BİR ŞABAT ÖYKÜSÜ: Üç Kahkaha

Sevgili okurlarım, bu hafta sizlere Polonya kaynaklı, bir Hasidik hikâye anlatmak istiyorum. Hasidi Tarikatının kurucusu olan Rabbi İsrael Ben Eliezer (Baal Şem Tov),Tanrı’nın kutsal ruhlarından olan bir mistikti. Gelin onun bir Şabat sofrasına konuk olalım…

Bir zamanlar, Baal Şem Tov’un müritleri, onun şerefine mükemmel bir  Şabat ziyafeti vermeyi planlarlar. Her şeyin mükemmel olması için günler öncesinden hummalı bir faaliyete girişirler. Amaçları daha önce hiç yapılmamış güzellikte bir Şabat şöleni vermektir.

Sonuç olarak, Şabat başlamadan  birkaç dakika önce, tüm konuklar kurulan uzun sofraya yerleşirler. Baal Şem Tov sofranın en başına şeref konuğu olarak oturtulmuştur. Gümüş şamdan tam karşısındadır, mumlar yakılır ve Kiduş okunmaya başlar. Baal Şem Tov, Kiduş’un tam ortasında “ha,ha,ha” diye gülmeye başlar. Kiduş’u okuyan adam fena halde irkilir. Etrafına bakar,üstüne başına bakar, her şey normal görünmektedir. Acaba Rabi neden gülmüştür?

Yemek servis edilir. İlk çorba kâsesi Rabi’ye sunulur. Bu çorba özenle pişirimiş, besleyici ve lezzetlidir. Rabi tadına bakar.

“Ha, ha, ha” diye kahkaha atar. Güler, güler, güler…

Herkes hayret içinde çorbasını kaşıklar. Tadı nefistir. Komik olan nedir? Çok tuhaf!

Yemekten sonra hep bir ağızdan Şabat şarkıları söylemeye başlarlar;

“Erdemli kadını kim bulabilir?

Onun değeri mücevherlerden çok üstündür.

Kocası ona yürekten güvenir

Ve kazancı eksilmez.”…Ya Da Day, Day, Day, Day, Da!

Onlar bu şarkıyı söylerken, Baal Şem Yov ;”Ha, Ha, Ha…”diye kahkahalarla gülmeye başlar. Güler, güler ve güler… Herkes hayretler içindedir ama  Rabi oralı bile olmaz.

Ertesi gün, Kutsal Şabat günü, gereğince kutlanır. Yıldızlar gökyüzünde belirince, Şabat biter. Gün boyunca aralarında konuşan müritler, hep birlikte bir soruda karar kılıp, Rabi’nin yanına giderler.

“Kutsal Üstadımız, Şabat gecesi neden üç kere güldünüz?”diye saygıyla sorarlar. Baal Şem Tov “Benimle gelin” diye cevap verir. Müritler, Rabi’nin atlı arabasına yerleşirler. Rabi pencerelerin perdelerini kapatır. Araba saatler sonra durur. Perdeler açılınca daha önce hiç görmedikleri bir köye geldiklerini görürler.

Baal Şem Tov, köyün muhtarına giderek, tüm köy halkını meydanda toplamasını söyler. Köylülerin tümü gelir. Rabi hepsine tek tek bakar ve “Aranızdan bir aile eksik,”der. Herkes etrafına bakınır. Biri atılır; “Ciltçi ve karısı burada değiller, evleri köyün en uzak köşesindedir. Muhtemelen çağrıyı duymamışlardır,” der.

Ciltçi(mücellit) ve karısına haber verilir. İkisi koşarak meydana gelirler. Adam, Rabi’yi görünce, telaş ve utançla ellerini ovuşturmaya başlar,”Kutsal Üstadım, ben çok büyük bir günah işledim, lütfen beni affedin” diye yalvarır.

Baal Şem Tov “Ciltçi, yanıma yaklaş” der ve devam eder, “Şimdi herkese dün gece Şabat’ı nasıl geçirdiğini anlat. Herkes duysun,” der.

Korku içindeki adamcağız, Rabi’nin  müritlerine dönerek, “Ben ciltleme işiyle uğraşıyorum. Yani ciltçiyim. Gençliğimden beri bu işle uğraşıyorum. Önceleri kazancım çok iyiydi, giderek müşterilerim azaldı, neredeyse günlük  küçük kazançlarla yetinmeye başladım. Bu hafta boyunca elime hiç para geçmedi. Şabat günü değil yemek, mum bile alamadan eve döndüm. Yiyecek olarak birkaç bayat ekmek kabuğu ve sade su vardı. Karım her şeye rağmen Şabat’ı kutlamamız gerektiğini söyledi ve sofrayı kurdu. Hava karanlık olduğu halde soframız apaydınlık oldu. Kiduş’u okurken gözüm karıma çarptı, sofradaki aydınlık ondan yayılıyordu. Duamı yarıda kesip koşarak yanına gittim ve ona –SENİ SEVİYORUM- diye haykırdım. Buna ben bile şaşırmıştım. Kendimi toparladım, yerime geçip Kiduş’a devam ettim.”Adam anlatmaya devam eder:

“Ardından fakir soframızın başına oturduk. Kâselerde çorba yerine sade su vardı. Kaşığı suya daldırıp içince, tadı… Aman Tanrı’m, bu son derece lezzetliydi. Bu, bu gerçek bir çorbaydı. Huşu içindeydim. O anda bu lezzetin, bunca yıllık evliliğimiz süresince, benim yaşam tadımı hiç bozmayan, erdemli karımdan kaynaklandığını anladım. Bunu ayrımsadığım anda yerimden fırladım, yanına gittim ve –ONU ÖPTÜM-“ Adam  anlatmaya devam etti:

“Bu olanlara ben bile inanamıyordum. Hemen toparlandım, yine kendi yerime oturdum. Daha sonra oturduğum yerde Şabat şarkıları söylemeye başladım.

“Erdemli kadını kim bulabilir?

Onun değeri mücevherlerden çok üstündür.

Kocası ona yürekten güvenir

Ve kazancı eksilmez.”

Şarkıyı tam söylerken, birdenbire, kendi karımın benim hayatıma kattığı değeri ve  anlamı  keşfettim. Tüm yoksulluğuma rağmen hiçbir şeyden mahrum kalmadığımı fark ettim. Yeniden yerimden fırladım, onu yerinden kaldırıp kollarıma aldım.-ONA SARILDIM-Sonra el ele dans edip şarkı söylemeye başladık. ‘YA DA DAY, DAY, DAY, DAY, DA… Sonra kendimi toparladım ve yerime oturdum,” dedi. “Kutsal Üstadım, biliyorum, Şabatı ihlal ettim. Saçmaladım. Acaba kendimi nasıl affettirebilirim?”diye sordu.

Baal Şem Tov, kendi müritlerine dönerek, “İşte sorunuzun cevabı burada,” dedi ve devam etti; “Kendi kulaklarınızla duydunuz, bu adam ve karısı, tüm iman ve sevgileri ile Şabat’ı kutlarken, ben de onlarla birlikteydim. Onların sevinçlerini paylaşıyordum. O,karısına ‘seni seviyorum’ derken, yalnız ben değil cennetteki melekler de kalpleriyle bunu görüp, içtenlikle gülümsediler. O,yerinden tekrar kalkıp karısını öpünce sevgisinin derinliğini hisseden melekler gülmeye başladılar. Ve ikisi el ele şarkı söyleyip dans etmeye başladıkları zaman cennetteki melekler de el ele tutuşup dans edip şarkı söylemeye başladılar,”dedi. “Melekler, kahkahalarla güldüler, güldüler, güldüler…”diye devam etti. “Ebedi yürek, her şeye kadir olan Tanrı’mız da onları duydu ve memnun oldu.” diyerek “böylesine mükemmel bir Şabat kutlaması karşısında, kim sevinip gülmez ki?”diye sordu.

Hikâye hakkında notlar:

1- Okuduğunuz hikâye Polonya  kökenli Hasidik bir öyküdür. Hikâyede adı geçen Rabi İsrael Ben Eliezer Baal Şem Tov(1760-Polonya),Hasidik Tarikatı’nın kurucusudur. Kısaca ‘BEŞT’ adıyla anılan Baal Şem Tov, ünlü bir din bilgini ve mistiktir. Baal Şem Tov bir lakap olup İbranice ‘İyi İsmin Sahibi’ anlamına gelmektedir. Bu lakap mistikler tarafından, ‘Kutsal İsmin Sahibi’ olarak da kullanılır.

2- Hikâyede söylenen şarkının sözleri Şlomo Ha Meleh’in Mişle kitabındaki “Eşet Hayil” şiirinden alınmıştır.(Süleyman’ın Özdeyişleri 31:10-31  Erdemli Kadın)

3- “Üç Kahkaha” adlı öykü, Doug Lipman’ın “Hasidic Stories”adlı kitabından kaynaklanmaktadır.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın