlarınızı, fikrinizi almak istiyorum.”dedi.

Birinci tüccar:

-“Benim oyum genç kıza,çünkü yeminine sadık kaldı ve çok erdemli davrandı.”dedi.

İkinci tüccar:

-“Eğer ödül verilseydi  ben ödülümü delikanlıya verirdim.Çünkü mertçe davrandı.Hem gururundan ödün vermedi,tutkulu aşkından vazgeçti hem de rüşveti reddetti “dedi.

Üçüncü tüccar:

-“Doğrusu ya ben ihtiyar eşkiyayı çok takdir ettim.Para avuçlarının içindeyken,kızın hikayesinden etkilenerek parayı geri verdi.Adam bütün beklentilerinden vazgeçti.”dedi.

Aldığı bu cevaplar Şelomo’ya hemen gerçeği gösterdi.Üçüncü tüccarın eşkiyayı takdir etmesi onun korkunç bir para hırsı içinde olduğunu gösteriyordu.Onu seçmesi ise gizli bir itirafı içinde barındırıyordu.

Şelomo hükmünü verdi:Üçüncü tüccar hırsızdı ve cezası verilecekti.

Kaynak:The Legends Of The Bible (Louis Gizberg)

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın