İki iddialı Fransız filmi

‘SİLS MARİA’ İLE OLİVİER ASSAYAS, ‘SAINT LAURENT’ İLE BERTRAND BONELLO Cannes’dan boş döndüler

İki iddialı Fransız filmi

Bir tiyatro oyununun hazırlık sürecini anlatan ‘Sils Maria’ ne yazık ki yönetmeni Olivier Assayas’ın kariyerindeki en sönük filmlerinden biri olmuş. Juliette Binoche ve şaşırtıcı bir başarı gösteren Kristen Stewart’ın müthiş bir ikili oluşturduğu filmin, doyumsuz güzellikteki İsviçre Alpleri manzaralı usta işi görüntülerine rağmen, yorucu diyaloglara boğulması başarısını engelliyor. Binoche’un çıplaklıktaki cüretkârlığı çok konuşuldu. Yılın ilk Yves Saint Laurent biyografisinden daha edebi, daha iddialı, daha olgun ve itinalı bulunan Bonello’nun ‘Saint Laurent’ı sanatçının yaşantısının 20 yıllık bir dönemini anlatıyor. Lüks pret-a-porter konseptini konfeksiyon sanayine sokan moda dehasının gençliğini Gaspard Ulliel, yaşlılık yıllarını Helmut Berger ustalıkla canlandırıyorlar.

 

 Bir moda Dehası portresi:  Sils Maria

67. Cannes Film Festivali’nin kesin mağlup ülkesi, ev sahibi Fransa oldu. Yarışmaya katılan filmlerinden üçü de Cannes’dan eli boş döndü.

Üçü de çok iddialı üç yönetmenin ellerinden çıkma üç filmden, en iyisi olan Michel Hazanavicius’un ‘The Search’ünden önceki yazılarımın birinde bahsetmiştim.

Cannes’da ülkesini beş kez temsil etmesine rağmen hiç ödül kazanamayan, iddialı yönetmen Olivier Assayas’ın filmi ‘Sils Maria’ idi. Filmin başrol oyuncusu Juliette Binoche kafasında şekillenen bir konu üzerine Assayas’tan bir senaryo yazmasını istemiş.

Bir tiyatro oyununun hazırlık sürecini anlatan ‘Sils Maria’ ne yazık ki yönetmenin kariyerindeki en sönük filmlerden biri olmuş. Cahiers du Cinema yazarlığından gelme 59 yaşındaki senarist-yönetmen Olivier Assayas, değişik türlerde iddialı filmler yapmakla ünlü bir sinema adamı.

Kendi hesabıma favori Fransız yönetmenler arasında yer almayan Assayas’ın sadece bir filmini ‘Carlos’u (2010) beğenirim. Konusuyla Joseph Mankiewicz’in ‘Eve’ filmini akla getiren ‘Sils Maria’da Assayas, senaryoyu yazarken İngmar Bergman’ın ‘Persona’sından ve ‘Fassbinder’in filmlerinden esinlendiğini söylüyor.

Filmin konusu kısaca şöyle: Yeni ölen bir yazarın tiyatro oyununda, 18 yaşında ilk başarısına imza atan Maria (Juliette Binoche) konu icabı 40’lı yaşlardaki rol arkadaşı Helena’yı intihara sürükler.

İhtiraslı, hırslı ve güzel bir genç kız olan Maria, olgun bir kadın olan Helen’i baştan çıkarıyor, sonraları kendisini terk ederek intihar etmesine yol açıyor.

20 yıl sonra Maria aynı oyunda tekrar rol alması için bir teklif alır. Tek farkla ki, bu kez aynanın diğer tarafında yer alacak, Helena’yı oynayacaktır.

Rolü kabul etmede tereddüt geçiren ünlü oyuncu, yanında genç asistanı Valentina (Kristen Stewart) olduğu halde, oyunun yazarının mezarını ziyaret etmek maksadıyla İsviçre Alpleri’ne bir yolculuğa çıkar.

Bir taraftan Helena rolünü ezberlemeye çalışan Maria bütün gününü geçirdiği Valentina ile sürtüşmeye başlar; iki kadın arasındaki gerilim doruğa çıkar.

Oyundaki 18 yaşındaki genç kız rolünü oynayacak Hollywood’un yeni şımarık çocuğu Jo-Anne Ellis’in (Chloe Grace Moretz) provalara katılmak üzere gelmesiyle, durum büsbütün karışır.

Bitmez tükenmez diyaloglarıyla Assayas’ın en geveze filmi olmaya aday ‘Sils Maria’, geçen zaman içerisinde şöhret kavramını otopsi masasına yatırıyor. Bilinen ustalığıyla Juliette Binoche zor bir role ustalıkla ayak uydururken, Chloe Grace Moretz şöhret budalası, şımarık Hollywood yıldızı rolünde hiç sırıtmıyor.

Ancak filmin sürpriz oyuncusu, ‘Alacakaranlık/Twilight’ film dizisinden tanıdığımız Kristen Stewart oluyor. İki erkek arasında kararsız kalan, güzel ama silik karakterli bir kahramanı, bu dizide canlandıran Kristen Stewart, ‘Sils Maria’ da kendisini aşarak çok iyi bir karakter oyuncusu olduğunu kanıtlıyor.

‘Alacakaranlık’taki rol arkadaşı Robert Pattinson aynı patlamayı Cannes’da dünya prömiyeri yapılan ‘The Rover’ ve ‘Maps to the Stars’da yapmıştı.

Assayas’ın psikolojik dramasında, Kristen Stewart’ın şaşırtıcı çıkışından başka, keyif veren bir çalışma, görüntü yönetmeni Yorick Le Saux’nun İsviçre Alpleri’nden Sils Maria kasabasına tepeden bakan görkemli fotoğrafları.

Dedikodu meraklıları için bir not ile bu yazıyı noktalayalım. ‘Sils Maria’ için çıkan bütün yazılarda aynı dedikodu yer aldı. Alplerin eteğindeki bir gölde yüzmeye hazırlanan Binoche-Stewart ikilisinden 50 yaşındaki Binoche çırılçıplak kalmayı tercih ederken, yarı yaşındaki güzel partneri külot-sütyen ile göle dalıyordu.

İlerlemiş yaşına rağmen, diri vücudu ile Binoche erkek izleyicilere bir göz banyosu sunuyordu.

Bir moda dehası portresi: Saint Laurent

Beş yıl önce Fransız moda ikonu Coco Chanel’in iki biyografik filminin, ‘Coco Avant Chanel’ ve ‘Coco Chanel et Igor Stravinsky’ üst üste vizyona girdiğini hatırlıyoruz. Aynı yoldan giden Djalil Lespert ile Bertrand Bonello bir başka Fransız modacı, Yves Saint Laurent üzerine yaptıkları filmi altı ay aradan sonra vizyona soktular.

Tüm zamanların en büyük moda yaratıcıları arasında yer alan Yves Saint Laurent, lüks pret-a-porter konseptini konfeksiyon sanayine sokan kişidir.

Bertrand Bonello kişisel bakış açısıyla, sanatçının hayatındaki 20 yıllık bir zaman dilimindeki (1965 ile 1976 arasındaki sürede) yaşantısını ele alıyor.

Kıyaslama yapmak gerekirse, daha edebi, daha olgun, daha iddialı ve daha itinalı olan bu film, ilkine nazaran daha başarılı.

Bonello’ya senaryoda, Jacques Audiard’ın iki filmiyle de (Un Proféte-2010 ve De Rouille et d’Os-2013) Cesar ödülü kazanmış Thomas Bidegain eşlik ediyor. İkili Saint Laurent’ın gizemli ve karanlık kişiliğini yansıtan bir film yapmayı tercih etmişler.

Saint Laurent’ın cinsel tercihi, uyuşturucu ve orji partilerine olan düşkünlüğü filmde değişik yönleriyle ele alınıyor.

Sanatçının mali işlerini organize eden, sağ kolu sayılan, aynı zamanda yatağını paylaşan genel müdürü ve hayat arkadaşı Pierre Berge’yi Jeremie Rennier oynuyor. İlk filmde bu rolü üstlenen (‘Les Enfants et Guillaume A Table’ ile Cesar ödüllerini silip süpüren) Guillaume Gallienne çok daha inandırıcıydı.

Bonello senaryosunda Pierre Bergé’ye fazla yer verme ihtiyacını hissetmemiş. Kahramanı cinsel tercihini Jacques de Bascher karakteriyle paylaşıyor. Çarpıcı bıyıkları, jelatinli saçları, eksantrik kıyafetleri ile bu eşcinsel aşığı Louis Garell canlandırıyor.

Yves Saint Laurent’ı canlandıran deneyimli aktör Gaspard Ulliel, karizmasıyla ilk filmdeki Coméedie Française kökenli aktör Pierre Niney’e fark atıyor.

Altın Palmiye ödüllü ‘Mavi En Sıcak Renktir/La Vie d’Adéle’ ile yıldızı yükselen güzel aktris Léa Seydoux ise Loulou de la Falaise adlı mücevher tasarımcısını oynuyor.

Ancak filmin oyuncu kadrosundaki en büyük sürprizi sanatçının inzivaya çekildiği, hayatının son dönemini yaşadığı yaşlı Saint Laurent’ı oynayan Helmut Berger.

Ödül töreninden önce basında yapılan spekülasyonlarda En İyi Erkek Oyuncu ödülü için, en çok Gaspard Ulliel-Helmut Berger ikilisinin adı geçiyordu. Jüri klasik oyunculuğuyla, tercihini İngiliz Timothy Spall’dan yana kullandı.

Film, 1974 yılında, yorgun gözüken bir adamın telefonda “Ben Yves Saint Laurent’im’. Yaptığınız söyleşi teklifini yerine getirmeye hazırım,” deyip hayatını anlatmasıyla başlıyor.

Tabii film sadece 1965 ile 1976 yılları arasını anlatmasıyla, sanatçının Cezayir’in Oran şehrindeki çocukluk yıllarına, kendisiyle yeterince ilgilenmediğini söylediği annesiyle olan sağlıksız ilişkisine, Kuzey Afrika’da sinema salonu işleten bir şirketin sahibi olan babasıyla sıcak ilişkiler kuramamasına, 60’lı yılların başında Fransa’daki politik çalkantılarına, sancılı geçen askerlik sürecine değinmiyor.

Ancak bir moda dehasının çalışma azmini, yaratıcılıktaki benzersiz hünerini, atölyedeki çizim çalışmalarını, görkemli defilelerini film ustalıkla yansıtıyor.

Filmin en başarılı bölümü olan finalinde, insan arasına çıkmayı reddeden, görkemli sanat koleksiyonu ve hatıralarıyla yetinip inzivaya çekilen Yves Saint Laurent’ı yalnız yaşarken gösteren sekanslar,2008 yılında ölen efsanevi Fransız modacısının son yıllarını filmde, eski tüfeklerden Helmut Berger görkemli bir performans ile canlandırıyor.

Yönetmen Bertrand Bonello Cannes takipçilerinin yakından tanıdığı bir sinemacı. 46 yaşındaki Nice’li, senarist-yönetmen, 2003’te ‘Tiriesia’ ile 2011’de ‘L’Apollonide-Souvenirs de la Maison Close’ filmleriyle ana yarışmada yer almıştı.

Bertrand Bonello, 2011’de ‘Eleştirmenler Haftası’ bölümünde ‘Le Pornographe’ ve 2008’de ‘Yönetmenlerin 15 Günü’ bölümünde ‘De La Guerre’ filmleri için Cannes’a gelmişti.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın