İstanbul geçtiğimiz hafta yeni bir modern sanat galerisine kavuşurken, günümüz çağdaş mücevher tasarımının en önemli isimlerinden birine de ev sahipliği yaptı. Nişantaşı’nda açılan SODA İstanbul Sanat Galerisi, mücevher tasarımının en provokatif ismi Ted Noten’in sergisini sanatseverlerle buluşturdu

" />

PRADA çantayı hiç böyle görmediniz

İstanbul geçtiğimiz hafta yeni bir modern sanat galerisine kavuşurken, günümüz çağdaş mücevher tasarımının en önemli isimlerinden birine de ev sahipliği yaptı. Nişantaşı’nda açılan SODA İstanbul Sanat Galerisi, mücevher tasarımının en provokatif ismi Ted Noten’in sergisini sanatseverlerle buluşturdu

PRADA çantayı hiç böyle görmediniz

SODA İstanbul Sanat Galerisi, günümüz mücevher tasarımının en çarpıcı isimlerinden biri olan Atelier Ted Noten Sergisi ile kapılarını 29 Ocak’ta açtı. Hollandalı sanatçının da bizzat bulunduğu açılışta, Noten’in 19 eseri, Türk sanatseverlerle buluştu. Açılışın hemen öncesinde, Ted Noten ile bir söyleşi yapma fırsatı bulduk.

İstanbul’a ilk gelişiniz mi? Nasıl buldunuz?

İstanbul’a aslında ikinci gelişim, ancak ilk gelişimde 18 yaşındaydım… İstanbul bence bir kadın gibi, bir sanatçının ilham alabileceği, etkilenebileceği çok şey var. Hem düzenli, hem kaotik; hem antik, hem batılı. Doğunun ve batının bir kaynaşması. Çok güzel bir enerjisi var. Özellikle Galata Köprüsü’nden çok etkilendim.

Sanat yaşantınızda esinlendiğiniz isimler oldu mu?

Öğrenciyken, esinlendiğiniz, ilham aldığınız bir ustanın olması iyi bir şey. Ancak okul bittikten sonra, kendi karakteriniz geliştikten sonra, etkisi altında kalmamak için, başka sanatçıları fazla takip etmemek gerek… Ben şahsen, başka sanatçıları ve eserlerini fazla görmemeye çalışıyorum; onlardan etkilenmekten korktuğum için…

Tasarımlarınızı yaparken günlük hayattan etkilendiğiniz olaylar oluyor mu?

En çok etkilendiğim şey, at yarışları… Sıradan, sokaktan insanlarla karşılaşabileceğim, konuşabileceğim yerleri seviyorum. Çünkü sıradan insanlar, kalpleriyle konuşur, beyinleri ve akılları ile değil. At yarışları da böyle bir yer.

Tasarımcı olmaya nasıl karar verdiğiniz?

Tasarımcı olmaya karar veremezsiniz, bu kendiliğinden olur. Ben eskiden bir duvar örücüydüm; işim, her gün binlerce tuğlayı aynı şekilde dizmekti. Birden değişik bir şey yapmak istedim; tuğlaları değişik şekillerde dizmeye başladım. Bunu fark ettiğim zaman da sanat okuluna gittim.

Tasarımlarınızla domuz, sinek, fare gibi hayvanlar kullanmanızın sebebi nedir?

Ben tasarımlarımda küçük hayvan hikâyeleri anlatıyorum. Ayrıca, bazı şeyleri gelecek için koruma altına almış oluyorum; gelecek için arkeolojik bir koruma yapıyorum.

Moda tasarımcılarıyla ortak çalışmalara imza atıyor musunuz?

Fendi ile ortak bir çalışmaya girdik, ancak ekonomik kriz daha fazla devam etmemize engel oldu. Görüştüğümüz bazı markalar var ancak şimdiye kadar gerçek bir işbirliği gerçekleştiremedik.

İsminiz Ted Noten Atölyesi olarak geçiyor…

Evet, aslında biz bir ekibiz… Tasarım yapmaya başladığımda tek başımaydım; zaman içinde bir ekip olduk. Mücevher alanındaki isimler genellikle bireysel çalışmayı tercih ederler; kendilerini, eserlerini tartışmayı sevmezler, dünyaya at gözlüğünden bakarlar. Ben ise tartışmalara, yeniliklere açığım; bu yüzden bir ekiple çalışmanın çok avantajlı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’ye gelirken SODA İstanbul’u seçtiniz…

SODA İstanbul’un vizyonu, burayı tercih etmemizdeki neden oldu. Bence mücevher sadece mücevher galerisinde sergilenmemeli, sanat eseri gibi değerlendirilmeli ve sergilenmeli. SODA da benimki ile paralel vizyona sahip…

TED NOTEN

Ted Noten uzmanlığının sınırlarını sürekli zorlayan, Hollanda asıllı bir mücevher tasarımcısı. Bir zamanlar inşaat işçisi ve psikiyatrik hemşire olarak çalışmış Noten, 1990 yılında Amsterdam Rietveld Akademisi’nden mezun olduktan sonra çağdaş mücevher alanına büyük katkısı ve etkisi olan çalışmalarına başladı. Noten’in Mercedes Benz arabasını parçalara keserek broş yapması, ölü bir fareye inci kolye yapıp akrilik bir kalıba yerleştirmesi gibi pek çok kışkırtıcı çalışması bulunuyor. Çağdaş mücevher sanatının, kendi deyimiyle “hiçbir şeyden çekinmeyecek kadar meraklı olması” gerektiğini savunan sanatçının mücevher tasarımlarının yanı sıra günlük yaşamdan aldığı şaşırtıcı malzemeleri kullanarak yaptığı akrilik çantalar da çok konuşuluyor.

“Kendi broşunu çiğne” projesiyle izleyicilerini çiğnettiği sakızların kalıplarını aldıktan sonra metalle kaplayıp, kendi broşlarını yapmalarını sağlayarak askında herkesin tasarım yapabileceğini gösterdi; izleyenleri ile interaktif bir ilişki kurarak sanatına yeni ve sıra dışı boyutlar getirdi.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın