İranlı kadınların tatlı/acı yaşanmışlıkları sahnede

ABD’de yaşayan İranlı Yahudi kadın yazarlar geçmişlerinde ve günümüzde yaşadıkları tatlı/acı anılarından oluşan göçmenlik öykülerini tiyatroya uyarlayarak ‘Saffron & Rosewater’ adlı bir oyunda sahnelediler

Dünya liderleri nükleer programını belirli bir süre için dondurması konusunda İran ile anlaşmaya vardığı kasım ayı sonlarında, New York’ta çoğunluğu Yahudi kadınlardan oluşan bir grup, İranlıların sesini duyurmak üzere sahne almaya hazırlanıyordu.

New York’taki prömyeri Manhattan 92. Cadde’de sahnelenen ‘Saffron&Rosewater: Songs and Stories from Persian Jewish Women’ adlı oyun siyasi olmaktan çok uzak. Yahudi Kadınlar Tiyatrosu’nun yapımı olan oyun, 1979 İran Devrimi öncesi ve sonrasındaki dönemde Yahudi yaşamının çeşitli kesitlerinden örnekler sunuyor.

İran’dan kalkan bir uçakta bir kadın ile Müslüman bir mollanın birbirlerini baştan çıkartmaları, 13 yaşında evlendirilmek istenen bir kızın aile geleneklerine karşı başkaldırması, ABD’de üniversite eğitimi görmek isteyen genç kızın bu konudaki kararlılığının geleneklerine bağlı İranlı Yahudi babayı üzüntüden neredeyse ölme noktasına getirmesi, İranlı Yahudi bir büyükannenin ABD’de adeta kendi dini bayramını kutlar gibi Şükran Günü’nü kutlaması gibi hayata dair kesitler tiyatro sahnesinde yansıtılmakta.

Adı her zaman çok satanlar listesinde olan yazar Dora Levy Mossasen bu oyunda ‘Soraya and the Mullah’ adlı bölümü kaleme aldı. Mossasen, “Tüm bu öykülerin her biri ABD’de yaşayan İranlı kadınların yabancılığa, ayrımcılığa karşı verdikleri mücadele ve yabancı bir ülke ve kültüre uyum sağlama sürecinde çekilen güçlükler hakkında önemli mesajlar vermekte,” diyor.

Dora Levy Mossasen de birçokları gibi devrimin hemen öncesinde ailesi ile İran’dan kaçıp Los Angeles’e yerleşti. Kendi derneklerini, sinagoglarını ve kültür merkezlerini kurmuş 30 bin ile 50 bin arasında İranlı Yahudiye (300 bin İran kökenli ABD’li dışında) ev sahipliği yaptığı ileri sürülen Los Angeles’e bu sebeple “Tehrangeles” lakabı takılmış. ABD’nin farklı kentlerinde de İranlı Yahudi toplumları yaşamakta. Ayrıca İran doğumlu 50 bin Yahudi İsrail’de yaşarken, o ülkede ikinci nesil İranlı İsraillilerin nüfusu da 90 bin civarında.

‘What Mattered’ adlı öyküsünde ailesinin İran’dan ABD’ye kaçışının acıklı serüvenini kaleme alan yazar Angella Nazarian, “Bizler göçmen grupların stereotipleri ile yetiştik ve büyüdük. Bu stereotiplerin sırrını çözmenin bir yolu da diğerlerinin deneyimlerini dinleyip anlamaya çalışmaktır,” demekte. Nazarian duygularını, “Bugün bile filmlerde iteklenen göçmen sahneleri gördüğümde geçmişe dönüyorum. Ufacık yerlere sıkıştırılmış insanların, sınırlarda panik yaşayan insanların görüntüleri içsel bir yolculuğa çıkmama neden olmakta,” sözleri ile dile getirmekte.

YİTİRİLMİŞ BİR SEVGİLİYE HASRET SÖZCÜKLERİ

Seyircilerin büyük çoğunluğu oyuncularla birlikte ‘Gole Sangam’ (My Flower of Stone) adlı popüler bir İran şarkısını söylemekteler. Yitirilmiş bir sevgiliye hasret sözcükleri içeren şarkı, son zamanlarda İran doğumlu İsrailli po şarkıcı Rita tarafından kayda alındı. İran kökenine her zaman bağlı kalan Rita’nın Farsça seslendirdiği bu şarkı İranlıları da oldukça duygulandırdı. Rita’nın CD’sinin İran’da kara borsada satıldığı belirtiliyor.

Taşlık arazide büyüyüp gelişen bir çiçekten söz eden ‘Gole Sangam’ güçlükleri alt edip onlardan kuvvet alarak gelişme yeteneğine bir tür metafordur. Bu da ‘Saffron & Rosewater’ adlı oyunu oluşturan tüm kısa öykülerin temelinde yer alan temadır.

‘The Jewish Queen – A Fairy Tale’ adlı bölümün yazarı, Old Dominion University’de Yahudilik ve Dinlerarası Diyalog Eğitimi Merkezi Başkanı Farideh Goldin, Kraliçe Ester’in antik İran’da geçen efsanesini konu alırken, ‘Barnard College’ adlı bölümde gazeteci ve psikoterapist Esther Amini ABD’de ikinci nesil bir İranlı olarak deneyimlerini mizahi, ancak dokunaklı bir şekilde işliyor.

University of Southern California’da yaratıcı yazım konusunda öğretim üyesi olan ve ‘Saffron & Rosewater’ oyununda ‘Becoming American’ bölümünü kaleme alan Gina Nahai, “Bu performanslar, yaşamlarında destan yazan ve kahramanlık gösteren anonim kadınların cesaretlerini onurlandırma girişimidir,” dedi.

Eve Brandstein’ın yönetmenliğinde, Ronda Spinak’ın tiyatroya uyarlamasının bir ürünü olan ‘Saffron & Rosewater’, İranlı Yahudi kadınlarının bir zamanlar evleri bildikleri İran’ı ve günümüzde evleri olarak kabullendikleri Amerika’yı betimleyen ve yaşanmışlıklarından oluşmuş öykülerinin bir derlemesidir.

‘Saffron & Rosewater’, Yahudi kadınının sesini duyurmak amacı ile 2007’de Los Angeles’te kurulmuş Jewish Women’s Theatre’ın (Yahudi Kadınlar Tiyatrosu) desteği ile sahnelendi.

Jewish Women’s Theatre’ın kurucularından olan Ronda Spinak, “Yahudi kadın yazarları cesaretlendirmeyi, onların yaşanmışlıklarından oluşan çağdaş Amerikan öykülerinin yazıya dökülmesini ve kalıcı olmasını hedefledik. ‘Saffron & Rosewater’ de bu amaca yönelik bir çalışma oldu” demekte. 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın