Evli bir erkek olan Jack Polak’ın Ina Soep’le Wasterbork Transit Kampı’nda başlayan, Bergen-Belsen’de devam eden ve günümüzde halen süregelen bir aşk öyküsü... Oldukça zor bir dönemde, güç koşullarda iki sevgilinin birbirine yazdığı aşk mektupları 2000 yılında “Steal a Pencil for Me” adlı kitapta yayımlandı. Birkaç yıl sonra yönetmen Michele Ohayon aşk mektuplarına dayanan bu öyküyü bir belgesel haline getirdi.

" />

‘Benim için bir kalem çal’

Evli bir erkek olan Jack Polak’ın Ina Soep’le Wasterbork Transit Kampı’nda başlayan, Bergen-Belsen’de devam eden ve günümüzde halen süregelen bir aşk öyküsü... Oldukça zor bir dönemde, güç koşullarda iki sevgilinin birbirine yazdığı aşk mektupları 2000 yılında “Steal a Pencil for Me” adlı kitapta yayımlandı. Birkaç yıl sonra yönetmen Michele Ohayon aşk mektuplarına dayanan bu öyküyü bir belgesel haline getirdi.

‘Benim için bir kalem çal’

Jack Polak’ın eşi kocasının sevgilisini, sevgili de Jack’in eşini biliyordu. Hatta iki kadının Westerbork Transit Kampı’nın 6 numaralı barakalarındaki ranzaları birbirlerini görecek ve işitecek kadar yakındı.

İlk görüşte âşık olduğu şimdiki eşi Ina Soep ile New York’un Westchester County’deki evlerinin salonunda oturan Jack Polak; “Ne güzel kız, keşke onunla evlenebilseydim diye düşünmüştüm” sözleri ile ilk karşılaşmalarını anlatıyor.

Westerbork Transit Kampı ile Almanya’daki Bergen- Belsen Kampı’nda bulundukları 15 ay süresince, zaman zaman birlikte olma şansını yakaladıkları gibi, birbirlerine çok sayıda aşk mektupları yazdılar.

Oldukça zor bir dönemde, güç koşullarda iki sevgilinin birbirine yazdığı aşk mektupları 2000 yılında “Steal a Pencil for Me” (Benim için bir kalem çal) adlı kitapta yayımlandı. Birkaç yıl sonra yönetmen Michele Ohayon aşk mektuplarına dayanan bu öyküyü bir belgesel haline getirdi.

Wasterbork’ta Sefalet Bulvarı

1940’tan itibaren Hollanda Yahudileri temerküz kamplarına gönderilmeye başlandı. Jack Polak’ın ailesi Nazilerden gizlenmeye çalışıyordu. Ina Soep’in oldukça varlıklı olan ebeveynleri de gizlenmeyi başarmışlardı. 1943 yılının Haziran ayında ortak bir arkadaşın doğum günü partisinde Ina Soep, Jack (o zamanki adıyla Jaap) ve eşi ile tanıştırıldı.

Ina yıllar önceki o karşılaşmayı anlatırken; “İlk düşüncem; ‘Ne güzel çift’ olmuştu” demekte.

Ina genç, güzel ve zengindi. Jaap ise evli ve fakirdi. Ina Soep, Westerbork’a gönderildiğinde Jack Polak o kamptaydı ve Ina’yı gördüğünde yeniden doğduğunu hissetti. O andan itibaren eşi Manja ile evliliğinin bir hata olduğu kanısına vardı. Ancak Manja, ayrılırlarsa hayatta kalma şanslarının azaldığını ileri sürerek Jack’ten evli kalmalarını istedi.

Ina; “Jaap’ın Manja’yı her ziyaret ettiğinde ve konuştuklarında onları görebiliyordum. Çünkü duracak fazla yer yoktu, insanlar yataklarının üzerinde oturuyorlardı. Jaap barakaya çok sık gelmiyordu” sözleriyle kamptaki dönemi anlatıyor.

Westerbork’da tüm tutsaklar Jack ile Ina’nın birbirlerine aşık olduklarını, Jack’in eşi ile ilişkilerinin bozulduğunu biliyor fakat bu durumu yargılamıyorlardı. Geceleri diğer evli olmayan çiftler gibi “Boulevard de Misere” (Sefalet Bulvarı) olarak adlandırdıkları karanlık yolda el ele yürüyebiliyor hatta öpüşebiliyorlardı.

Aşk mektupları

Jack’in Ina’ya fazla yakın olduğunu hissettiğinde, Manja zaman zaman sevgililerin görüşmesini yasaklıyordu. O dönemlerde birbirlerine yazdıkları mektuplar sıklaşıyordu. Birbirlerine yazdıkları mektupları saklıyorlardı. Ama bunun bir tehlike yaratacağı kanısına varınca her biri kendi yazdığı mektupları saklamayı uygun buldu.

Nazi temerküz kampında başlayan, Holokost yıllarında devam eden, günümüzde hala yaşayan bir aşk öyküsü.

Westerbork kampını, Bergen- Belsen takip etti. Ama yine beraberlerdi.

Ina, Bergen- Belsen’den serbest kaldığı bir gün, elinde taşıdığı mektup paketi yırtılınca mektupların çoğu balçığın içine düştü. Onlarca mektuptan sadece üç tanesi elinde kaldı.

Ina tifüse yakalanıp ateşi düşene dek yemek yiyemediği günleri anımsıyor. Kız kardeşinin Ina’ya vermek üzere sakladığı ekmek parçası çalınınca, kendisinden ekmek istenen ilk kişi Manja oldu. Ina; “Hiç tereddüt etmeden ekmeğini verdi. Bana karşı düşmanca hisleri yoktu” diye anlatıyor.

Hastalıklar, ölüm, zor çalışma koşulları, bir ekmek parçası için verilen mücadeleye rağmen iki sevgili umutları sayesinde güçlü kaldılar. Binlerce Hollanda Yahudi’si için son durak niteliğini taşıyan Bergen-Belsen’de sabahın erken saatinden gece karanlığına dek ağır koşullarda çalışan Jack, sevgilisine şiirsel mektuplar yazmaya da zaman buluyordu.

Jack Polak ile Ina Soep, Bergen- Belsen’den çıkıp özgür kaldıklarında birkaç ay birbirlerinden kopuk kaldılar. Jack uzun çok zayıf ve hastaydı, adeta tanınmayacak haldeydi. Kardeşi Betty ona baktı, sağlığına kavuşmasını sağladı.

ABD’de uzun bir birliktelik

1946 yılının Ocak ayında Ina Soep ile Jack Polak evlendiler, 1951’in Ocak ayında da ABD’ye göç ettiler. Bir süre Ina’nın ailesinin yanında yaşadılar, sonra ayrı eve taşındılar. Jack kayınpederinin pırlanta ticareti işine girdi. Ina da üç çocuğunu büyüttü.

Günümüzde 94 yaşında olan Jack Polak, elinde bastonu hala dünyayı dolaşıp bir Holokost kurtulanı olarak deneyimlerini çeşitli ülkelerde insanlarla paylaşıyor. Ina Polak (genç kızlığında Soep) da 61 yıldır eşiyle birlikte bu yolculuklara katılıyor.

Birbirlerine yazdıkları ve yıllarca sakladıkları aşk mektupları “Steal a Pencil for me” (Benim için bir kalem çal) adıyla 2000 yılında yayımlandı. Kitap ABD’de uzun süre çok satanlar listesinin başında yer aldı.

Fakat Manja eski kocası ile sevgilisinin ilişkisinin kanıtı olan aşk mektuplarını içeren kitabın Hollanda lisanındaki baskısının ölümünden önce yayınlanmamasını talep etti. Manja 1945 yılının Ağustos ayında boşanmasının ardından, bir daha evlenmedi. 2005 yılında yaşama veda etti.

Ina; “Anlatacak o kadar çok şey var ki, bir kitap daha yayınlayabilirdik. Geçmişte olanlardan söz etmezsek unutulup giderler” demekte.

Film yönetmeni Michele Ohayon 2007 yılında, “Steal a Pencil for me” kitabından yola çıkarak Polak çifti ile yaptığı söyleşilere de yer verdiği bir belgesel film yaptı.

Jack Polak 2008 yılında 95.ci doğum gününü eşi Ina, çocukları ve torunları ile birlikte kutladı. Kız kardeşi Betty de aynı yılın nisan ayında 90 yaşını bitirdi.

Ina, Jack ve Betty filmin gösteriminin yapıldığı yerlere gidiyor, genç ve yetişkinlerden oluşan dinleyici kitleleri önünde konuşmalar yapıp “hayatta hiçbir zaman seyirci olmamayı” öğretiyorlar. Onlar insanlara herhangi bir haksızlık olayı gördüklerinde harekete geçmeyi salık veriyorlar. “Steal a Pencil for me” filmi bu üç Holokost kurtulanına yeni bir enerji kazandırdı. Filimde kendisi ile söyleşen Michele Ohayon’a Jack şöyle diyor: “Kamplarda eşim ve sevgilimle birlikteydim. İnanın ki bu pek de kolay bir şey değildi.”

Limmud 2010 - New York

New York Anne Frank Center’ın eşi başkanı ve bir eğitimcisi olan Jack Polak ileri yaşına rağmen bu yıl Limmud etkinliklerine katıldı. Jack Polak 80. doğum gününde Anne Frank Center’a katkılarından dolayı Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından onurlandırılmıştı.

Polak çifti katıldığı Limmud’da Holokost deneyimlerini izleyicilerle paylaştılar. Limmud’da bir akşam yemeğine de katılan Jack yaptığı diğer bir konuşmada Anne Frank Center’ın öneminden söz etti. Bu merkezdeki çalışmaları kapsamında yıllardır her yaşta çocuğa hitap eden Jack’in bugüne dek 300 bin çocuğa Anne Frank ve Holokostu anlattığı tahmin ediliyor.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın