Nişantaşı ışıl ışıl

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
29 Aralık 2010 Çarşamba

Nişantaşı’nda yılbaşı hazırlıklarını yazmayan bir ben kaldım galiba. Sonuç olarak eğrisiyle doğrusuyla Mustafa Sarıgül ve ekibi güzel bir iş kotarmış. Abdi İpekçi Caddesi’ne boydan boya serilen kırmızı halı güzel miydi değil miydi, ‘kitch’ miydi tartışmaları devam ededursun, sabah vakti henüz arabalar geçmemişken üzerinde yürüdüm. Kendimi ayrıcalıklı hissetmedim desem, yanlış olur. Caddenin bir noktasına yerleştirilen cıvıl cıvıl çam ağacı, insana Nişantaşı’nda değil de, her hangi bir Avrupa ülkesine olduğunuz hissini veriyor. Gündüz veya gece, tıklım tıklım dolu olan cafeler caddeye ayrı bir sıcaklık katıyor.  Zira bütün bu süslemelerin içinde en önemli olay insan olgusu. Abdi İpekçi’den Teşvikiye’ye çıkan bütün ara yollar dahil, havanın kararmasıyla farklı bir hayal dünyasına kapılarını açıyor. Tüm güzergahta ağaç gövdelerine yerleştirilen yüzlerce minik mavi ampul  çevreyi gün gibi aydınlatmış.  Atiye Sokak yıldız şeklinde sarkan sarı ampullerle; Teşvikiye Caddesi ise gene yukardan aydınlatmayla birer hediye paketini andıran ışıltılı süslemelerle dolu.

Bunların yanı sıra dükkanların hemen hepsi de bireysel süslemelerini yapmışlar. Bu senenin en ‘in’ ziyaretçileri ise kimi dükkanların önüne konan, aynı zamanda gülen ve dans eden Noel Babalar… Akşam vakti işten eve dönerken, bu renk ve ışık cümbüşünün arasından yürümek; sıra sıra dizilmiş milli piyango bileti satan seyyar tezgahtarların, ‘size de çıkabilir’ hatırlatması ve ardından rengarenk çiçekleriyle müşteri bekleyen çingeneler. Bu kadar güzellik, sanal bir dünya gibi geliyor bana. On beş güne kalmaz, kırmızı halı yerden kalkacak; binlerce ampul yerini karanlığa bırakacak, geniş kaldırımlardaki kırmızı süs çiçekleri içeriye girecek, onların yerinde oluşan çukurlarda ayaklar burkulacak…

Onun için önünüzdeki daha birkaç günün keyfini çıkarın; ve de içinizdeki neşeyi, olumlu enerjiyi gelecek günler için depolayın.

***

Yılbaşı yaklaşırken çeşitli toplantılar yapılıyor. Bu da gelenekselleşmeye başlayan bir başka olgu. Örneğin, eski dostlar yılbaşına bir hafta/on gün kala hafta sonlarında, özellikle de Ortaköy’e kahvaltıya takılıyorlar. Aralık ayının son günlerini yaşamamıza rağmen hava hala ılıman. Böylelikle kahvaltılar açık havada daha da keyifli oluyor. Yılbaşını kutlamak yerine yıl sonunun yorgunluğunu üzerlerinden atmak isteyen kimi şirketler de çalışanlarına hafta arası gece yemeği düzenliyorlar.

Sosyalleşmek için kahve bahane. Önemli olan sağlık ve kahkahanın hep var olması.

***

Yılbaşının en güzel yansımalarından biri konserlerdir. Geçtiğimiz hafta TRT’nin M (müzik) kanalında iki saat süren Viyana Filarmoni Orkestrası’nın ‘2010 Yılbaşı Konseri’ başlıklı bir dinletisini izledim. Gerek görsel, gerekse işitsel açıdan mükemmel bir konser. Son derece görkemli olan konser salonu bir çiçek tarlası gibi süslenmişti. Orkestra çoğu kez valsler çalarken, zaman zaman da bale gösterileri ekrana yansıtıldı.

Yenisi 1 Ocak  günü saat 12:10da canlı yayından verilecek. Digitürk’ten takip edebileceğiniz gibi, sanırım Kablolu TV’den de izleyebilirsiniz. Pazar gecesi CRR’de izlediğimiz geleneksel yılbaşı konserinde, bu kez ‘Strauss Ensemble’ı dinledik. Salonda geleneksel olarak görmeğe alıştığımız dostlara rastlamak da hoştu. Etrafıma bakındığımda, ‘Viyana’daki konser salonundaki gibi şurada da biraz çiçek olsaydı’ diye içimden geçirdim. Gene de son derece karizmatik bir orkestra şefiyle son derece keyifli bir konser izledik.

Günlerinizin iyi bir müzik kadar uyumlu ve sizin de keyifle dinleyecek kadar sağlıklı olmanızı dilerim.