Vizyonda olan ve Oscar’a aday gösterilmesi çok muhtemel olan ‘Up in the air’ filminde Amerikalı bir yönetici işi gereği hep havada seyahat etmek zorunda. Ayağı bir türlü “yere basamıyor”, tıpkı Barack Obama gibi. Bakın, filmin konusu ile Obama arasında nasıl bir ilişki çıkardım.

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Obama havada

Vizyonda olan ve Oscar’a aday gösterilmesi çok muhtemel olan ‘Up in the air’ filminde Amerikalı bir yönetici işi gereği hep havada seyahat etmek zorunda. Ayağı bir türlü “yere basamıyor”, tıpkı Barack Obama gibi. Bakın, filmin konusu ile Obama arasında nasıl bir ilişki çıkardım.

Barack Obama sadece ülkesinin değil, dünyanın neredeyse tamamında bir sene öncesine kadar dünyayı kurtaracak tek dünyalı olarak gösterilmişti. Bugünlerde görevinin başında birinci yılını doldururken, “yes we can”le iktidara gelen Obama, “no we can’t” gerçeği karşısında kara kara düşünen kaabiliyetsiz kurtarıcı rolünde adeta. Büyük oy farkıyla iktidara gelen Demokratların bir yıl sonunda elde ettikleri destek yüzde elliye düşmüş durumda. Bu düşüş Amerika tarihinde, ikinci yılına giren başkanların aldığı en büyük kaybı da simgeliyor.

Ne oldu peki? Neden, tüm iyi niyetli saf dünyalıların kurtarıcısı, bir yıl içinde bu durumlara düştü? Neden Obama, “umudun sonu” olarak görülüyor?

Cevabım belki tahrik edici ama söyle düşünüyorum: dünyanın sorunlarıyla ve ‘Kötü’ ile mücadele, etkileyici hitabet, parlak sözler ve ses getirici orijinal teorilerle yapılamıyor. Eğer bunlar meseleyi çözebilseydi bugün kimi filozoflar devletin başına geçip Adem ile Havva’dan itibaren başlayan ‘günah’ı yok ederlerdi. Ama olmuyor işte; orduların başında komutan olmak başka, bir stadyumda onbinlerce kişinin çılgınca alkışladığı hitabet uzmanı bir siyasetçi olmak başka. ‘Kötü’ ile uğraşmak için teoriler yeterli olmuyor. “Kötü”yü anlamak lâzım. Anladığınız gün teorilerinizin de içi dolacaktır…

***

Vizyonda son derece yalın, alçak gönüllü bir Amerikan filmi var: “Up in the air”. Lakin buna rağmen film öncelikle ülkesinde umulmadık şekilde tutulunca mecburen Oscar’a aday gösterilecek muhtemelen.

Peki bu kadar basit bir filmin beğenilmesinin arkasında ne yatıyor?

Film, ekonomik kriz esnası ve sonrası, (bugün) bir gecede işten atılan Amerikalı orta sınıfın insanlarına işsiz kaldığını duyuran bir şirket yetkilisinin hayatından bir kesit sunuyor. Ve bu yönetici, işi gereği sürekli şehirden şehire gitmekte ve her geçen gün sayıları artan işten kovulmalara yetişmek için hayatının büyük bir kısmını havada seyahatte geçirmekte.

Film aslında işsizliğe değindiği, işsiz kalanların düştükleri hazın psikolojik durumlarını son derece yalın ama çarpıcı bir gerçekçilikle yansıttığı için çok tutuldu ABD’de.

Amerikan vatandaşının en büyük sorununun iklim değişikliği, eğitime yatırım hatta sağlık reformundan önce işsizlik olduğunu ortaya çıkardığı için film Obama’ya ciddi mesajlar verir nitelikte. Ülkede işsizlik tarihi rekorunu kırarken (yüzde 10) kurtarıcıların ‘iklim değişikliği’ gibi ‘fantezilerle’ uğraşmasına sıcak bakmıyor sokaktaki Amerikalı; zira çocuklarının eğitim ve sağlığı ve evinin borçlarını ödemek için çalışmaya ihtiyacı var iklimden önce!

Ama filmdeki ‘havadaki’ karakterin bir başka kişisel meselesi de vardır. Özel hayatında ayaklarını “yere basmaktan” kaçıran sürekli, yeni ama kısa maceralar peşinde olan ve bu bu yüzden havada dolaşan biridir, her iki anlamda da! Gerçeklerle yüzleşip hayatını bir amaca doğru yöneltmek yerine hiç bir kişiye, yere bağlanamayan yeni nesil genç erkeği temsil ediyor. Bu arada, ayakları yere basmaya karar verir gibi yaptığında hayat onu kötü bir sürprizle baş başa bıracaktır.

Barack Obama’yı da havada dolaşan biri olarak gördüm seçimlerden önce de, sonra da. Arşivlere girenler yazılarımı görebilir. Yani, devrimci, umut verici fikirler uygulanır olamadığı süreci hepimiz havada kalmaya mahkûm edilmiş oluyoruz. Üstüne bir de hayal kırıklığı gibi  bir ek yük de biniyor üzerimize.

 Göreve geldiğinde, Orta Doğu sorununu etkili ve güzel konuşmalar ve ‘yeni politika’ açılımıyla çözeceğini sanmıştı Obama. Haklı olarak ana hedefe ulaşmak için her iki tarafın iç dinamikleriyle ilglienmek istemedi. Lâkin şu anda duvara çarpmış durumda, hasar tespiti yapmakla meşgûl. İran konusunda vereceği ödünlerle karşısındakini ikna edeceğini sandı ama İran tam gaz nükleer bomba yapımına gidiyor. Afganistan’dan çekileceğini söylemişti ama şimdi Demokratların bile kabul ettiği gibi bölgeye 30 bin yeni asker göndermeye karar verdi. Çin ve Rusya ile ilişkiler Bush döneminden bile daha kötü. Ülkenin borcu geometrik hızla büyürken işsizlik tavanda dolaşıyor, çok emek verdiği sosyal adaletin olmazsa olmaz sistemi, sağlık reformunu hayata geçirmekte kendi partisinden bile zorluklarla karşılaşıyor. Demokratların 60 yıllık kalesi Massachusetts’de geçtiğimiz hafta alınan büyük seçim yenilgisi bu sisteme büyük zarar vermiş durumda bile.

Ve belki artık Barack Obama, ikinci yılına girerken havadan yere inip gerçeklerle yüzleşmeyi deneyecek. Denemezse dünyayı çok daha zor günler bekler. ‘Kötü’ elini ovuşturarak pusuda Obama’nın başarısızlığını beklerken sağduyu, Obama’dan sonra radikal sağcıların iktidara gelmesinin dünyanın tamamı için dramatik sonuçlar vereceğini öngörüyor.

Sürekli “havuç” göstererek bir yerlere ulaşılamayacağını anlamış bir Obama diliyoruz.

Yoksa ‘Kötü’, zaferlerine bir yenisini ekleyecek, eskiye oranla çok daha sarsıcı bir şekilde.

Dünya, havadaki değil yerdeki Obama’yı bekliyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın