Hayattan keyif Alma sanatı

Yılın 12 ayı sürecek festival ‘Başka Sinema’ 2014’e iki başyapıt ile giriyor

Hayattan keyif  Alma sanatı

Beyoğlu Pera ve Levent Metrocity Cinema Pink’in de projeye dahil olmasından sonra BAŞKA SİNEMA İstanbullu sinemaseverlere altı salondan hitap ediyor. Şilili yönetmen Sebastian Lelio, baş aktrisine Berlin’de Gümüş Ayı – En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırdığı ‘Gloria’da, bizlere hayattan zevk alma sanatının tüm inceliklerini bilen kocasından ayrılmış, iki yetişkin çocuk annesi, 58 yaşındaki bir kadının öyküsünü anlatıyor. Günümüz toplum hayatında, yalnızlıklarını paylaşma ihtiyacını duyan yaşlı insanların, aileleri ve  çevrelerinde oluşan tepkileri, ileri yaşlarda tanışan partnerlerin yeni bir hayat kurmak için karşılaştıkları engeller, filmde insanlık halleri üzerine ilginç mesajlar eşliğinde anlatılıyor. Yüreklere hitap eden, duygu yüklü sinema diliyle Lelio, müthiş performansıyla Paulina Garcia becerileriyle öne çıkıyorlar

 

Sanayici Sami Kariyo ve reklamcı Durin Ababay’ın kendi birikimlerinden kurdukları ‘Kariyo-Ababay Vakfı’ 3M dağıtım şirketinin desteğiyle, ‘BAŞKA SİNEMA’ adı altında, sinemaseverlere bağımsız sinemanın kaliteli filmleriyle bulşturmayı sürdürüyor.

‘Bize Her Gün Festival’ sloganı ile yola çıkan BAŞKA SİNEMA’ya ilgi o derece büyük oldu ki, kapanacağı söylenen Beyoğlu Beyoğlu Sineması canlandığı gibi, kardeş salon Pera’yı yeniledi ve bu etkinliğe dahil etti.

10 Ocak’tan itibaren BAŞKA SİNEMA programında yer alan filmleri beş seansta gösterecek Pera, geçtiğimiz günlerde projeye dahil olan Levent Metrocity Cinema Pink’teki bir salon ile etkinlik İstanbul’da altı salona yayıldı.

Bu yazımızda 12 ay sürecek bu festivalin yeni vizyon iki filminden söz edeceğiz.

Yılın ilk iki haftasında vizyona giren, Şilili Sebastian Lelio’nun ‘Gloria’sı ile Ramin Martin’in ‘Kususuzlar’ı, ocak başında yılın en iyi yabancı ve en iyi yerli filmi olmaya adaylığını koyuyor.

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde baş aktrisine Gümüş Ayı – En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran Şili Filmi ‘Gloria’, üç ay önceki Filmekimi etkinliğinin en keyifli, en seviyeli filmiydi.

40 yaşındaki yönetmen-senarist-yapımcı-kurgucu Şilili yönetmen Sebastian Lelia, bu filmde bizlere hayattan zevk alma sanatının tüm inceliklerini bilen, kocasından ayrılmış, bir kız, diğeri erkek, iki yetişkin çocuk annesi, 58 yaşındaki, orta sınıftan, sıradan Gloria’nın sıra dışı hayatını anlatıyor.

Günümüz toplum hayatında, yalnızlıklarını paylaşma ihtiyacını duyan yaşlı insanların aileleri ve çevrelerinde oluşan tepkileri, ileri yaşlarda tanışan partnerlerin yeni bir hayat kurmak için karşılaştıkları engeller, filmde insanlık halleri üzerine ilginç mesajlar eşliğinde anlatılıyor.

HAYATA TUTUNMA MÜCADELESİ

58 yaşındaki özgür ruhlu, boşanmış bir kadın olan Gloria, tüm çocuklarının yanından ayrılmasıyla tek başına kalmıştır. Kendine yeni bir hayat kurma adına, yalnız bir kadın yine de hayattan zevk almaya bakıyorsa terslik bunun neresinde?

Yaşının icap ettiğine karşı gelip hayattan elini eteğini çekmeyi kabul etmeyen, yalnızlığa gelecek kadar kaderci bir yapıya sahip olmayan Gloria bekârların arasına karışmaya karar verir.

Gloria gece kulüplerinde aşk ve macera peşinde umut, hayal kırıklığı ve boşluk hissiyle karşı karşıya kalır. Soluğu yalnızca bekârların katılabileceği sıra dışı partilerde alan Gloria, bu partilerde umduğunun aksine her seferinden hayal kırıklığına uğrar, ancak yaşama sevincini kaybetmez.

Eski bir bahriyeli olan Rodolfo ile tanışıp yakınlaştığında kendi sırlarıyla da yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisinden yedi yaş küçük olan bu adama karşı romantik anlamda bir şeyler hissetmeye başlayan Gloria, uzun süreli bir ilişkinin de hayallerini kurmaya başlamıştır.

Ancak karşılaştığı beklenmedik zorluklar kendi karanlık sırlarıyla baş başa kalmasına neden olacaktır. Film, “Acaba bu ilişki Gloria’nın aşk yolundaki son durağı mı olacaktır?” sorusuna cevap arıyor.

John Cassavetes’in (karısını başrolde oynattığı) ünlü filmi, ‘Glori’daki Gena Romlands’tan sonra Şilili ‘Gloria’ tiyatro kökenli Paulina Garcia akıllardan kalacak müthiş performansıyla hayranlığımızı kazanıyor.

Yüreklere hitap eden, duygu yüklü sinema diliyle takdir toplayan Sebastian Lelio’yu Türk sinemaseverler, nisan ayında İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Uluslararası Yarışması’nın jüri üyesi olarak tanıdılar.

Lelio’nun beş uzun metrajlı kariyerinde, ‘Kutsal Aile /La Sagrada Familia’ (2005) ve ‘Navidad’ (2009) filmleri öne çıkıyor. Lelio’nun vatandaşı, İstanbul Film Festivallerinde ‘Tony Manero’ ve ‘No’ filmlerinden tanıdığımız, Altın Lale Ödülü sahibi Pablo Larrain ‘Gloria’nın yapımcılığını üstlenmiş.

Aşk ve macera arayışında flörtöz bir büyükannenin, yer yer hüzünlü öyküsünü, son derece sağlam ve ekonomik bir anlatımla, ilginç bir danslı, şarkılı filme dönüştüren Sebastian Lelio, ilerisi için umut vaat eden genç bir yönetmen.

Filmde, 80’lerin hit parçası, Umberto Tozzi bestesi, Laura Branigan’un şöhrete kavuşturduğu ‘Gloria’ da var. Film, Şili’nin fırtınalı geçmişine ve günümüz toplumsal gerçeklerine ‘kaybeden kadınlar’ üzerinden sosyo-politik bir bakış açısıyla yaklaşıyor.

S. Lelio sıradan insanların günlük hayatın, yalnızlık, cinsellik, annelik, hayatı karşı cinsten biriyle paylaşma ihtiyacı temaları etrafında işliyor.

Coşku ve hüznün iç içe geçtiği, ayrıntılarla öne çıkan incelikli ve samimi anlatımıyla ‘Gloria’ izlenmeyi hak eden bir film.

 

Yön: Sebastian Lelio, Sen: S.Lelio, Gonzola Maza, Kurgu: S.Lelio, Gör: Benjamin Echazareto, Oy: Paulina Garcia, Dergio Hernandez, Diego Fontecilla, Fabiale Zamara, Coca Guazzini, Hugo Moraga, Alejandro Goic, Liliana Garcia

 

İKİ KIZ KARDEŞİN ORTAK SIRRI

2013 Antalya Altın Portakal Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan, yılın ilk haftasında vizyona giren ‘Kusursuzlar’ 2014’ün en iyi yerli filmi olmaya adaylığını koyuyor.

Erkekleri aksesuar olarak kullanan, öfke, hayal kırıklığı ve intikam duyguları ile yaşayan iki kız kardeşin öyküsünü anlatan ‘Kusursuzlar’ kişilikli ve dengeli bir kadın filmi.

1977 Ankara doğumlu, Amerika’da sinema okuyan Ramin Matin, en ufak detaylardan anlam çıkaran görkemli mizanseni, sağlam işçiliği ile, Emine Yıldırım yalın ve güçlü senaryosunu, şaşırtıcı bir başarıyla beyaz perdeye taşıyor.

Yaz başında İstanbul’dan kaçarak anneannelerinin Çeşme’deki yazlığına giden iki kız kardeş, dışarıdan bakıldığında birlikte vakit geçirmek isteyen iki kardeş gibi görünseler de onları bu tatil beldesine sürükleyen bir sır vardır.

Aralarında yılların biriktirdiği karşılıklı hayal kırıklıkları, ortak bir sırrı taşımanın verdiği yükle beraber su yüzüne çıkmaya başlar.

Kara film tadındaki bu psikolojik öykü ile, iki kız kardeş arasındaki imalı diyaloglar, tansiyonun hiç düşmeyen gerilimli bir atmosfer eşliğinde anlatılır. Kendilerini dış dünyaya kapatan, öfke, çekişme, dayanışma ve kıskançlık gibi duyguları yaşayan iki kız kardeş arasındaki gelgitli ilişkiyi, Ramin Matin stilize bir sinema diliyle anlatır.

Bu şehirli iki genç kadın taşıdıkları sırrın altından nasıl kalkacaktır? Yollarını arayarak mı, yoksa gerçekleri beraber göğüsleyerek mi?

Yan komşuları, bar sahibi Kerim’le tanışmalarının ardından kardeşleri arasındaki ilk günden beri devam eden gerilim giderek tırmanır.

Flörtöz karakterli eczacı Lale ile izini bulan sevgilisini aşağılayıp yanından kovan kız kardeşi Yasemin’in birlikte göz koydukları komşuları Kerim’in nişanlı çıkması ile bunalım doruğa tırmanır.

Sürekli tekleyen ve onları yolda bırakması kaçınılmaz olan arabalarıyla seyahat eden iki kız kardeşi birbirine bağlayan sırların açığa çıkması, finalde dile getirilen bir cinayetle noktalanıyor film.

Henüz tatilcilerin akın etmediği, yaz öncesi sessizliğini yaşayan Çeşme ve Alaçatı’yı usta bir görsellikle perdeye taşıyan Ramin Martin, karakter tatillerindeki ve sürprizi finale taşımadaki başarısıyla senarist Emine Yıldırım, filmin atmosferine büyük etkisi olan müzikleriyle Barış Diri, ilk defa izlediğim, şaşırtıcı performanslarına hayran olduğum iki başrol oyuncusu, İpek Türktan ile Esra Bezen Bilgin, ‘Kusursuzlar’ı yılın öne çıkan yerli filmi yapıyorlar.

DOT Tiyatro Grubu’nun kalabalık oyuncu kadrosunun en beğendiğim oyuncusu İbrahim Selim, bilinen sakin, dengeli yorumu ile yan komşu Kerim’de her zaman olduğu gibi çok başarılı.

Bu ikinci filmiyle Rami Martin, 2011’de İngilizce çektiği, Antalya’da ikincilik ödülüne layık görülen ilk filmi ‘Canavarlar Sofrası’ndaki başarısının sürpriz olmadığını kanıtlıyor.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın