Salom 49 yıldır Cannes’da

14-25 Mayıs tarihleri arasında sinema dünyasının kalbi Cannes’da atacak. 67. Cannes Film Festivali’nin perde arkası olaylarını, bu etkinliği izleyen en eski Türk gazetecisi olan Viktor Apalaçi aktaracak

Viktor APALAÇİ Sanat
14 Mayıs 2014 Çarşamba

Uluslararası film festivalleri arasında birincilik kürsüsündeki yerini 67 yıldır koruyan Cannes Film Festivali bu akşam başlayacak ve 25 Mayıs tarihine kadar devam edecek.

Her yılın mayıs ayında sinemanın kalbinin Cannes’da attığı söylenir. Bu muazzam sinema fuarında yarışmak için bu yıl 1800 film müracaat etti.

Festival Başkanı Gilles Jacob ve Genel Koordinatörü Thierry Fremaux başkanlığındaki seçici kurul 1800 aday arasında ellisini seçti. Uluslararası yarışmada on sekiz film, en önemli yan etkinlik olan ‘Belirli Bir Bakış’ bölümünde on dokuz film çeşitli ödüller için kısasıya bir yarışın içine girecekler.

Altın Palmiye için yarışacak on sekiz filmde, temsilcimiz Nuri Bilge Ceylan’ın çok önemli rakipleri var: Evvelce Cannes’dan iki Altın Palmiye Ödülü’yle ayrılmış Belçikalı Jean-Pierre ve Luc Dardenne Kardeşler, birer Altın Palmiye kazanmış iki İngiliz usta, Ken Loach ve Mike Leigh.

Fransız ‘Yeni Dalga’ akımının kuramcılarından Jean-Luc Godard, Kanadalı üç usta David Cronenberg, Atom Egoyan ve Xavier Dolan, ‘Artist’ ile Oscar’ları silip süpürmüş Michel Hazanavicius, Ceylan’ın önemli rakipleri arasında.

Cannes’daki yarışmalarda ödül almış, Andrey Zvyagintsev, Naomi Katase, Tommy Lee Jones gibi yönetmenler ödül listesine tekrar girmek için mücadele verecekler.

NİYE ALTIN PALMİYE OLMASIN?

Evvelce katıldığı beş Cannes Film Festivali’nden ülkemize beş ödül kazandıran Nuri Bilge Ceylan, bu yıl ‘Kış Uykusu’ ile festivalin favorileri arasında gösteriliyor.

İki Büyük Ödül, bir En İyi Yönetmen Ödülü, bir FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri) Ödülü ve bir En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazanan önceki filmleri göz önünde bulundurulunca, şu soruyu sorma hakkımız doğuyor: Ceylan’ın ulaşabileceği tek hedef olan Altın Palmiye Ödülü, bu yıl niye bizim olmasın?

Cannes’da ilk kez ‘Koza’ ile kısa film bölümünde yer alan Nuri Bilge Ceylan, 2003 yılında çifte ödül kazanan ‘Uzak’ ile sesini duyurdu. Film, festivalinin ikincilik ödülü olan Büyük Ödülü, oyuncuları Mehmet Emin Toprak ile Muzaffer Özdemir yılın En İyi Aktör Ödülü’nü aralarında paylaştılar.

2006’da ‘İklimler’ ile Uluslararası Eleştirmenler Birliği (FIPRESCI) Ödülü’nü kazanan Ceylan, iki yıl sonra katıldığı ‘Üç Maymun’ filmiyle En İyi Yönetmen Ödülü’nün sahibi oldu.

Ceylan son olarak 2011’de katıldığı festivalde ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ ile Büyük Ödülü ikinci kez kazandı. Nuri Bilge Ceylan 2009 festivalinde İsabelle Hupert başkanlığındaki jüride yer aldı.

‘Kış Uykusu’, aktörlüğü bıraktıktan sonra Orta Anadolu’da kendi ahalinde küçük bir otelde çalışarak günlerini geçiren Aydın isimli bir adamın hikâyesi. Kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı Nihal ve boşanmış olan kız kardeşi Necla, Aydın’ın hayatında yer alan iki kadındır. Kışın bastırması ve kar yağışının artması, bu taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder.

Bu dramın oyuncu kadrosunda Haluk Bilginer, Demek Akbağ ve Melisa Sözen var.

Festival Direktör Thierry Fremauzx yarışmaya hak kazanan filmleri açıkladığı basın konferansında, “Ceylan kelimenin gerçek anlamıyla ‘auteur’ bir sinemacı. Auteur’ler filmlerinin senaryolarını yazarlar, yönetirler ve yapımcılığını üstlenirler. Bu üç saat 16 dakikalık filme festivalin başlarında göstereceğiz ki, gücünüz ve dikkatiniz yerinde olsun. Filmin İstanbul ve Ankara’da değil, Türkiye’nin kalbinde geçtiğini ve Türk toplumuna baktığını, Türk insanını derinlemesine işleyen güçlü bir film olduğunu söyleyeyim,” dedi.

Nitekim film, festivalin 3. günü (16 Mayıs Cuma) gösterilecek. Filmde Nejat İşler’in de bir rolü var.

DARDENNE’LER BİR İLKE İMZA ATABİLECEK Mİ?

Festivalin başlamasından bir gün önce geldiğim Cannes’a fırtına öncesi sessizliği hakimdi. Zira on iki gün boyunca sinema dünyasının kalbi burada atacak, Cannes kıyasıya bir mücadeleye tanık olacak. Yarışma filmleri arasında çok iddialı, bol ödüllü yönetmenlerin eserlerinin olması 67. Festivalin önemini arttırıyor.

Programda kimler mi var? Evvelce Cannes’da Altın Palmiye kazanmış üç isim var: İngiliz Ken Loach ile Make Leigh ve Belçikalı Dardenne Kardeşler.

Bu sonuncuların önünde müthiş bir fırsat var: Cannes tarihinde üç Altın Palmiye kazanmış ilk isimler olabilmeleri.

Zira Cannes’da iki Altın Palmiye kazanmış Amerikalı Francis Ford Coppola, Japon Shohei İmamura, İsveçli Alf Sjöberg, Sırp Emir Kusturica, Avusturyalı Michael Haneke bu yıl yoklar.

Jean-Pierre ve Luc Dardenne yarışmaya katıldıkları ‘İki Gün, Bir Gece / Deux Jours, Une Nuit’ ile büyük ödüle ulaşırlarsa bir ilke imza atmış olacaklar.

Marion Cotillard, Olivier Gourmet ve Catherine Sallee’nin başrollerini paylaştıkları filmin konusu şöyle: Sandra kocasının da yardımıyla, hafta sonu karmaşık ve zorlu bir görevi yerine getirmek zorundadır. Birlikte çalıştığı iş arkadaşlarının yanına gidip, onları ekstra maaş bonuslarının iptal olmasına ikna etmek zorunda olan Sandra, ancak bu şartlarla işine devam edebilecektir. Bunun için sadece iki gün ve bir gecesi vardır.

 

İKİ VETERAN İNGİLİZ USTA

78 yaşındaki efsane İngiliz Yönetmen Ken Loach’ın Cannes’a 1970’ten bu yana on yedi kez ülkesini temsil etme gibi bir rekoru var. Aldığı beş ödülün içinde en önemlisi 2006’da ‘Özgürlük Rüzgârı / The Wind That Shakes The Barley’ ile kazandığı Altın Palmiye. En son ödülü ise ‘Hayata Çalım At / Looking For Eric’ komedisiyle 2009’da kazandığı Jüri Ödülü.

Ken Loach’ın bu yılki filmi ‘Jimmy’s Hall’ konusunu gerçek hayattan alan ve yine demirbaş senaristi Paul Laverty tarafından yazılan politik bir film. 1930’lu yıllarda ülkesi İrlanda’dan kovulan bir politik aktivistin öyküsü. 1920’lerde Katolik Kilisesi’ne karşı gelen komünist Jimmy Gralton, İrlanda’da bir köy kavşağında bir dans salonu açmasıyla kilisenin aforozuna uğruyor.

Ken Loach, “Bu benim son filmim olacak. Sonra belgesellerle devam edeceğim,” diyor. Yapımcısı da kendisini teyit ediyor.

Vatandaşı Ken Loach’tan yedi yaş geç olan (71) Mike Leigh Cannes’a yabancı bir İngiliz değil. Kendisi 1995 yılında ‘Sırlar ve Yalanlar / Secrets and Lies’ başyapıtıyla Altın Palmiye’nin sahibi olmuştu.

‘Naked’ (1993), ‘Vera Drake’ (2003) ve ‘Another Year’ (2010) gibi çizgi dışı filmlerin yönetmeni olan Mike Leigh, bu yıl bir biyografik film olan ‘M. Turner’ ile yarışmaya katılıyor.

Adından da anlaşıldığı gibi, 19. yüzyılın ünlü ressamı J.M.W. Turner’ın hayatını anlatan bu iki buçuk saatlik ırmak-film empresyonizmin öncüsü sayılan bu ressamı geniş kitlelere tanıtacak. Turner’ı, Mike Leigh’in fetiş oyuncusu Timmoty Spall canlandıracak. Mike Leigh “Niye Turner?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Karışık bir kişilik olan ressam Turner hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki. Kendisi tüm hayatı boyunca sürekli resim çizme obsesyonuna sahipti.”

 

 

ÜÇ KANADALI USTA

İtalya’nın tek filmle katıldığı festivale bu yıl Kanada dört filmle katılıyor. İkisi çok ünlü (Cronenberg- Egoyan), biri çok genç harika bir çocuk (Dolan) üç perstijli filmle ödül listesine girmeye çalışacaklar

 

Cannes’da evvelce yarıştığı beş filmden, 2005’de ‘Şiddetin Tarihçesi / A History of Violence’ ile Büyük Ödül, 1996’da ‘Crash’ ile Jüri Ödülü kazanan David Cronenberg bu yıl ‘Maps to the Stars’ ile katılıyor.

Robert Altman’ın ‘Player’ı ile kıyaslabilecek bu Hollywood eleştirisinin konusu şöyle: Ünlü olma takıntısı olan bir adamın öyküsünde Cronenberg, batı kültürü hakkındaki fikirlerini söylüyor.

Tipik bir Hollywood hanedanı olan Weiss ailesinde, baba Staford yazdığ kitaplarla büyük bir servet yapan bir psikoterapist, anne Christina 13 yaşındaki harika çocuğu Benjie’nin oyunculuk kariyeriyle ilgileniyor. Stanford’un müşterilerinden Havana, annesine şöhrete kavuşturan bir filmin remake’ini yapmayı arzuluyor.

Uyuşturucu bağımlısı Benjie bir rehabilitasyon merkezinde tedavi görürken, yangın çıkarma hastalığı olan kız kardeşi Agatha sanatoryumda tedavi görüyor. Başrollerde Julianne Moore, John Cusack, Mia Waskowska ve Cronenberg’in bir önceki filmi ‘Cosmpolist’te de oynayan Robert Pattison.

Cannes’da altı kez yarışan Atom Egoyan, bunlardan ‘Başka Bir Dünya / The Sweet Hereafter’ ile 1997’de Büyük Ödül kazandı. Egoyan, 1996’da Cannes’da jüri başkanlığı yapmıştı.

Bu yıl ‘Esirler / Captives’ ile Egoyan, kaçırılan kızını bulmaya çalışan bir babanın gerilim dolu öyküsünü anlatacak. Geçen ay İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz gerçek bir hayat hikayesi ‘Şeytan’ın Düğümü / Devil’s Knot’ta Egoyan kaçırılan ve cesetleri bulunan üç erkek çocuğun cinayetlerindeki gizemi çözmeye çalışıyordu. Aynı festivalde iki filmini, ‘Lawrence Anyways’ ve ‘Tom A La Ferme / Tom Çiftlikte’sini izlediğimiz Montrealli harika çocuk Xavier Dolan, Cannes’da ‘Mommy’ ile yarışacak.

Gay olduğunu gizlemeyen Dolan bunu otobiyografik filmi ‘J’ai Tue Ma Mere / Annemi Öldürdüm’de açıklamıştı.

‘Mommy’, hasta, sorunlu, şiddet yanlısı oğlunu büyütmeye çalışan bir annenin öyküsü. Babasız büyüyen oğlunun, annesi, komşusu bir kadının desteğiyle ayakta tutmaya çalışıyor.

 

CANNES NOTLARI

  67. Cannes Film Festivali’nin iki kadın yönetmeni Japon Naomi Kawase ve İtalyan Alice Rohrwacher. Cannes tarihinin en genç Altın Kamera Ödüllü yönetmeni olan (27 yaşında) Kawase 2007’de ‘Mogari Ormanı’ ile Büyük Ödülü kazanmıştı. Geçen yıl jüri üyesi idi. İtalyan bir annenin, Alman bir babanın kızı olan Alice Rohrwacher filmi ‘Le Meraviglie’de kız kardeşi Alba’yı oynatıyor.

  İsviçreli Jean-Luc Godard festivalin en yaşlı (84) yönetmeni. Filmi ‘Adieu Au Language’ın konusunu sır gibi saklıyor. Tek bildiğimiz (70 dakikalık süresiyle) yarışmanın en kısa filmi olduğu ve 3D ile çekilmiş olduğu. Hayatı boyunca somurtan, tebessüm dahi etmeyen Godard’ın basın konferansını izlemek işkence olacak.

  2011’de ‘Artist’ ile En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar’larını kazanan Yahudi kökenli Michel Hazanavicius, üç yıl sonra Cannes’a dönüş yaptığı ‘The Search / Arayış’ Fred Zinnemann’ın 1998 tarihli aynı adlı klasiğini Rus-Çeçen Savaşı’na adapte ediyor. Başrolde yine karısı Berenice Bejo var.

  ‘Clouds of Sils Maria / Sils Maria Bulutları’ ile yarışacak. Fransız Olivier Assayas senarist-yönetmen, Türk Yahudisi Jacques Remy’nin oğlu. İlk karısı Hong Konglu aktris Maggie Cheung ile üç yıl evli kalıp boşandıktan sonra, yine bir Uzakdoğuluyla, oyuncu-yönetmen Mia Hausen-Love ile evlendi. 2011’de Cannes’da jüri üyeliği yapan Olivier Assayas, ertesi yıl katıldığı Venedik Film Festivali’nde ‘Something in the Air’ ile Gümüş Aslan kazandı.