/Çeşme Ajanda’m

Umarım tatil programınızı henüz yapmamışsınızdır. Yapmışsanız da sorun değil, daha yazın bitmesine çok var en azından Ege'de... Bu hafta sizinle Çeşme'nin esintili ve turkuaz denizli plajlarını paylaşmaya çalışacağım.

/Çeşme Ajanda’m

Umarım tatil programınızı henüz yapmamışsınızdır. Yapmışsanız da sorun değil, daha yazın bitmesine çok var – en azından Ege’de… Dört sene önce başlayan Alaçatı sevdam, artık bir tutkuya dönmüşken, bu hafta sizinle Çeşme’nin esintili ve türkuaz denizli plajlarını elimden geldiğince paylaşmaya çalışacağım. Gerçi artık plaj demiyorlar, ‘beach’ demeyi tercih ediyorlar, ama olsun, maksat güneşin ve denizin tadını çıkartmak olduktan sonra, hepsi aynı kapıya çıkmıyor mu?

Her şeyin en iyisini isteyenlere: Babylon

Geçtiğimiz yaza kadar Alaçatı’nın en havalı plajı olan Babylon’un bu yıl Aya Yorgi’ye taşındığını duyunca ne yalan söyleyeyim, üzülmüştüm – ta ki gidip görene kadar… 11 Haziran’da, Aya Yorgi’nin en kuytu köşesinde (eski Granada Beach) müthiş bir dekorasyonla kapılarını açan Babylon gündüzleri beach club olarak hizmet veriyor, geceleri ise mekan bir konser alanına dönüşüyor. 1000 kişilik kapasiteye sahip kulüpte, gün boyunca kafa dinliyor, güneşleniyor, yüzüyor ve bol bol yemek yiyorsunuz – sınırlı ama lezzetli bir cafe ve oldukça zengin bir restoran mönüleri var. Akşamüstüne doğru eğlencenin temposu artmaya başlıyor: Her gün 17.00-19.00 saatleri arasında Happy Hour var! Canlı müzik akşamın ilerleyen saatlerinde başlıyor. Hafta arası her akşam Bora Uzer’in dinamik canlı performansı, her Cuma akşamı ise tüm zamanların en popüler partisi “Oldies but Goldies” var. MFÖ, Duman, Teoman, Nouvelle Vague, Oi Va Voi ve Shantel gibi pek çok isim yaz boyunca Cumartesi gecelerini şenlendirecek ve her Pazar, Kübalı dörtlü Havana Salsa sahne alacak. Anlayacağınız, Babylon Aya Yorgi’ye de gitse, Alaçatı’da da kalsa hep aynı kalitede, aynı güzellikte…

Rüzgârdan vazgeçemeyenlere: Alaçatı Beach Resort

Geçen sezonlarda Babylon’un bitişik ‘komşusu’ olan Alaçatı Beach Resort bu yıl Babylon’un arsasını da kendi alanına katarak, Alaçatı’nın ‘hâkimi’ oluvermiş.  Burası bir plajdan çok, iki tarafı denizle çevrili bir tatil köyü aslında. Otel binası eski Osmanlı / Ege kasabalarının mimarisinden esinlenerek modellenmiş. İç mekândaki dekorasyon; yürüyüş yolları, yüzme havuzları, bahçe, restoran bölümleri ve sahil cafeleri sanat ve mimariyi bir araya getiriyor – üstelik Alaçatı’nın ‘taş ev’ dokusunu bozmadan.  Plajı en sıcak havada bile püfür püfür rüzgâr alıyor. Şezlonglarınıza kurulduğunuz andan itibaren, müthiş bir hizmet anlayışı sizi bekliyor.  İster kumda, isterseniz çimlerin üzerinde güneşlenebiliyorsunuz.  Denizi eşsiz, ama havuz sevenler için kocaman ve bir o kadar da estetik bir havuzu var. Burada konaklamak isteyenler için burada 104 yataklı 41 oda (2 Grand King Süit, 2 King Süit, 5 Süit ve 32 Deluxe oda) bulunuyor. Fiyatları pek ucuz sayılmaz, ama lüksün de bir bedeli var…

Surf yapmak isteyenlere: Riders Beach

Alaçatı Port’a giderken, sol tarafta gözünüze küçük bir levha ilişiyor, üzerinde silik harflerle: Riders Beach yazıyor. Bilmeyen birinin farkına varamayacağı kadar ‘önemsiz’ bir işaret... İşaretten sola saptığınız andan itibaren 2 kilometrelik bir Camel Trophy parkuru başlıyor; arabanız toz duman içinde kalıyor. Yolun solunda karşınıza çıkan vaha ise, taşlı ve mıcırlı yolla tam bir tezat oluşturuyor. Bir anda kendinizi bol rüzgârlı, huzur dolu bir ortamda buluyorsunuz. Beyaz tahta barın altındaki kumlara serpiştirilmiş tahta şezlonglara uzanıyorsunuz ve kendinizi meltemin kollarına bırakıyorsunuz. Karşınızda sörf öğrenmeye çalışan minik çocuklar, öğretmenlerinin direktifleriyle dengede durmaya çalışıyorlar... Riders Beach dünyada yaygınlaşmaya başlayan Slow Food ve 24 saat uyumayan şehirlere alternatif olarak ortaya atılan Città Slow akımlarından ilham alarak oluşturulmuş.  Burada tüm günü rahat bir tempoda geçirebilir, öğlen nefis bir yemek yiyebilir ve dostlarınızla güneşi batırabilirsiniz. Hafta sonları yabancı müzik gruplarına ev sahipliği de yapan plaj, sağlıklı hayatı spor ve huzurla buluşturup, sörften vazgeçemeyenler için ideal.

‘IN olacağım’ diye tutturanlara: Public

Tünel’de geçtiğimiz kış açılan ve bir anda gece hayatının ‘in’ mekânları arasında yerini alan Public, şimdi de Ilıca’da. Açılışı 3 Temmuz günü gerçekleşen Public Beach Club, insana kendini Karayipler’de hissettiren bir ambiyansa sahip. Lemon Hotel’in altında ve Ilıca Halk Plajı’nın hemen bitişiğinde yer almasına rağmen, burada bir tek kum tanesine rastlamamanızın nedeni yerlerin baştan aşağı tahtayla kaplanmış olması. Denize girinceye kadar tahta basamaklarda sekerek yürüyorsunuz, tahta setlerin üzerinde güneşleniyorsunuz. Öyle şık bir hava veriyor ki, şaşarsınız. Mekânın tam orta yerinde güzel bir bar (Kokteyl filminden bir sahneyi anımsatıyor) inşa edilmiş. Otel ile plajın arasında büyükçe bir havuz var – fena fikir değil aslında, çünkü Ilıca’nın denizi en az Kilyos kadar dalgalı! En çok hoşuma giden ise ödeme için geliştirdikleri kart sistemi: istediğiniz kadar para yüklediğiniz PUBLIC kartınızı, akşama kadar bitiremezseniz, bir dahaki gelişinizde kullanabiliyorsunuz. Gün boyu ünlü DJ’lerin performanslarıyla temposunu arttıran mekân saat 17.00’den itibaren happy hour ile birlikte güzel şık bara dönüşüveriyor. Özel kokteyllerinden denemeden dönmeyin!

Haftaya sıra, Çeşme’nin gece hayatında...

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın