Güzel kişileri anmak…

Geçtiğimiz hafta reklamcılık sektörünün duayeni, gazetemizde uzun yıllar ‘İmtiyaz Sahibi’ görevini yerine getiren asırlık bir çınarı yitirdik. O bir Büyükada sevdalısıydı da aynı zamanda. Adalardan söz açınca bu yılın başında aramızdan ayrılan Lefter’i yâd etmemek olur mu? Ya da atlı arabaların yerini alacak elektrikli faytonlara değinmemek…

Yakup BAROKAS Köşe Yazısı
28 Mart 2012 Çarşamba

İnternet’e girdiğinizde geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz reklamcılık sektörünün duayeni İzidor Barouh hakkında yayımlanan yazılar sonsuza dek uzayıp gider. Kendisi Türk reklamcılık sektörünün mihenk taşı, 1909 yılında kurulan İlancılık Reklam Ajansı’nın ilk CEO’su, Balat Or-Ahayim Hastanesi Onursal Başkanıydı. 

Şalom Gazetesi için ise İzidor Barouh’un taşıdığı anlam çok farklıdır. O, gazetemizin kurucusu Avram Leyon’u yaşamının son günlerinde hasta yatağında ziyaret eden ve Şalom’un adının yaşatılması için çaba gösteren üç kişinin arasında yer aldı. Yeni dönem Şalom’un yayını aşamasında, iki yıl süresince muhasebe işlerini yürüttü. Şalom’un günlük giderlerini karşılamak üzere İlancılık Reklam Ajansı’ndan borç verdi, 2005 yılına kadar gazetenin İmtiyaz Sahibi görevini yerine getirdi. (Şalom’da 60 yıl, sayfa 202-203).

Aramızdaki halef-selef ilişkisi benim açımdan özel bir önem taşımaktadır. 9 Mayıs 2005 tarihinde İzidor Barouh’tan yirmi yıldır yürüttüğü gazetenin ‘İmtiyaz Sahibi’ görevini devraldım. 10 Kasım 2005 tarihinde gazetemizin ‘Avram Leyon Salonu’nun açılış töreninde ekonomi sayfası yazarı Pınar Derkazez’in büyükbabasına teşekkür plaketi sunduğu fotoğraf karesi yaşamımda unutamayacağım anılardan biridir.

Bu vesile ile yaptığım konuşmada şöyle demiştim: “Gazetenin imtiyaz sahibi olmak o günün koşullarında ateşten bir gömlek giymekti ve İzidor Barouh bu gömleği giymeye hazırdı.”

İleri yaşına rağmen her gün düzenli işine giden, yaz ayları Büyükada’dan sabahları dokuzu beş geçe kalkan deniz otobüsünde sık sık rastladığım o güzel insanı gözlerim arayacak. 

Mekânı cennet olsun.

***

Rahmetli babam Fenerbahçeliydi. Ben ise ağabeyimin etkisinde kalarak Galatasaraylı oldum. Sanıyorum 40-50 yıl önce, dini azınlıkların önemli bir çoğunluğu, Hıristiyan’ı olsun, Yahudi’si olsun salt Lefter Küçükandonyadis yüzünden Fenerbahçe’yi seçerdi. Belki aynı kaderi, benzer duyguları paylaştıkları için. Ne Varlık Vergisi’nde, ne 20. Sınıf İhtiyatlarda, ne de 6-7 Eylül olaylarında aralarında bir fark gözetilmemiş, kaderin aynı sillesini yemişlerdi.

Oysa Lefter’in torunu Özlem Katmer,Haluk Ergün’ün kaleme aldığı, ünlü futbolcunun biyografisinde, dedesi için şöyle der: “6-7 Eylül olaylarında camlarını taşlayanların kim olduğunu bilmesine rağmen hiç söylemedi. Kendisiyle mezara götürdü bunları.”

Çünkü Lefter Ay-Yıldız formasını yıllar boyu taşıdığı Türkiye’sine ve özellikle yaşamının son günlerine kadar terk etmediği, saat kulesinin karşısında yer alan mütevazı kahvede bir, iki dostu ile sessizce oturmaktan zevk aldığı Büyükada’sına hayrandı. Ve muhtemeldir ki camlarını indirenler, adanın ayak takımından, yakından tanıdığı kimselerdi.

CNN Türk’de yayımlanan, Mesut Yar’ın ‘Burada Laf Çok’ adlı programında Kumsal’daki salaş meyhanesinde eski Rum mezelerinin tatlarını yaşatan bir ada aşığı Fıstık Ahmet, Lefter’e ‘Ordinaryüs’ lakabının verilişini şöyle anlatır: “O zaman tribünlerin sevdiği bir isim olan bir Karay Yahudisi Manol Taylan, 1957 yılında, maçın sessiz bir anında, herkesin duyabileceği bir şekilde Lefter’e ‘ordinaryüs’ diye bağırıyor ve artık bu onun tarihe mal olan unvanı oluyor.

Lefter bir Atatürk hayranı idi.  Evinde bulundurduğu Atatürk büstünün önünden her geçtiğinde ona selam verirdi.

Adalar’dan söz açınca gözüm bir gazetede yer alan küçücük bir habere takıldı: “Adalar’da faytonlara sınırlama”. Devamında şöyle yazıyor; “İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Adalar Belediyesi arasında fayton krizi patlak verdi. Adalar’da faytonların çevre kirliliği yarattığını ve yaşam kalitesinin düştüğünü belirten Ulaşım Koordinasyon Merkezi faytonlara sınırlama getiriyor. İBB 86 faytonu kamulaştırıp yerlerine 40 adet elektrikli faytonu hizmete sokacak.” (Hürriyet, 20 Mart 2012)

Anlaşılan, kebap kokularından rahatsız olmayanlar eski adalıların alışkın olduğu at pisliği kokusundan tedirgin oldular. Hayırlısı olsun elektrikli fayton ile yaşam kalitesi yükselecek ise pek çoğumuzun Büyükada’yı anılarımızın bir köşesine yerleştirmesi gerekecek.

Yahudi kanına susamış bir cani, Yahudileri öldürmek isteyince önce bir Yahudi okuluna gider ve ilk hedef çocuklardır.

Bu hep böyle oldu: Mısır’da Firavun’un yaptığı buydu, Hitler’in yaptığı da budur. Fransa’da, Toulouse’daki trajik olayın gerisinde gerçekleşen de aynen budur.

(…)

Yahudi geleneğinde şunu söyleriz: “Tanrı kanlarının intikamını alsın”. Yanıt Yukarıdan gelecektir.

Elie Wiesel