Pay-laş-mak

”Hayat sen plan yaparken başına gelendir.”

Bazen çok hızlı geliyor hayat... Bizi hazırlıksız yakalıyor, şaşırtıyor ve ona ayak uydurmamızı bekliyor sabırsızca... Çantasında getirdiği mutluluksa hiç itirazsız koşuyoruz yanına, ama ani bir sarsıntıysa sakladığı; alt üst oluyor düzenimiz, tasarılarımız, hayallerimiz...

Hemen her yerde rastladığımız bir sözü şimdi kullanmak gerekiyor galiba:

”Hayat sen plan yaparken başına gelendir.”

Büyükler,  planladıkları her işin başına “inşallah” ya da “kısmetse” demeyi adet haline getirmişlerdir.

Küçükken bu giriş sözcüğünü çok manasız bulurdum.Bir plan varsa ve biz onu gerçekleştireceksek zaten gerçekleşirdi, planın gerçekleşmemesi hiçbir neden yoktu bana göre.

Ama öyle değilmiş hayat.

Bunu bir münazara konusu gibi kafamızın içinde evirip çevirip, hayatın ne kadarı karar, ne kadar kader,  diye sonsuza kadar düşünsek de cevabını kolay kolay bulamayacağız.

İşte bu ani ve zor değişikliklerde hayata yeniden tutunmak için insanın eşine, ailesine, dostlarına ne kadar ihtiyacı olduğu bir kere daha ortaya çıkıyor. Hele ki bu sevdiklerimizden birini kaybetmişsek...

Hayatımda ikinci kez “baba “ dediğim kişiyi kaybettim.

Seksen yedi yıllık bir ömre; mutlu bir evlilik, dört evlat ve müthiş bir enerjiyle yaşanmış dünya kadar tecrübe sığdırmıştı.

Babam, kendi babama da çok benziyordu.Kahvaltıya kravatla oturan, sokağa şapkasız çıkmayan, şehrin her karışında dostları olan, hayata hakim bir İstanbul beyefendisiydi. Zaman zaman karıştırdığı anılarının arasında bile  onu mutlu ettiğimiz her anda bize gözlerinin içi gülerek teşekkür etmeyi unutmayan bir adamdı.Sahip olduğu yaşama sevinci, onu ayakta tutan en büyük güçtü.Yaşlandıkça hayatı zorlaşmış olsa da yaşama sıkı sıkıya bağlı olmanın bir insanı nasıl mutlu edebileceğinin en güzel örneğiydi. Sıcak kalbi ve  her zaman gülümseyen yüzüyle ailemizin direğiydi.

Her ölüm erkendir.

Çünkü yaşama veda eden her kişiyle yaşanacak daha çok şey vardır. Gençse ömür kısalığı yüzünden, yaşlıysa bu kez de onun için yapabileceklerimizi düşünmekten geri duramayız.

Bir insan eksilmiştir, fotoğraftan...

Sesi, konuşması, mimikleri, gülüşü, kızgınlığı, kavgaları, sevinçleri, hatıraları onunla birlikte gitmiştir.

Durmadan boşluk doldurmaya, nasıldı diye hatırlamaya, bazen sanki hala oradaymış gibi  konuşarak, bazen de artık hiç olmayacağını bilmenin kabulüyle bir şeyler anlatarak acımızı  hafifletmeye çalışırız; ama bunu tek başımıza yapamayız.

Halden anlayan birileri lazımdır.

Elinizi tutacağımız, başımızı omzuna yaslayacağımız, beraber konuşup ama belki de en önemlisi beraber susacağımız...

İçimizdeki boşluğu, yakınlarımızla doldurabilmek bu zor günlerin en büyük tesellisidir.

Gençlere verilecek en önemli nasihatlerden biri de zor günlerde sevdiklerinin yanında olmaları gerektiğidir.

Paylaşmak lazımdır hayatı.

Çünkü paylaşmazsak onun adı hayat olmaz.

Geçirdiğimiz bu zor günlerde acımızı  paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum.

Bizim yaşamımızdan can-ı gönülden bir “pay” aldıkları için...

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın