Cannes: Yağmur festivalin kaderi

66. Cannes Film Festivali’nin ilk günlerinde gösterilen filmlerin tümü kaliteleriyle öne çıktılar

İlk günlerdeki yarışma filmlerinin üstün kalitesi, ilk dört günü sağnak yağmur altında geçiren festival izleyicilerinin tek tesellisi oldu. Yarışmanın ilk günü gösterilen François Ozon’un sarsıcı ‘Genç ve Güzel’inin ardından, 2. gün gösterilen Asghar Farhadi’nin ‘Geçmiş Zaman’ı uzun yıllar akıllardan çıkmayacak bir başyapıt. Günümüz Çin toplumu üzerine gerçekçi bir tablo sunan Çin filmi, doğum sırasında karıştırılan iki bebeğin öyküsünü anlatan Japon filmi, bir savaş gazisinin dramını yansıtan Fransız filmi, Haneke’nin ‘Ölümcül Oyunları’nı anımsatan Hollanda filmi, ilk günlerin öne çıkan yapıtlarıydı

Yağmur festivalin kaderi oldu. Geçen yıl Cannes’da on gün üst üste sağanak şeklinde yağmur yağmıştı. Islak festival bu yıl da en çok, şemsiye satan Afrikalı göçmenlere yaradı. Festivalin ilk dört günü de yağmurlu geçti.

Festival Sarayı’nın içindeki kaliteli film sağanağından ise herkes nasibini aldı. Festivalin ilk yarışma filmi olan François Ozon’un ‘Genç ve Güzel / Jeune et Jolie’sinden sonra, 2. gün programdaki Asghar Farhadi’nin ‘Geçmiş Zaman / Le Passe’si gerçek bir başyapıttı.

GERÇEKLER ACITIR

Aile içi gerginlikleri, duyguları, insani ilişkileri işlemedeki ustalığına ‘Bir Ayrılık / A Separation’ta hayran kaldığımız İranlı usta, ‘Geçmiş Zaman’da kaldığı yerden devam ediyor.

Film, Fransız Marie (Bénerice Bejo) ile evli İranlı Ahmad’ın (Ali Mosaffa), Tahran’da dört yıl kaldıktan sonra, karısının boşanma talebi üzerine Paris’e dönmesiyle başlıyor.

Marie’nin, karısı intihar teşebbüsünden sonra koma halinde yaşayan bir Fransızla (Tahir Rahim) birliktelikleri, Marie’nin Brüksel’de yaşayan ilk kocasından olma 17 yaşındaki kızının olup bitene tepkili olması, boşanmayı gerçekleştiren çift için yeni sorunlar yaratacaktır.

Olaylar geliştikçe yeni sırlar ortaya çıkar. Son iki filminde, anne-babalarının ihtilaflarını çözme gücüne sahip olamayan çocuklar, ayrıkları engellemek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. İhtilaflarda herkesin kendi gerçekleri var. Ashghar Farhadi ‘gerçek nerede?’ sorusuna cevap aramayı sürdürüyor.

Günümüz toplum hayatında mutluluğu yakalamanın ne denli zorluklar içerdiğini, hatta mutlu olmanın imkansızlığını gözlere seren film gerçekçiliğiyle öne çıkıyor.

İnsani zaaflarımız, zayıflıklarımız hakkında müthiş tespitler yapan film, karı-koca ayrıklarında çocukların yaşadığı travmaları otopsi masasına yatırıyor.

A. Farhadi, kahramanlarının itirafları eşliğinde geçmişin acılarını, bir polisiye film gerilimi içinde anlatıyor.

Finaldeki müthiş sürpriziyle usta bir senaryo yazarı da olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Bu romantik dramanın yükünü çeken, ikisi çocuk 5 kişilik oyuncu kadrosu Farhadi’ye birinci derecede yardımcı oluyor. İki yıl öncesinin Oscar rekortmeni ‘Artist’in kadın oyuncusu Bénerice Bejo ‘En İyi Aktris’, ‘Cesar Prophéte’iyle En İyi Aktör Cesar Ödülünü kazanan Tahir Rahim kuşağının en iyi karakter oyuncularından biri olduğunu gösteriyor.

‘Geçmiş Zaman’ bizlere müthiş bir İranlı oyuncuyu takdim ediyor. Soğukkanlılığıyla, arabuluculuktaki ustalığıyla, sükunetiyle, sağduyusuyla Ahmad karakterinin hakkını veren Ali Mosaffa filmin en başarılı oyuncusu.

CANNES’DA MÜZİKAL AÇILIŞ

On iki yıl evvel Cannes Film Festivali’nin açılışını ‘Moulin Rouge’ ile yapan Baz Luhrmann, bu yılki açılışını da ‘Muhteşem Gatsby / The Great Gatsby’ ile yaptı. Tek farkla ki bu yılki filmi üç boyutluydu.

Avusturalyalı yönetmen ilk şöhretini 1962’de Cannes’da gösterilen ‘Strictly Ballroom / Dans ve Aşk’ ile yapmıştı. Onu takip eden ‘Romeo ve Juliet’ ve ‘Kırmızı Değirmen’den sonra gelen ‘Gatsby’ ile Kırmızı Perde üçlemesi noktalanmış oluyor.

Postmodern tarzıyla 2000’lerin en ayrıksı ve yaratıcı yönetmenlerden biri olan Baz Luhrmann, ‘Gatsby’ rolünü ‘Romeo-Juliet’te beraber çalıştığı Leonardo diCaprio’ya teslim etmiş. 1920’lerde geçen konusuyla, postmodern Gatsby, hip hop müzikleriyle, hem gençlere hem de eserin daha yaşlı hayranlarına hitap ediyor.

Müzikal ustası Luhrmann ünlü rap şarkıcısı Jay Z ile yaptığı işbirliği sonucu caz müziğinin popüler kültürdeki yerinin öneminin altını çizerken, filmde müziği bir baş karakter konumuna koydu.

Film, fakir olduğu için evlenemediği Daisy uğruna kanunsuz işlere girişen ve bu sayede zengin olup yıllar sonra aşık olduğu bu evli kadını elde etmeye çalışan Jay Gatsby’nin öyküsü. F. Scott Fitzgerald sinemaya yeniden zengin malzeme sunarken konuyu Gatsby’nin arkadaşı Nick Carraway’in ağzından anlatıyor. Fitzgerald Amerikan edebiyatının kayıp kuşağının en önemli isimlerinden biri.

‘Gatsby’de 1920’lerin caz, gösteriş, eğlence ve serserilikle geçen günlerini, Luhrmann’ın özgün bakış açısıyla izliyoruz.

Filmin gösterisinden sonraki basın toplantısında Luhrmann ‘Bana karşı pek cömert davranan Cannes Film Festivali’nin açılışını yapmak büyük şeref. Fitzgerald’ın romanının en önemli bölümlerini yazdığı Saint Raphael’in Cannes’a çok yakın olması benim için önemli’ dedi.

‘Muhteşem Gatsby’ 1929 bunalımına hızla sürüklenen Amerikan toplumunun 1920’lerdeki portresi ustalıkla çiziyor.

 

‘Genç ve Güzel / Jeune et Jolie’

OZON’UN “GÜNDÜZ GÜZELİ”

‘Bireyin sağlıksızlığı’nı konu eden filmlerinde insan ruhunun gizli labirentlerinde dolaşmaktan hoşlanan François Ozon ‘Genç ve Güzel / Jeune et Jolie’de dört mevsimde, dört şarkı ile 17 yaşındaki gizemli bir genç kızın portresini çiziyor. Luis Bunnel klasiği (Catherine Denevve’lü) ‘Gündüz Güzeli / Belle de Jour’dan 46 yıl sonra, keyfi için fahişelik yapan yeniyetme bir genç kızın cinsellikle imtihanını izledik. ‘Fahişelik yapan öğrenciler’ konulu filmlerin bu son halkasında, Var bölgesinde ailesiyle yaz tatilini geçiren 17 yaşındaki Isabelle’in ilk cinsel tecrübesini geçirdikten sonra, aniden fahişelik yapmaya başlamasını izledik.

Ozon, ailesinin tüm taleplerini karşıladığı, paraya ihtiyacı olmayan, sebepsiz yere fahişeliğe yönelen bu çok güzel genç kızın üzerinden burjuvaziyi eleştirmeyi sürdürürken, hayranlarını düş kırıklığına uğratmıyor.

Film, anne-babası ayrılmış, ikinci evliliğini yapan babasıyla ilgisini kesmeyen, babacan bir erkekle yaşayan annesinin yanında, 13 yaşındaki sevimli erkek kardeşi Victor ile beraber büyümeyi seçen Isabelle’in (Marine Vacth) fırtınalı cinsel hayatını anlatıyor. Kısa süreli tipik bir yaz aşkı yaşadığı turist Alman gencine gönlünü kaptıran ve bekaritini teslim eden Isabelle, yaşadığı şehre döndükten sonra, internetten bulduğu, bulduğu müşterileriyle yatmaya başlar.

Devamlı müşterilerden yaşlı, evli bir adamın kendisiyle sevişirken kalbinin durmasıyla Isabelle için zor günler başlar. Annesinin (Geraldine Pailhas) aile dostu, evli bir erkekle ilişkisini keşfeden Isabelle’in, sonraları sınıf arkadaşı yakışıklı bir gençle flörtünü mutlu sona taşımayan Ozon, kendisine yakışan sürpriz bir final ile filmini noktalar.

‘Dans La Maison / Başka Bir Hayat’tan (2012) sonra, başkalarının hayatını gözetlemek merakını, Ozon bu filmine de, elinden dürbününün düşürmeyen 13 yaşındaki röntgenci Victor şahsında sürdürüyor. Filmlerindeki gizli şiddet eğilimi, eşcinsel kahramanları ve seks ögeleriyle adından söz ettiren Ozon, gizemli bir genç kızın portresini çizdiği ‘Havuz/Swiming Pool’dan on yıl sonra Cannes’da ikinci kez yarışıyor. Eleştirmenler Ozon’un bu 14. filmiyle ödül listesinde yer alacağına kesin gözüyle bakıyorlar.

François Ozon, kendisi için müthiş bir rol yazdığı, fetiş oyuncusu Charlotte Rampling’i filminde sonunda, kalp krizi geçirerek bu fahişenin koynunda ölen yaşlı adamın karısı olarak karşımıza çıkarıyor.

Philippe Rombi, içinden sözleri konuya uygun müthiş dört şarkılı müziğiyle izleyicilere nefis bir müzik ziyafeti sunuyor.

 

CANNES NOTLARI

  Festival Sarayı’nın bunkere benzetilen ana binasının cephesini kaplayan devasa afişinde Paul Newman ile eşi Joanne Woodward var. Böylece Monica Vitti, Juliette Binoche, Faye Dunaway ve Marily Monroe’dan sonra Newman-Woodward ikilisi festivalin yeni yüzü oldu. Melville Shavelson’un 1963 tarihli ‘A Kind of Love’ filminden alınan bir fotoğrafla Cannes Film Festivali 2008’de kaybettiğimiz Paul Newman’a saygı duruşunda bulundu.

  Amerikan edebiyatının kayıp kuşağının önde gelen ismi F. Scott Fitzgerald yaşadığı dönemin usta bir gözlemcisi sayılıyor. Cannes’da Açılış Galası’nda gösterilen ‘Muhteşem Gatsby’yi Fitzgerald, eşi Zelda ile yeni Cote d’Azur de Cannes’ın komşu kasabası Saint Raphael’de kiraladıkları bir rezidansta tamamlamış.

 İki yıl önce Jean-Paul Belmondo’ya yaptığı saygı duruşunu 66. festival Alain Delon için yapıyor. Altın Palmiye ve diğer ödüllerin dağıtılacağı 26 Mayıs’tan bir gün önce, Delon’u uluslararası arenaya tanıtan, René Clement’ın 1960 tarihli ‘Kızgın Güneş / Plein Soleil’in yenilenmiş kopyası festival kapsamında gösterilecek. Delon son olarak Cannes’a Claudia Cardinale ile birlikte (1963 Altın Palmiyeli) Visconti’nin ‘Leopar / Guépard’ın özel gösterimi için gelmişti. 78 yaşındaki Delon’un ‘Rocco ve Kardeşleri’ dahil tüm filmleri Cannes Classics bölümünde gösterilecek.

 Alfred Hitcock’un ‘Vertigo’ başyapıtının unutulmaz aktrisi Kim Novak 66. Festivalin onur konuğu ilan edildi. 80 yaşındaki Novak’ın, Joshua Lozan’ın 1955 tarihli ‘Piknik’i dahil altı filmi festivalde gösterilecek.

  Cannes’ın açılışını dört yıldır Amerikan filmleri yapıyor. Geçen yıl Wess Anderson’un ‘Moonrise Kingdom’u, 2011’de Woody Allen’in ‘Paris’te Gece Yarısı’, 2010’da da Ridley Scott’ın, ‘Robin Hood’u Açılış Gala’larında gösterilmişti.

  Yves Saint-Laurent’in parfüm reklamlarından da tanınan seksi manken Marine Vacth’ın, yarışmanın ilk günü gösterilen F. Ozon’un ‘Genç ve Güzel’iyle, 66. festivalin keşfi olduğunda herkes birleşti. İki ders arası otel odalarında part-time fahişelik yapan lise öğrencisi rolünde Marine Vacth, Leatitia Casta’yı andıran fiziğiyle, güzel tebessümüyle ekranı aydınlattı. 22 yaşındaki Vacth bu ilk sinema filminde, melek yüzlü fizyonomisinin arkasında, arzuları ve istekleriyle bir fahişenin portresini çizdi.

   İran’a tarihinin ilk Oscar’ını iki yıl önce ‘Bir Ayrılık’ ile kazandıran, 41 yaşındaki senaryo yazarı-yönetmen-yapımcı Asghar Farhadi, Cannes 2013’ün hemen başında Altın Palmiye için ciddi bir aday olduğunu ilan etti. En İyi Yabancı Film, En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ı, Berlin’de Altın Ayı Ödülü kazanan ‘Bir Ayrılık’tan sonra, ‘Geçmiş Zaman / Le Passe’de Farhadi yine boşanma süreci yaşayan bir çiftin öyküsünü anlatıyor.

 Holokost’u sinemaya en iyi yansıtan belgesel ustası olarak tanınan Claude Lanzmann’ın son filmi ‘Les Derniers de Injustes / Haksızların Sonuncusu’ Cannes’da yarışma dışı gösterilecek. 3 saat 40 dakika süren belgeselde, 87 yaşındaki Lanzmann Theresienstadt Toplama Kampı’nın Yahudi Konseyi Başkanı Benjamin Mermelstein’in 121.000 Yahudinin göç etmesini sağladığını anlatıyor. 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın