Hem Türk hem de Yahudi olmayı kavramak

Çocukluğum “Türk müsün, Yahudi misin?” sorusuna cevap vermekle geçti. Verdiğim cevabı çoğu zaman anlamadılar ya da anlamak işlerine gelmedi. Hem Türk hem Yahudi olmak... Aynı şekilde Fransız ve Yahudi olmak, Alman ve Yahudi olmak ya da Amerikalı ve Yahudi hatta Avustralyalı ve Yahudi olmak var.

Çocukluğum “Türk müsün, Yahudi misin?” sorusuna cevap vermekle geçti. Verdiğim cevabı çoğu zaman anlamadılar ya da anlamak işlerine gelmedi. Hem Türk hem Yahudi olmak... Aynı şekilde Fransız ve Yahudi olmak,  Alman ve Yahudi olmak ya da Amerikalı ve Yahudi hatta Avustralyalı ve Yahudi olmak var. Din kelimesinin kökeni kurallar veya itaat altında geçiyor. Yani ben anne ve babamdan Allah’a ulaşmak için, dua ederken, namaza gidip zikrederken Yahudi olmayı seçtiysem bunun hangi milletten olduğumla ne alakası var acaba? Allah yolunda ben ve O, ikimiz Bir değil miyiz? Savaşları sevmem, barıştan yanayım. Bir ülkenin politik kararlarını medenice eleştirmekle o ülkenin dinine bağlı tüm insanlardan nefret etmenin anlamını bulamıyorum. Neden ben Yahudi’yim diye beni sevmiyorlar? Niçin ben inancımdan ötürü eleştiriliyorum? Ne diye olan biten her şeyden ben ve benim inancıma sahip insanlar bir tutulup suçlanıyorlar? Burası Türkiye ve ben Türk’üm.

Olan biten pek çok olayın, doğal afet veya kazaların sebebinin Yahudiliğe bağlanması beni yıpratıyor. Üzülüyorum ve elimden fazla bir şey gelmiyor. Ben insanım. Sizin gibi, onlar gibi. Ve savaşı sevmeyen biriyim. Kin, öfke ve nefreti taşıdıkça hiç bir zaman “yurtta sulh, cihanda sulh” olmayacak çünkü içimizde barış yoksa dışarıya da aynısını yansıtacağız. Bizler insan olarak aynı toprak üzerinde yaşamayı bilmezsek paylaşmak nasıl gerçekleşecek? Bu dünya hepimizin ve inanın 7 milyar kişiye yettiği gibi 17 milyar kişiye de yeterlidir. Hepimize yer var. İhtiyaç olan sadece su ve havadır. Besin kaynakları da doğadan geliyor. Bunları görüp kabullenmek yerine ahkâm kesip yargıya varmak sizce ne kadar doğrudur? Hak mıdır? İyi midir? İnsan olmak bu mudur? Ben kendimi sizin yerinize koyup sizin açınızdan kendimi göremiyorsam zaten hatanın içindeyimdir. Ben sizi ya da sizler beni yargılarken gerçekten olan biteni ne kadar biliyoruz? Bildiğini zannetmekle olan biten gerçek arasında elbette fark vardır.

Ezan çağrı demektir ve günde beş kez duymaya alışık olduğum Arapça kelimeler “Allahüekber” yani en büyük Allah’tır sözleri ve hemen ardından gelen “La ilahe illAllah” yani Allah vardır başka ilahlar olamaz kelimelerini dinlerken benim inancımda da aynı sözcüklerin farklı bir dilde anlatıldığını biliyorum. Adonai ehad uşmo ehad. Bu kelimelerin hangi lisanda dile getirildiği mi önemlidir yoksa insanoğlunun inancı mı daha fazla önem taşır? Bunu sizler düşünün lütfen...

Annem ve rahmetli babam 6-7 Eylül olaylarını Taksim’de yaşamış insanlardır. Trakya olayları halen zihinlerimizde taptazedir. Yakında belki unutulacak. Binlerce Türk Yahudi vatandaş, evlerini, iş, dost ve arkadaşlarını terk etmek zorunda kalıp her şeyi geride bırakıp farklı şehirlere, değişik yeni hayatlara yol almışlardı. İspanya’da engizisyonundan kurtulmanın tek seçeneği Allah’a inanç yolunu değiştirip Hıristiyan olmaktı. Kabul etmeyenlerse sürgüne gönderilmişti. Pek çoğu Avrupa ülkelerine dağılırken, bazıları da 500 küsur sene evvel Osmanlı topraklarına, Türkiye’ye geldiler. Benim ailem Lübnan ve Suriye’den buraya gelmişler. Ortalıkta muhacir gibi dolaşan, vatanı olmayan, elinde belgeleri ve üzerinde sadece kılık kıyafetiyle kendilerine yer arayan binlerce insan ordusundan biriydiler. Ve nereye giderlerse gitsinler o toprağın insanı sayılmadılar. O ülkenin gerçekten vatandaşı olarak görülmediler. Ellerinde kimlik ve pasaportlarıyla resmi bir vatandaşı olsalar bile hep hoş gürü veya acıyan bir zihniyetle azınlık, geçici ya da ‘misafir’ sayıldılar. 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında şehit veren tüm ülkelere rağmen en çok ölen insan asker olmayıp sadece ve sadece inancından ötürü Yahudilerden oldu. Bugün çoğunluğunun Yahudi olduğu tek bir ülke var. Bu iki veya üç tane olsaydı bugünkü tavır ve düşünceler farklı olur muydu acaba? Bilemiyorum. Ancak bildiğim tek bir şey var.  Yahudi her yerde Yahudi’dir ve genelde sebepsiz nefretle karşı karşıyadır.

Çok ilginçtir Yahudi arkadaşlarımla sohbet ederken Salamon veya Mişon için olumsuz konuşsalar bile konu inanç olunca hep kalpleri acır çünkü Bir’dirler. Aynı şekilde ateist, Budist, Hıristiyan ya da Müslümanlarla konuştuğumda Yahudilik genelinde olumsuz konuşsalar bile Salamon veya Mişon’dan bahsederken olumlu konuşurlar çünkü onları şahsen tanıyorlardır. Sen şahsen hangi Yahudi’yi tanıyorsun? Kaç tanesiyle birlikte oldun? Yahudiler hakkında yeterince bilgi veya tecrübeye sahip misin soruları akla geliyor. Tanımadığın bilmediğin bir inanca mensup, Allah yolu olarak Yahudiliği seçmiş insanların tümünden nefret edip, onlara öfke duyman ne kadar gerçekçidir? Bunun altında yatan asıl sebep nedir?

Bugün dünyada iki milyar Hıristiyan, bir buçuk milyar Müslüman, bir milyar Hindu ve yaklaşık bir milyar hiç bir dine ait olmayan insan yaşıyor.  Kanun ve kuralları farklı, inancı değişik insanlar. Bunun yanında dünya genelinde topu topu 14 milyon Yahudi var.  Ben Türk’üm ve Yahudi’yim.

Fransa veya Almanya ile itilafa girildiğinde iki milyar Hıristiyan’dan nefret etmek ne kadar akıllıcadır? Tüm Avrupa ülkeleri, birçok Orta ve Güney Amerika ülkesi de buna dâhil midir? Bu nasıl bir zihniyettir? Kavga ve savaşlara son vermek için çözüm üretmek yerine ateşe körükle gitmenin hangi yüzyılda hangi insana faydası oldu acaba?

Yarım asır evvel bana Türk Yahudi’si misin yoksa Yahudi Türk müsün diye de soranlar kelime oyunu yapıyorlardı. Ancak ben kim olduğumu, ne olduğumu her zaman bilendim. Bugün 75 milyonluk bir nüfus içinde yaşarken aynı dine mensup farklı bir ülkenin vatandaşlarını koruyup, onlar için yürüyüş yaparken, benim gibi Türk olup, bu ülkenin vatandaşlarına, ayrı inanca sahip olduğumuzdan ötürü sahip çıkmamak sizce hak mıdır? Yabancı bir ülkenin politikasını eleştirmek adına beni yargılayıp asmaya çalışmak, beni tanımadan benden nefret etmek doğru mudur bilemiyorum. 75 milyon kişinin içindeki 15 bin kişiye sahip çıkacak kimse yok mu? Sesleniyorum size. Sesim çok mu cılız? Barış istiyorum, burada huzuru arıyorum.

Tarafsız olmak elbette zordur. İnsanın doğası illa bir tarafı seçmek ister ancak seçilen taraf doğru olan mıdır? Elinizi vicdanınıza koyup bu soruyu kendinize sorun lütfen. Dürüst olmak zor olmasa gerek. Yıllar boyunca en yakın Rum, Süryani ve Ermeni arkadaşlarım yanımdan uzaklaştılar. Ben bir şey yapmadım. Onlar burayı, bu toprakları, vatandaşı oldukları yerleri terk etmek zorunda kaldılar. Bu topraklar üzerinde, Yahudi neslinin son yüzyılına girdiğimiz dönemde, insan olarak bizleri anlayıp kabullenmek çok mu zor?  Kendinizi tanımayı bir yana bırakın ancak beni tanıyor musunuz? Hele bir düşünün. Tarih değişse de, sınırlar farklı olsa bile, insan kendisini ve yaptıklarını anladığında değişmeyecek bazı şeyler var. Aynen benim hem Yahudi hem de Türk olmam gibi.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın