Modern ‘dolce vita’

Paolo Sorrentino ‘Muhteflem Güzellik’te roma kentine vefasını dile getirip, saygısını sunuyor.

Modern ‘dolce vita’

Neorealist İtalyan sinemasının altın çağını oluşturan Fellini, Rossellini ve Antonioni gibi dev yaratıcıların düşlerini ve toplumsal gözlemlerini akla getiren ‘Muhteşem Güzellik’, Sorrentino’nun İtalya’nın özlemi duyulan gücüne ve zenginliğine yaklaşan bir sinemacı olduğunu gösteriyor. Ömrünün sonbaharını yaşayan sinik ve hedonist bir Romalı yazarın gözünden anlatılan film, bizleri Berlusconi İtalya’sında, jet sosyete, aristokrasi ve modern sanat çevrelerinde keyifli bir yolculuğa götürüyor. Avrupa Film Akademi’sinin En İyi Erkek Oyuncu seçtiği, Sorrentino’nun fetiş aktörü Toni Servillo harikalar yaratıyor

Yarım yüzyıl öncesinin Federico Fellini başyapıtı ‘Tatlı Hayat/La Dolce Vita’sını anımsatan ‘Muhteşem Güzellik/La Grande Bellezza’ ile Paolo Sorrentino, güzelliğini hala kaybetmemiş Roma kentine vefasını dile getirip, selam ve saygısını sunuyor.

Neorealist İtalyan sinemasının altın çağını oluşturan Fellini, Rossellini ve Antonioni gibi dev yaratıcıların, düşlerini ve toplumsal gözlemlerini akla getiren ‘Muhteşem Güzellik’, Sorrentino’nun eski İtalyan sinemasının özlemi duyulan gücüne ve zenginliğine yaklaşan bir sinemacı olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

Filmin ana kahramanı, sinik ve hedonist bir Romalı yazar olan Jep Gambardella’nın(Toni Servillo), 65 yaşını, Roma’ya tepeden bakan görkemli bir teras partisinde çılgınca kutlamasını gösteren, disko müzikli bir sekans ile açılıyor film.

Büyüleyici ve görkemli atmosferiyle bir Roma yaz gecesinde, ilerleyen yaşına rağmen karşı konulamaz bir cazibesi olan yakışıklı, her daim iyi giyimli Jep Gamberdella, şehrin tadını sonuna kadar çıkartmaktadır. Şık akşam yemeklerinin, çılgın partilerin, entelektüel sohbetlerin aranan kişisidir. Kıvrak zekâsı ve mizahi kişiliği ile her zaman baştan çıkarıcı ve bağımlılık yapan biri olmuştur.

Aynı zamanda aranan bir yazar olan Jep, gençliğinde ödül aldığı kitabı ile büyük bir başarı yakalar ve Roma yüksek sosyetesinde önemli bir itibar edinerek, ihtişamlı bir hayat sürmeye başlar.

‘İnsan Aletleri’ adlı ilk ve son romanıyla edebiyatın altın çocuğu ilan edilen, alaycı ve mizahi tavrıyla Roma’nın elit kesiminde hayatın tadını çıkaran, hâlâ kadınların gözdesi olan Jep, hayat boyu güzelliğin takibinden vazgeçmeyen, görmüş, geçirmiş bir insandır.

‘Tatlı Hayat’ın paparazzisi Marcello Mastroianni’nin 30 yaş büyüğü olan Jep’in gözünden, Silvio Berlusconi’nin İtalya’sında, jet sosyete, aristokratlar ve modern sanat çevrelerinde bizi keyifli geziye götüren filmde, Sorrentino, Federico Fellini sinemasını akla getiren Katolik Kilisesi’ne de uğramamazlık etmiyor.

GÜNÜMÜZ ROMASININ ÇARPICI PORTRESİ

Yüksek sosyete ile yakınlık kuran bir Kardinal, Rahibe Tereza’yı anımsatan 104 yaşındaki kutsal bir kişilik ve Katolik ritüeller eşliğinde film geniş bir yelpazede günümüz İtalyan toplumunun röntgenini çekiyor.

Sorrentino’nun Umberto Contarello ile birlikte yazdığı senaryoda müthiş portreler var: Jep’e sanat çevrelerinde ve jet sosyetesinde müthiş röportajlar ayarlayan bir kadın cüce editör, Roma’da şöhreti arayan, Jep’in taklitçilikten vazgeçmesini ve kendi gibi olmasını istediği taşralı yazar Romano, yeni kuşaklara tepeden bakan, didaktik ünlü kadın yazar, partide pastadan çıkan, artık yaşlanmış ve çökmüş, Seren Grandi’nin oynadığı eski porno yıldızı ve takındığı alaycı tavır ile dejenere olmuş insanları ve hayal kırıklıklarını maskeleyerek dünyayı biraz daha iyi bir yer olarak görmeye çalışan, sözünü sakınmayan, bazı insanların nefretini kazanan, gözde sosyete yazarımız Jep Gambardella.

Roma’nın en güzel manzaralı evlerinden birinde oturan Jep, terasında eğlenceli partilere ev sahipliği yapmayı sürdürürken, yönetmen Sorrentino, tarihi dövüş alanı Colosseo’ya tepeden bakan bu terastan, günümüz toplumsal hayatına karışan kokuşmuşluk ve gizlenemez çürümüşlüğe bir bakış atıyor.

MODERN İNSANLIK HALLERİ

 Jep için masumiyetini koruyan tek şey hâlâ hayallerinde yaşattığı ilk aşkıdır. Kendisini terk eden bu kadının ölümünü, sonradan evlendiği(ve tanımadığı) kocasından öğrenen Jep yıkılır, gözyaşlarına engel olamaz.

Artık yeniden kalemi, kağıdı eline almanın zamanı gelmiştir; ancak güzelliğiyle insanı etkisiz hale getiren bu göz kamaştırıcı şehirde içinde biriken derin yorgunluğun üstesinden gelebilecek midir?

Sinik kahramanının gözünden anlattığı, modern insanlık hallerine ilişkin ilginç gözlemleri, Paolo Sorrentino’yu İtalyan sinemasının son dönemdeki en heyecan verici yönetmeni yapıyor.

Diyalogları biraz fazla geveze olsa da, filmin iki buçuk saate yaklaşan süresinde tansiyon hiç düşmüyor. Tabii bunda, müzikleriyle Lele Marchitelli’nin görüntüleriyle kameraman Luca Bigazzi’nin ve son derece uyumlu bir oyuncu kadrosunun da katkısı var.

Yönetmenin fetiş oyuncusu Toni Servillo başarılı yorumuyla, Avrupa Film Akademisi’nin En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü hak ederek, günümüz İtalyan sinemasının en iyi karakter aktörlerinden biri olduğunu da kanıtlıyor.

İTALYANIN YÜKSELEN YILDIZI

Yıldızı sönmekte olan İtalyan sinemasının son yıllardaki heyecan verici tek yönetmeni Paolo Sorrentino’dur. Henüz 43 yaşında olan sanatçı, altı uzun metrajlı filmlik kariyeriyle, İtalyan sinemasının altın çağını anımsatıyor. Napoli doğumlu bu yönetmen, senarist ve yapımcı ilk aktörlük deneyimini Nanni Moretti’nin ‘İl Caimano’sunda geçirmiş.

İlk uzun metrajlı filmi ‘Aşkın Bedeli/La Conseguenze dell’Amore’ (2004) ile Cannes’da yarışan yönetmen, ikinci filmi ‘Aile Dostu/L’amica de Famiglia’ ile iki yıl sonra Cannes’da İtalyan sinemasını tekrar temsil etti.

Sorrentino’nun ilk başyapıtı, Giulio Andreotti üzerine yaptığı ‘İl Divo’ (2008) oldu. Kaçırılıp suikasta uğrayan kirli politikacı, İtalyan başbakanlarından Giulio Andreotti’nin hayatının bir bölümünü anlatan ‘İl Divo’, Cannes’da Jüri Ödülü kazandı, başoyuncusu Toni Servillo’ya uluslararası ün getirdi.

Temerküz kampındayken babasının tanıdığı ve kaçtığı Amerika’da izini sürdüğü bir Nazi subayını arayan bir post-punk müzisyenin öyküsünü anlatan ‘Olmak İstediğim Yer/This Must Be the Place’ (2011) Sorrentino’nun Hollywood şansını iyi kullandığı film oldu.

Eksantrik peruğu ve makyajıyla filmde çizgi dışı  bir emekli rock şarkıcısı olan Sean Penn kariyerinin kilometre taşlarından birine imza attı.

Roberto Rossellini’nin ‘Roma Açık Şehir/Roma Citta Aperta’, Pier Paolo Pasolini’nin ‘Mamma Roma’, Federico Fellini’nin ‘Roma’sından sonra İtalyan başkentine saygı duruşunda bulunan İtalyan ustaların arasına katılan Paolo Sorrentino ‘Muhteşem Güzellik/La Grande Bellezza’ ile En İyi Yabancı Film Altın Küre Ödülü’nü kazandı; Oscar’ın da favorisi.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın