Alain Resnais ve Yahudilerle ilişkisi

1 Mart günü 91 yaşında hayata veda eden Fransız ünlü film yönetmeni Alain Resnais Yahudilerle oldukça karmaşık sayılabilecek ilişkilere sahipti. 1955’te çektiği ‘Night and Fog’ adlı filmi Nazilerin ölüm kamplarında uyguladıkları vahşete öğrencilerin tanık olmaları için eğitim amacıyla yıllardır okullarda gösteriliyor

Alain Resnais ve Yahudilerle ilişkisi

Katolik bir eczacının oğlu olan Resnais 1922 yılında Fransa’nın batısında Vannes’da dünyaya geldi. Savaş yıllarında 1943’te Vichy Hükümeti döneminde açılan Sinema Yüksek Enstitüsü’nde (L’Institut des Hautes Études Cinématographiques) eğitim gördü. Resnais, ülkesinin Alman işgali altındaki dönemini yansıtan kısa filmi ‘Guernica’da (1950) Pablo Picasso’nun faşizm karşıtı efsanevi tablosu ‘Guernica’nın ön taslaklarının görüntülerine yer verdi.

Resnais sinemada yönetmenin filmin yegâne yaratıcısı olarak kabul edildiği ‘auteur’ kavramına karşı çıktı, müzik, şiir ve diğer sanatları da katarak yaratıcı bir kadro ile çalışmayı tercih etti. Bu prensibini ‘Guernica’, ‘Night and Fog’ ve daha birçok filminde uyguladı.

Alain Resnais’nin ‘Night and Fog’ filminde asistanlığını yapan André Heinrich’in 2012’de verdiği söyleşide, yönetmenin bir Yahudi veya siyasi suçlu olmaması sebebiyle temerküz kamplarında film çekme konusundaki isteksizliğini vurgulamakta. Ancak Yahudi olmadığı halde, Fransız Direniş Hareketi’ndeki yer altı eylemleri nedeniyle tutuklanan ve Mauthausen-Gusen temerküz kampına gönderilen şair Jean Cayrol (1911-2005) filmin senaryosunu yazmayı kabul edince Resnais bu filmi gerçekleştirmeye karar verdi.

Cayrol’un senaryosunda temerküz kampları ile ölüm kampları arasındaki farkın göz önüne alınmadığı ve Holokost’un özellikle Yahudiliğin bir trajedisi olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktan kaçınıldığına ilişkin eleştiriler yapıldı. 32 dakikalık filmde ‘Yahudi’ sözcüğü, öldürülmüş kurbanların listesindeki “Stern, a Jewish student from Amsterdam” (Stern, Amsterdam’dan bir Yahudi öğrenci) ifadesi ile sadece bir kez telaffuz edilmekteydi.

Resnais’nin diğer kısa filmlerinde olduğu gibi bu filmde de estetik kaygısı gütmüş olması günümüzde de kabul görmemekte. Paul Celan ‘Night and Fog’u Almancaya tercüme etmeyi kabul etmesine, savaş sonrası Almanya’nın baskısına rağmen Fransız Hükümeti, temerküz kamplarının metaforik ve estetik çağrışımının birçok kişiyi mutsuz edeceği gerekçesi ile 1955’te filmin prömiyerinin Cannes Film Festivali’nde yapılmasını engelledi.

Resnais’nin sanatı geliştikçe filmlerinde insani yanılgıları işledi. Özellikle Marguerite Duras’nın senaryosunu yazdığı ‘Hiroshima mon Amour’da (1959) Fransız oyuncu Emmanuelle Riva’nın canlandırdığı karakter, işgal altındaki Fransa’da bir Nazi askeri ile aşk ilişkisinde bulunmaktan dolayı müttefik güçlerin zaferinin ardından yurttaşları tarafından saçlarının kazınması ile cezalandırılır.

 

FLORENCE MALRAUX İLE EVLİLİĞİ  

Savaş dönemi deneyimi, özellikle 1969’da Fransa Yahudi’si yazar Clara Malraux’nun (Clara Goldschmidt) yazar André Malraux ile evliliğinden olan kızı Florence Malraux ile evlenmesinin ardından Alain Resnais için birincil önem taşımaya devam etti. Florence, Alain Resnais’nin yapım ekibinde yer alıyordu, 1961 ile 1986 yılları arasında yönetmen yardımcısı görevinde bulunuyordu. Her ne kadar Florence Malraux ile evliliği boşanma ile sonuçlansa da, Resnais filmlerinde ana tema olarak faşizm karşıtlığına sanatsal bir boyut kazandırdı.

Bir direnişçi ve Buchenwald kampı kurtulanı olan İspanyol asıllı yazar Jorge Semprun (1923-2011) Resnais’nin bazı filmlerinin senaryosunu yazdı. ‘The War Is Over’ (1966) İspanyol diktatör Francisco Franco’ya karşı mücadele veren solcu direnişçileri konu edindi. ‘Stavinsky’de (1974) 1930’lu yıllarda Jean-Paul Belmondo, savaş öncesi Avrupa’daki antisemit ortamın etkisi ile işleri bozulan Alexandre Stavisky adlı kalpazanlık yapan Polonyalı bir Yahudi’yi canlandırıyordu.

Resnais’nin daha sonraki filmlerinde Yahudilikle ilgili konulara rastlanmasa da, savaş yıllarının faşizm karşıtlığı her filmde yer alan bir unsur olarak belirdi. 1986’da çevirdiği ‘Mélo’ adlı filmi Yahudi bir yazar olan Henri Bernstein’ın (1876-1953) 1929’da yazdığı bir oyunundan sinemaya uyarlanmış teatral ve trajik bir aşk öyküsüdür. Bernstein’ın ‘After Me’ adlı oyunu 1911’de Comédie-Française’de sahnelendiğinde, Fransa’nın Faşist bir kuruluşu olan Action Française bunu protesto etmiş, askeri görevini yapmamış Yahudi bir yazarın eserinin sahnelenmeye değer olmadığını ileri sürmüştü. New York’ta Waldorf-Astoria’nın lüks ortamında sürgünde yaşamak zorunda kalan Bernstein orada Vichy Hükümeti’nin başkanı, Nazi işbirlikçisi Mareşal Pétain hakkında bir deneme yazdı.

Resnais’nin en fazla benimsediği ancak yorumcular tarafından en başarısız filmi olarak nitelendirilen ‘I Want to Go Home’ (1989) ABD’li Yahudi karikatürist Jules Feiffer’in senaryosunu yazdığı, bir resimli roman çizerini konu edinen ve ABD’li Adolph Green’in rol aldığı bir filmdi. Çizgi romanlara çok meraklı olan ve sinemanın temellerini bu türden öğrendiğini her fırsatta söyleyen Resnais, Jules Feiffer’in önerisini hemen kabul etmişti.

Birlikte çalışmaktan mutluluk duyan Resnais ile Feiffer ikilisi 1992 yılında yine Adolph Green’in oynadığı TV için George Gershwin’i konu edinen bir belgesel çekti.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın