Bir yandan ‘duvarlar’la uğraşırken, öte yandan kötü’nün ruhunuzu ele geçirmeye çalıştığı bir savaş meydanı yoruyordur kimimizi. Lâkin özgürce “yaşıyorum yahu” demek için mücadeleye devam! Unutmayın, sustukça sıra hepimize gelecek… Fransız gençliği hepimize örnek olsun!

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Fransız gençliğine şapka çıkarıyorum

Bir yandan ‘duvarlar’la uğraşırken, öte yandan kötü’nün ruhunuzu ele geçirmeye çalıştığı bir savaş meydanı yoruyordur kimimizi. Lâkin özgürce “yaşıyorum yahu” demek için mücadeleye devam! Unutmayın, sustukça sıra hepimize gelecek… Fransız gençliği hepimize örnek olsun!

Ateş düştüğü yeri yakıyor. ‘Öteki’nin acısının, ‘öteki’nin sıkıntısının bir gün bizim acımıza, sıkıntımıza dönüşebileceğini düşünmez bencil insanoğlu.

Ne derdik 1980’lerden önce sokaklarda?

“Susma, sustukça sıra sana gelecek!”…

Sustukça, sıradaki düşmedi mi yere?

“İnsan öteki’nin sorumluluğu ile yaşar” diyen Emmanuel Levinas yanlış düşünmüş herhalde. İnsanoğlu kendi bencil ekseni etrafında dönüyor, çabalıyor, uğraşıyor sadece. Komşu eksenleri sadece seyrediyor. “Hayat” diyor; “kısa, sıkıntılı zaten, bana ne diğerlerinden?”

Oysa ki, komşuda deprem olduğu zaman kendisinin de yok olacağını düşünmez bile…

Farklı etnik, dinsel, kültürel ve siyasi kökenli azınlık temsilcileri bir panelde, söz birliği etmişcesine şikâyet ediyorlardı geçenlerde. Zira her azınlık grubu sadece kendi sorunlarına çare arıyor, ‘öteki’nin sorunlarını anlamaktan ve kavramaktan uzak bir mesafede mücadele etmeye çalışıyordu.

Zira doğa kanunu böyleydi işte. Ateş düştüğü yeri yakıyordu.

Ben de “susma, sustukça size sıra gelecek” demiştim….

***

Deniz Som… Geçenlerde yitirdiğimiz gazeteci; haftanın üç günü yazdığı köşesinde istisnasız her seferinde hiç usanmadan, bıkmadan uyarısını hatırlatan bir romantik devrimci yazar.

Nazilerin toplama kamplarında ölüme götürülürken, sıranın kendilerine geleceğine inanmayan o bencil insanların, sıranın pekâlâ da kendilerine geldiğini gördüklerinde uğradıkları şoku anlatan o ünlü anektod Som’un köşesinin demirbaşıydı yıllardır.

Zira sustukça sıra herkese gelecektir mutlaka. Hitler faşizmi Holokost döneminde soyadları Yahudi kalan Hristiyanları bile fırına atarken sıra sonraları başkalarına da gelecekti, diğer sessiz kalanlara…

Albert Camus’nun, ‘kötü’süne ve ‘saçma’sına başkaldırı için ilk şart, seyirci olmamak. Öteki’ne yapılan haksızlığı seyretmek vicdanı yaralamıyorsa, şeytan mutlaka o seyirciyi de zamanı geldiğinde yok edecektir. Vicdansızlar vicdanlı olmadıkları, şeytana ve kötülüğe karşı toplu mücadele vermedikleri sürece, hayat hep yenilgi, hep nihai hüsran tiradlarıyla bitecektir vasat ve bencil insan için.

Sustukça birlikte batacağız zira.

Bir yandan “duvarlar”la uğraşırken, öte yandan ‘kötü’nün ruhunuzu ele geçirmeye çalıştığı bir savaş meydanı yoracaktır sizi belki de. Lâkin, özgürce “yaşıyorum yahu” demek için mücadeleye devam etmek gerek…

Unutmayın, sustukça sıra hepimize gelecek…

***

Susmayan dünya insanlarına rastlamak da güzel bazen. Aydınlanmanın beşiğinde, Fransa’da lise gençliği bile hem ‘öteki’nin hem kendilerinin geleceği için sokaklarda bugünlerde. 1968 ruhu ayakta yine.

Vahşi kapitalizmin yarattığı bencil, benmerkezci, oportünist kimlik öteki’yi düşünmüyor. Gücü elinde bulundurduğu sürece öteki’nin aleyhine büyüyor da büyüyor, şiştikçe de şişiyor. Lâkin devletin kasası boşaldığı zaman da tek çözüm, sisteme hizmet veren büyük yığınları biraz daha fazla çalıştırmak oluyor.

İşte Fransız gençliği bu oyunu bozmak için sokaklarda bugünlerde. Susmuyorlar, yürüyorlar, karşı çıkıyorlar önlerindeki yemeği almak isteyenlere. Zira onlar, aydınlanmanın ve özgürlüğün, demokrasinin yaratıcıları, Voltaire’lerin, Jean Jacques Rousseau’ların, Diderot’ların; daha da sonra da Sartre’ların, Camus’lerin, Foucault’ların, Levinas’ların torunları. Siyasetin ve felsefenin sokağa indiği, dolayısıyla dayanışma, konuşma, tartışma, itiraz etme, protesto etme kültürüne sahip bir ülkenin çocukları onlar. 18 yaşındaki liseli, emeklinin aleyhine çıkacak olan yeni yasayı protesto ediyor. Ona ‘chapeau’ -şapka- çıkarmak gerek…

Onlar; susmayı biat etme kültürünün olmazsa olmazı görenlere, bencil beyinlere, ruhlarını şeytana satmış vasatlara ve konformizmin batık kıyılarında yaşayanlara inat, susmuyorlar. Levinas ne demişti çünkü?

“İnsan öteki’nin sorumluluğundadır”…

Susmayan azınlık, sessiz çoğunluğa karşın insanlığın onurlu geleceğini herkese taşıyor omuzlarında...

Sustukça sıranın kendilerine geleceğini bildikleri için susmuyorlar.

Sustukça insan vicdanının yerlerde sürüneceğini bildikleri için itiraz ediyorlar.

Az da olsalar susmayıp konuşanlara selam ola!

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın