Bu yazımda Öğretmenimiz Moşe’nin ablası Miriam’ı bir ‘kadın peygamber’ olarak ele almak istiyordum. Ancak Yahudilikte peygamberlik ve kehanet konularını bilmeden Miriam’ı anlamanın zor olacağı korkusuyla, önce bu konulara eğilmenin daha doğru olacağını düşündüm.

" />

Tora'nın Yolunda/ Yahudilikte peygamberlik ve kehanet

Bu yazımda Öğretmenimiz Moşe’nin ablası Miriam’ı bir ‘kadın peygamber’ olarak ele almak istiyordum. Ancak Yahudilikte peygamberlik ve kehanet konularını bilmeden Miriam’ı anlamanın zor olacağı korkusuyla, önce bu konulara eğilmenin daha doğru olacağını düşündüm.

Tora'nın Yolunda/ Yahudilikte peygamberlik ve kehanet

Yahudilikte peygamberlik ve kehanet konusunda, Rabi Moşe Hayim Luzzato (isimlerinin baş harfleri ile RaMHaL) tarafından ilahi ilham ile yazıldığına inanılan Dereh Aşem (Tanrı’nın Yolu) adlı kitabı referans aldım. İlahi ilhamın ne olduğunu metnin içerisinde göreceğiz. Ancak öncesinde hem Ramhal, hem de İbranice metni İngilizce’ye çeviren Rabi Aryeh Kaplan hakkında ilginç birkaç bilgi vermek istiyorum.

Gelmiş geçmiş en parlak düşünürlerden biri olarak kabul edilen, hatta ünlü Vilna Gaon tarafından ‘bir fâninin Yahudilik hakkında ulaşabileceği en derin anlayışa sahip olan kişi’ diye nitelendirilen Rabi Luzzato, 1707 yılında Padova, İtalya’da doğdu. Kendisini tanıyanlara göre “unutmak nedir bilmezdi”. İlk eseri Laşon Limudim’i on yedi yaşında iken yayımladı. Yirmili yaşlarında kırkı aşkın kitap ve risale yazmıştı ancak çoğu, ne yazık ki, kayboldu. Dereh Aşem’in de aynı dönemde yazılmış olması muhtemeldir.

Rabi Luzzato, çağının çok ilerisinde olanların tümü gibi sert tepkilerle karşılaştı ve 1735 yılında İtalya’yı terk ederek Amsterdam’a yerleşti. Toplumun uzağındaki bir dükkânda değerli taş kesimi yapmaya başladı. 1740 yılında Mesilat Yeşarim (Doğrunun Yolu) kitabını kaleme aldı. 1743 yılında Kutsal Topraklar’a göç etti. 16 Mayıs 1746 yılında salgın bir hastalık neticesinde 39 yaşında iken hayata veda etti.

Hasidizm’in kurucusu Baal Şev Tov’un en ünlü öğrencisi Rabi Dov Der’e, Ramhal’ın neden bu kadar genç bir yaşla öldüğü sorulduğunda, cevabı şöyle olmuş: “Rabi Luzzato’nun nesli, onun dindarlık ve kutsallığını anlamaya lâyık değildi.”

Aryeh Kaplan ise 1935 yılında New York’ta doğdu ve Brooklyn’deki Tora Vodaat ile MirYeşiva’larında öğrenim gördü. Fizik dalında master yaptı ve ABD’nin ünlü fizikçileri arasında anılmaya başlandı. Anlaşılması zor dinî kavramları sade ve sıcak bir üslupla kâğıda dökebilmesi sayesinde geniş kitleleri etkiledi. 1983 yılında 48 yaşında hayata ani bir şekilde veda ettiğinde, geride tam 47 kitap bırakmıştı. Biyografisini yazanlara göre, “Aklında, yazılmayı bekleyen kütüphaneler dolusu kitap vardı. Ancak Tanrı, yazdığı kadarından fazlasının ifşa edilmesini istemedi.”

Yazarların biyografilerini metne neden eklediğim, açıklık kazanmıştır sanırım.

Aşağıdaki bölümleri Aryeh Kaplan’ın İngilizce’sinden Türkçe’ye çevirerek sadeleştiren, bendenizdir.

İNSAN RUHUNUN SEVİYELERİ

Yahudiliğe göre insan ruhunun beş seviyesi vardır: Bunlara Nefeş (can), Ruah (irade), Neşama (ilahi ruh), Haya (yaşayan öz) ve Yehida (benzersiz öz) denir.

Nefeş bir anlamda, her canlıda bulunan hayvanî içgüdüdür.

GÜNÜN BÖLÜNMESİ

Tanrı, tüm canlı varlıkların hem çeşitli faaliyetlerde bulunması, hem de dinlenebilmesi için günü iki kısma böldü. Böylece gündüz hareket, gece ise istirahat zamanı oldu. Canlı varlıklar uykuda iken fiziksel ve tinsel güçleri yenilenir. Böylece sabah uyandıklarında gündelik görevlerini yerine getirmeye hazır olurlar.

İnsan uyurken zekâsı dinlenir, duyuları zayıflar, zihni rahatlar ve dalar. Bir tek hayal gücü çalışmaya devam eder. Kişi bu yüzden çeşitli görüntüler oluşturur ve görür. Bu görüntülerin bazıları, kişinin uyanıkken karşılaştığı durumları yansıtır. Bazıları ise yediklerinin veya vücudun durumundan dolayı beyne çıkan kimyasal maddelerin sonucu olabilir. Herkesin gördüğü sıradan rüyaları tetikleyen bunlardır.

RÜYA GÖRMEK

Tanrı, kişi uyurken vücudu ile İlahi Ruhu arasındaki bağın bir şekilde gevşemesine karar vermiştir. Ruhun Ruah (irade) ve üstündeki bölümleri yükselir ve kendilerini vücuttan ayırır. Sadece Nefeş (can), düşük (hayvansal) ruhla birlikte kalır.

Ruhun özgür kalan bölümleri, tinsel âlemde gezinmeye başlar; bu bölümlerin nelerle karşılaşacağı, çeşitli unsurlara göre değişecektir. Ancak karşılaştıkları şeyleri bazen kademe kademe, hayvansal ruha kadar aktarırlar. O zaman kişinin hayal gücü harekete geçer ve normalde yaptığı gibi resimler oluşturur. Kişi rüya görmeye başlar. Resimler bazen eğri büğrü, bazen açık seçiktir. 

Kişi bazen bu yolla geleceği hakkında bilgi edinebilir. Bu, Tanrı’nın kararı sonucunda gerçekleşir. O zaman bilgi -hangi türden olursa olsun- Tanrı’nın hizmetkârlarından (örneğin bir melek) biri tarafından Neşama’ya ifşa edilir, ardından Nefeş’e aktarılır ve hayal gücü tarafından resme dönüştürülür. Görüntü, Tanrı’nın kararı uyarınca net veya bulanık olabilir.

Rüyalar hayal gücünün kendisinden doğabileceği gibi, Neşama’nın algıladığı bir şey yüzünden gerçekleşen bir uyarılmanın sonucu da olabilir. İkinci durumda, tetikleyici unsur her zaman tinsel güçlerden biridir ve bu güç, o şeyi Neşama’ya bildirir. Neşama bunu yukarıda belirtilen şekilde hayal gücüne aktarır.

Önceki paragrafta sözünü ettiğimiz tinsel güç, Tanrı’nın kutsal hizmetkârlarından biri ise, ruhun aldığı bilgi doğru olacaktır. Ancak karşıt güçlerden geliyorsa, yanlış olacaktır. Bilgelerimiz, gerçek bir rüyanın bir melekten, yanlış bir rüyanın ise bir Şed’den (iblis) kaynaklandığını öğretir.

Ne var ki bütün rüyalar, hayal gücünden kaynaklanan eğri büğrü resimler de içerir. Bu yüzden bilgelerimiz şöyle der: “Bir miktar saçmalık (değersiz bilgi) içermeyen bir rüya görmek mümkün değildir.”

Ancak gerçek kehanet içeren tamamıyla farklı bir rüya sınıfı da vardır. Bu konuyu daha ileride ele alacağız.

BAHŞEDİLMİŞ AYDINLANMA VE İLAHİ İLHAM

Tanrı, insanoğlunun kendini doğal yoldan eğitebilmesine, zekâsı sayesinde idrak ve muhakeme etmesine, nesne ve olayları gözlemleyerek bilgi edinebilmesine karar verdi. İnsanoğlu bu sayede anlaşılması kolay olmayan konu ve durumlardan bir sonuç çıkarabilir. Bu, insan mantığının izlediği doğal bir süreçtir.

Ancak Tanrı, insanoğlunun bilgi edinmesi için yukarıda sözü edilenden çok daha üstün, başka bir yol olmasına da karar verdi. Buna, bahşedilmiş aydınlanma denir. Bahşedilmiş aydınlanma, Tanrı’nın insanoğluna çeşitli yollarla aktardığı bir etkidir.Bu etki bir kişinin zihnine ulaştığı zaman, zihnine belli bir bilgi kazınır. Kişi bu bilgiyi açık seçik bir şekilde, herhangi bir kuşku ve yanılma payı olmadan algılar. Bu algılama şekline İlahi İlham, yani Ruah aKodeş denir.

İlahi İlham sayesinde kişi, doğal yollardan elde edemeyeceği bilgiler kazanabilir. Bunlara, ileride meydana gelecek olaylar ve gizlenen sırlar hakkındaki bilgiler dahildir.

İlahi İlhamdeneyimi çok çeşitli seviyelerde yaşanabilir. Yukarıdaki sözünü ettiğimiz etkinin gücü, bahşedildiği zaman, kişiye ulaştığı şekil, neyin ifşa olunduğu... Bunların hepsi rol oynayan unsurlardır. Ancak her durumda etki öyle bir şekilde gelir ki, ona maruz kalan kişi durumunun açıkça farkına varır.

Ancak şu da mümkündür: Etki bazen kişinin zihnine öyle bir şekilde girer ki, kişi etkinin farkına varmadığı halde, belli bir kavramı açıkça anlar hale gelir. O zaman, kişi bunu zihninde spontane bir şekilde oluşan herhangi bir fikirmiş gibi algılar. Buna da (aslında çok daha düşük bir seviyede olduğu halde), geniş anlamdaİlahi İlham ya da bilgelerimizin tabir ettiği gibi saklı etki denir.

Gerçek İlahi İlhamı almayı hak eden kişi, bu deneyimi açık seçik bir şekilde yaşar. Başka bir deyişle, kişi, tamamıyla etkinin bilincindedir. 

 PEYGAMBERLİK NEDİR?

Bir de İlahi İlham’dan çok daha yüksek olan başka bir seviye vardır. Bu, gerçekpeygamberlik seviyesidir.

Kişi öyle bir ilham derecesine ulaşır ki, kendini -kelimenin tam anlamıyla- Tanrı’ya bağlanmış ve bu bağlılığı gerçekten hisseder duruma gelir; bağlı olduğu Varlığın, Tanrı olduğunu açıkça anlar (bunun nasıl olduğunu ayrıca ele alacağız). Kişi bu durumu tam bir açıklıkla, kuşkuya hiç yer bırakmayacak bir farkındalıkla hisseder; yaşadıkları konusunda, fiziksel bir nesneyi fiziksel duyuları ile algılıyormuş gibi kendinden emindir.

Gerçek peygamberlik konusundaki en önemli unsur, hayattaki bir kişinin Tanrı’ya çok büyük bir bağlılık duyması ve Ona ‘yapışması’dır (devekut). Bu durum, mükemmelliğin çok yüksek bir derecesidir.

Kişi, peygamberlik özelliği sayesinde, Tanrı’nın sırları hakkında olağanüstü pek çok gerçek bilgi edinebilir. Bu bilgiler, tıpkı bahşedilen aydınlanma gibi, gayet açık bir şekilde algılanır. Ancak peygamberlik özelliği, İlahi İlham’dan çok daha güçlü bir şekilde gelir.

Peygamberlik niteliği, ‘aracılar’ vasıtasıyla verilir. İnsanoğlu kendini Tanrı’nın Görkemi’ne doğrudan bağlayamaz; peygamberin Tanrı’nın Görkemi’ni, karşısında duran kişiyi gördüğü gibi görmesi mümkün değildir. Bu yüzden, peygamberliğe özgü Tanrı algısı, Tanrı’nın (görevleri bu vizyonu sağlamak olan) hizmetkârlarıaracılığı ile gelir.

Bu aracılar, kişinin Tanrı’nın Görkemi’ni görmesini sağlayacak mercekler görevi görürler. Peygamberin aslında algıladığı, yalnızca Görkem’in kendisidir. Ancak nasıl göreceği, bu işe karışan aracıya bağlıdır; tıpkı kişinin bir mercekten bakarken göreceklerinin, merceğin türüne bağlı olacağı gibi.  

Dolayısıyla pek çok algı derecesi vardır ve bunlar, aradaki merceğe göre değişir. Mercek, nesnenin çok uzakta ya da çok yakında gözükmesine neden olabilir. Dahası, merceğin çeşitli saydamlık dereceleri de olabilir.

PEYGAMBER KEHANET ALIRKEN, FİZİKSEL VE ZİHİNSEL OLARAK DUMURA UĞRAR

Tanrı Kendini ifşa eder ve etkisini bahşederken, peygamber büyük bir sarsıntı geçirir. Bedeni ve tüm uzuvları, anında titremeye başlar; içi sanki dışına çıkmaktadır.

Ancak bu, fizikselliğin doğasındandır. İnsanoğlu, tinselliğin ifşasına dayanamaz; hele ki, Tanrı Kendi Görkemi’ni ifşa ediyorsa. Peygamberin duyuları dumura uğrar, zihni kendi başına çalışamaz olur; bunların hepsi, artık Tanrı’ya ve bahşedilmekte olan ilahi etki akışına bağımlı hale gelmiştir.

Bu bağlanma sonucunda, Ruh (Neşama), insan mantığının tamamıyla ötesinde olan bir aydınlanma derecesine kavuşur ve bu yüzden, olayları kendi başına algılayabileceğinden çok daha derin bir şekilde idrak eder.

Yazının devamında bir peygamberin yaşadığı kehanet deneyimini ele alacak ve Moşe Rabenu’nun diğer Yahudi peygamberlerden farkının ne olduğunu öğreneceğiz.

Bir gün hepimizin Ruah aKodeş ile tanışması umuduyla...

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın