Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

En önce ve illa ki “Sağlık Olsun”!

En önce ve illa ki “Sağlık Olsun”!

Yeneceğim seni ‘Boyun Fıtığı’…

Sevdiğim bir ağabeyim aylar evvel bir sabah Can Yücel’in ‘Sağlık Olsun’ şiirini elime tutuşturmuştu. O zamanlar ne olursa olsun başarmak adına,sinir,stres ve kimi zaman da öfkeyle çoğu sabah uyanırken, şiirde belirtilen sağlıklı olmanın güzelliğini ve hepimizin bir gün bu erdemden mahrum kalabileceğimizi bir an olsun bile düşünmemiştim.  

Bundan iki hafta öncesine kadar sağlıklı sayılabilecek, gününün kimi zaman on sekiz saatini uyanık geçirebilen ciddi bir hastalık kavramının benden uzak olduğunu rahatlıkla söyleyebilecek biriydim.Herşey bir pazartesi sabahı boynum tutuk bir şekilde uyanmamla başladı. Herhalde gece eve geç döndüğümden dışarda soğuğa yakalanmış ve üşütmüştüm. Biraz sıcak tutmak,bir merhem sürmek ve biraz dinlenmekle çabucak eski halime dönebilirim sanmıştım. Ne kadar da yanılmışım… Uykusuz geçen bir pazartesi gecesi sonunda,salı sabahı boynumdan kollarıma vuran dayanılmaz bir ağrı ile güne uyandım.Ben halen bu ağrının boyun tutulması olduğunu düşünüp aynı sakinlikle hareket ederken, boyun fıtığım sinsice gittikçe dışarı çıkmaktaymış. Hafta ortasına kadar geçici tedavilerle idare etmeye çalışıp hiçbir fayda etmediğini görünce hastanenin yolunu tuttum.Sol kolumu ve elimi doğru düzgün oynatamadığımı gören doktor, MR sonucunu bile beklemeden ileri derece boyun fıtığı teşhisini koymuş ve ameliyat olmam gerektiğini söylemişti. Hastaneden nasıl bir panikle kaçtığımı, belki farklı bir şey duyarım diye kaç doktor, hastane kapısı dolaştığımı şu an hatırlayamıyorum bile…Çarşamba akşamı başıma gelenleri kavramaya başladığımda boynumda bir boyunluk ve bir düzine ilaçla sinirlerim epey yıpranmış biçimde eve döndüm. Düzenli hayatımdan,işimden,bir hafta evvelki yaşantımdan bir anda kopmak mıydı asıl acı olan yoksa güneşli havaya rağmen sanki o gökyüzüne bir daha aynı bakamayacağım hissi miydi? Otobüs ve metroda yaşlı biri gibi bana yer vermeleri miydi yoksa sabah kalktığımda kolumun ağrısının biraz olsun azalması mıydı hayatın anlamı? Gittiğiniz özel hastanelerde size şehir turu satmaya çalışır gibi ameliyat pazarlanması mıydı yoksa bir devlet kurumunda MR çekimi için bir hafta sonrasına gün vermeleri miydi daha vahim olan?  Gündelik sorunlarla kafamı meşgul edip hayatı ıskalamakta olduğumu anlamam için evren ciddi bir mesaj göndermişti.Vücudunuzun ağrılarla bize gönderdiği mesajları okumazsak,onlar da bize mesaj göndermeyi bırakıp hastalık olarak ziyarete gelirlerdi.Onca zaman her sinirlendiğimde sırtıma vuran sancıları,kalbimin artan atışlarını önemsememiş ve “bana bir şey olmaz” demiştim.

Cumartesi gecesi evde ‘Mr Nobody-Bay Hiçkimse’ isimli filmi izledim.Film farklı düzlemlerde aynı kişinin yaşadığı farklı hayatları konu ederken, insanoğluna da bundan başka bir seçenek yok mu sorusunun cevabını vermekteydi. Bir zamanlar ben de çocuktum, ne şu anki dertlerim vardı, ne de hayat bu kadar zordu dedim içimden…Peki ne eksikti çocukluğumuzdan? Herşey tastamam yerindeydi de sevgiyi mi unutmuştuk bir yerlerde? Şu an yaşadığımız hayattan bir başka düzlemde de varsa şayet, birbirimizi fıtık etmeden,etrafı herşeye rağmen sevgiyle karşılamak, içimizden öfkeyi,siniri atmak,gülüşümüzle yakınlaşmak ne kadar zor olabilirdi ki? Nasıl demişti Elif Şafak, Şemspare’de, “Seni seviyorum; ama şu an değil. Seni görmek istiyorum ama bugün değil. Gölge olmadan güneş, şüphe olmadan aşk olabilir mi?”.  Asıl önemli olan birbirimizin ihtiyacı olduğunda yanında olabilmekti, hastalıklar gibi kendinizi en zayıf hissettiğiniz andaki gibi. Dostlarımın desteğiyle bir hafta içinde durumum iyiye doğru gitti, moral şokunu atlatıp karar verme sürecine gelebildim. Artık her sabah kalktığımda içimde bir umutla uyanıyorum yeni güne, yaşadığım şehrin,yanımdakilerin değerinin daha farkında olarak.Ofiste de görülebilir bir yere astım Can Yücel’in şiirini, hayattan zevk almayı unuttuğumuz her anda bize farkında olmadığımız mucizeleri hatırlatsın. Şimdi ise bekliyorum 20 Aralık gününü, Ankara’da devam edecek tedavi sürecini, ameliyat olmadan son şans bu hastalığı yenmeyi. Olmazsa da kendimi üzmeyeceğim.Ne demiş Samuel Beckett: “Hep denedin,hep yenildin,gene dene ,gene yenil, daha iyi yenil.” Hiçbir olumsuzluğun hayatınızdaki mucizeleri gölgede bırakmaması dileğiyle,Hag Hanuka Sameah…

Tadına var akşamının …

Gece evinde dostların olsun.

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun…

Arkadaşım,hayat bu. Daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun! 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın