Tartışmalı iki ödül

Jüri, B. Bejo İle B. Dern’i en iyi oyuncu seçmekle diğerlerinin hakkını yedi

Ödül listesinde çok daha iyi bir yeri hak eden İran film ‘Geçmiş Zaman’a, jürinin Benerice Bejo şahsında verdiği En İyi Kadın Oyuncu Ödülü bir teselli armağanı olmaktan öteye gitmiyor. Jüri, ‘Nebraska’nın 77 yaşındaki veteran aktörü, Bruce Dern’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü vermekle bu ödülü fazlasıyla hak edenlerin de hakkını yemiş oluyordu. Bu iki ödüllü filmin eleştirisine yer veren yazımızda, magazin meraklıları ‘Cannes Notları’nda aradıklarını bulacaklar.

 

 

Cannes jürilerinin ödül dağıtımında herkese mavi boncuk dağıtma politikaları yeni bir şey değil. Steven Spielberg başkanlığındaki jüri, bu yıl kuralın dışında kalmadı. Verdiği 7 ödülden üçü, ödülü hak edenlere değil, başkasına gitti.

Bu yazımızda bu haksızlığı dile getiren En İyi Kadın ve Erkek Ödülü Sahibi iki filmden bahsedeceğiz.

 

GERÇEK NEREDE?

Ödül listesinde çok daha iyi bir yeri hak eden İran filmi ‘Geçmiş Zaman’a, jürinin Benerice Bejo şahsında verdiği En İyi Kadın Oyuncu ödülü bir teselli armağanı olmaktan öteye gitmiyor.

İnsanî zaaflarımız, zayıflıklarımız hakkında müthiş tespitler yapan Ashgar Farhadi, günümüz toplum hayatında mutluluğu yakalamanın içerdiği zorlukları, hatta mutlu olmanın imkansızlığını gözlere seren gerçekçiliğiyle izleyicini etkiliyor.

Asghar Farhadi, kahramanlarının itirafları eşliğinde geçmişin acılarını, bir polisiye film gerilimi içinde anlatırken, karı-koca ayrılıklarında çocukların yaşadığı travmaları otopsi masasına yatırıyor.

‘Le Passe’ aile içi gerginlikleri, duyguları, insanî ilişkileri işlemedeki ustalığına ‘Bir Ayrılık / A Separation’ta hayran kaldığımız İranlı ustanın kaldığı yerden devam ettiği, finaldeki müthiş sürpriziyle usta bir senaryo yazarı da olduğunu kanıtladığı kaliteli bir drama. Usta bir diyalog yazarı ve görkemli bir sinema dili sahibi olan Farhadi’den En İyi Senaryo veya En İyi Mizansen ödülünü esirgeyen jüri kanımca haksızlık etmiştir.

İran Sinemasının uluslararası arenada kabul görmüş en önemli yönetmeni olarak Farhadi, ‘Elly Hakkında’ ve ‘Bir Ayrılık’tan sonra, bu son filminde de, Kafka’ya yakışır aile içi dramları inşa etmede, gerilim yaratmada becerisini gözlere seriyor.

Film, Fransız Marie (Benerice Bejo) ile evli İranlı Ahmad Ali Mosaffa’ın Tahran’da dört yıl kaldıktan sonra, karısının boşanma talebi üzerine Paris’e dönmesiyle başlıyor. Marie’nin, karısının intihar teşebbüsünden sonra koma halinde yaşayan İran asıllı bir Fransızla (Tahir Rahim) birliktelikleri, Marie’nin Brüksel’de yaşayan ilk kocasından olma 17 yaşındaki kızının olup bitene tepkili olması, boşanmayı gerçekleştiren çift için yeni sorunlar yaratır.

Olaylar geliştikçe yeni sırlar ortaya çıkar. Son iki filminde, anne –babalarının ihtilaflarını çözme gücüne sahip olmamalarına rağmen taraf tutma durumunda kalan çocuklar, ayrılıkları engellemek için ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.

İhtilaflarda herkesin kendi gerçekleri var. İçinden başka bir bebek çıkan Rus Matruşka’lar misali, bir pişmanlıklar koreografisi içinde Asghar Farhadi “gerçek nerede?” sorusuna cevap aramayı sürdürüyor.

Bu romantik dramanın yükünü çeken, ikisi çocuk 5 kişilik oyuncu kadrosu Farhadi’ye birinci derecede yardımcı oluyor. İki yıl öncesinin Oscar rekortmeni “Artist’in kadın oyuncusu Benerice Bejo’ya En İyi Aktris Cesar Ödülü, Jacques Audiard’ın Bir Peygamber’iyle En İyi Aktör Cesar’ını kazanan Tahir Rahim çok iyiler.

Geçmiş Zaman bizlere müthiş bir İranlı oyuncuyu sunuyor. Soğukkanlılığıyla, arabuluculuktaki ustalığıyla, sükunetiyle, sağduyusuyla Ahmad karakterinin hakkını veren Ali Mosaffa filmin en  başarılı oyuncusu.

Geçmiş Zaman, yaratıcısı Farhadi’ye günümüzün Bergman’ı sıfatını kazandıran bir film.

 

İNSANCIL, YUMUŞAK, İRONİK AMA SIKICI

77 yaşındaki veteran aktör Bruce Denn’e En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandıran ‘Nebraska’, Omaha (Nebraska) doğumlu Yunan kökenli yönetmen Alexander Payne’ın filmi.

11 yıl önce, yeni bir emeklinin müthiş yalnızlık öyküsü (Jack Nicholson’lu) ‘Schmit Hakkında / About Schmit’ başyapıtıyla Cannes’a gelen Payne, Cannes’a bu üçüncü gelişinde yine yaşlı bir erkeğin ailesiyle ilişkilerine odaklanıyor.

En İyi Film Oscar Ödüllü ‘Senden Bana Kalan / The Descendant’s’ (2011) ve En İyi Uyarlama Senaryo Oscar ödüllü ‘Sideways’ (2004)ten sonra yönetmen yine nostaljik bir yol filmi yapmış.

Tek farkla ki bu kez filmi siyah – beyaz çekmiş. Nebraska deyince aklımıza hemen Bruce Springsteen’in aynı adlı müthiş protest bestesi geliyor.

Hal Ashby’nin unutulmaz ‘Dönüş’ filminin aktörü Bruce Dern, bu kez hayattan ümidini kesmiş, taşralı bir ihtiyarı oynuyor. Çok yaşlı bir adamın kazandığı zannettiği piyango parasını almak için yaptığı yolculuğu anlatan filmde eski tüfek Bruce Dern iyi oynuyor.

Saf insanların “ödül kazandınız” bildirileriyle yanıltan firmaların kurbanı olan alkolik Woody, aklı selimin temsilcisi karısı ve iki oğlunun muhalefetine rağmen 1 milyon dolarlık çekini almak üzere 1500 km. kat etmeyi göze almıştır.

Çaresiz kalan oğlu David, ikna edemediği babasını yalnız bırakmamak için, onu da yanına alıp arabasıyla Nebraska’ya doğru yola koyulur. Taşrayı çok iyi tanıdığım önceki filmlerinde kanıtlayan Alexander Payne, derin Amerika’nın kalbine yapılan bu yolculukta, Woody’nin doğup – büyüdüğü, işinin kurduğu yerdeki akrabalarıyla, paragöz eski iş ortağıyla karşılaşmasını, insancıl ve sıcak bir sinema diliyle anlatıyor. Hiç bir zaman sıcak ilişkiler kuramamış, iletişimsizlik yaşamış bir baba-oğul’un yakınlaşmasını, taşra insanının sönük ve renksiz yaşam tarzını, yumuşak ama ironik bir üslupla yansıtan film, herşeye rağmen sıkıcı olmaktan kurtulamıyor.

 

CANNES NOTLARI

Ethan ve Joel Cohen’in Büyük Jüri Ödülünü kazanan folk müziğinin doğum sancılarını anlatan ‘Inside Llewyn Davis’ adlı filminde, bir erkek sarman kedisi önemli rollerden birinde idi. Bu müzikal biyografik filmin Oscar Isaac tarafından canlandırılan, tipik bir kaybeden olan sevimsiz müzisyen kahramanı, komşunun kendisine emanet ettiği kediyi elinden kaçırıyor, film boyunca sokaklarda arıyordu.

 77 yaşındaki, Oscar Ödüllü (Ordinary People – 1981’ın yaratıcısı), Bağımsız Sinema’nın Mekke’si Sundance’ın kurucusu, dev aktör Robert Redford, yarışma dışı gösterilen son filmini takdim etmek üzere Cannes’da idi. İlk filmi görkemli ‘Marjin Call’dan sonra 2. filmini çeviren ‘genç yönetmen’ J.C. Chandlor ‘All Is Lost’ta Hint Okyanusu’nda 12 metrelik teknesiyle tek başına seyreden bir denizcinin çılgın serüvenini anlatıyor. Robert Redford’un ‘One Man Show’ yaptığı filmde, telsizi ve navigasyon aleti olmayan, etrafında köpek balıklarının cirit attığı bir ortamda ölümle yüz yüze gelen yaşlı denizcinin nefes kesen öyküsü anlatılıyor. 

 Cannes’a birkaç kez gelen Robert Redford’u ilk kez 1970’te (34 yaşındaki gençlik haliyle) gördüm. Karizmatik yönetmen Sydney Pollack’ın festivalde yarışan, Robert Redford’un başrolünü oynadığı Jeremiah Johson filmi kaliteli bir western idi.

 Joel Coen, basın toplantısında Ulysses adlı bu kediye, senaryo gereği yapması gerekenleri yaptırabilmek için çok uğraştıklarını söyledi. Ulysses iki yıl önceki (bol Oscar Ödüllü) ‘Artist’ filminin ünlü ve medyatik köpeği Uggie’yi tahtından indirerek papucunu dama attı.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın