İsrail Sözlüğü`nün yazari Selin Çağlayan: ‘Ba

Selin Çağlayan 2004 yılında “İsrail Sözlüğü” adlı kitabı yayınlamıştı. 2004`ten bugüne kadar olan değişikliklere karşılık, “İsrail Sözlüğü” güncelliğini koruyor. Selin Çağlayan İsrail`i tarihi, insanları ve tartışmalarıyla anlatıyor; İsrail- Filistin sorununa bilimsel b

Perspektif
9 Ocak 2008 Çarşamba

Bize kendinizi tanıtır mısınız?
1960 yılında İzmir’de doğdum. İzmir Bornova Anadolu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. Gazeteciliğe 1980’de, Yankı Dergisi’nde başladım. Sırasıyla Yeni Asır, Milliyet, Anadolu Ajansı, Turkish Daily News, Günaydın, Hürriyet , Yeni Yüzyıl gazeteleriyle NTV ve CNN Türk Televizyonlar’ıyla çalıştım. Ankara, Atina, Brüksel’de görev yaptım. Yanı sıra bu dönemde, Batı- Doğu Avrupa, Rusya, ABD ve Ortadoğu ülkelerine pek çok kez gitme, önemli toplantıları izleme, liderleri ile görüşmeler yapma ve Türk dış politikasını yakından izleme şansım oldu. Bu çok öğretici ama yorucu süreç sonucunda, bir konuda uzmanlaşmak istedim ve çok ilgimi çeken Ortadoğu’yu seçtim. Bu amaçla, 1998- 2003 yılları arasında Tel Aviv’de  Ortadoğu muhabirliği yaptım. 5 yılın sonunda, gözlemlerimi daha ayrıntılı olarak yansıtma ihtiyacıyla Ortadoğu ile ilgili kitaplar yazmaya karar verdim. Dört yıldır, kitaplarım için yaptığım dış geziler haricinde, Türkiye’de yaşıyorum.

“İsrail Sözlüğü”nü nasıl yazmaya karar verdiniz?
İsrail Sözlüğü, oluşturmayı düşündüğüm Ortadoğu dizisinin ilk kitabı. Bunun niye böyle olduğunun öyküsü uzun. Kitap’ta da belirttiğim gibi, çocukluk yıllarımda İzmir henüz kozmopolit bir kent olma özelliğini yitirmemişti, mahallemizde severek görüştüğümüz pek çok Yahudi aile vardı. Annemin çok sevdiği bir çocukluk arkadaşının tesadüfen yanımızdaki eve taşınmasıyla-  Yahudi ve Müslüman iki aile olmamıza karşın-  4- 5 yıl süren çok yakın bir komşuluk yaşadık. Biz çocuklar-  Rıfat, Avram, ben ve 3 kardeşim-  bir bizde bir onlarda toplanıp müthiş eğlenceli oyunlar oynardık.
Çocukluğun bu güzel günlerinde, Yahudi dinine ve adetlerine ilişkin pek çok şeyi böylelikle hiç farkında olmadan öğrendim. Kuşkusuz öğrenmiş olduğum en önemli şey, ayrı dinlerin dostluğa engel olmadığı idi. Sadi ailesinin, sanırım 1968 veya 69’da İsrail’e göç etmesiyle, bu güzel komşuluk sona erdi. İsrail ilk kez böyle hayatıma girdi. Çok sevdiğim bu insanların niçin gittiklerini bir türlü anlayamadığım bu esrarengiz ülke bende büyük bir merak uyandırdı. Yıllar sonra, beş yıl boyunca İsrail’de gazetecilik yapma kararımın temelinde, hep bu çocukluk merakımın yattığını düşünmüşümdür. Avram’ın ’73 savaşına katılmış olduğu haberinin, bende büyük bir ikileme yol açtığını bugün gibi hatırlıyorum.Beraber Karagöz oynattığımız sevgili çocukluk arkadaşım bir tarafta, Müslüman ordular diğer tarafta... Bu ikilemi “İnşallah barışırlar” diye dua ederek çözdüğümü hatırlıyorum. Hâlen çözüm olarak bu duaya sığındığımı itiraf etmeliyim.
Sonuç olarak bu vahim çatışmada taraf tutmamak ve barış için bir şeyler yapmaya çalışmak benim çocukluk andım. İsrail Sözlüğü’nü yazmamda bu duygu ve düşüncelerin etkisi büyük oldu. Türk okuyucusuna, “tek bir İsrail yok,  komplo teorileri kesin doğrular değil, aksine gerçek çok daha karmaşık“ demek ve iki ülke arasında bir köprü kurmak istedim, bunu başarmayı içtenlikte umut ettim. 

Kitabın yayınlandığı süreçten bu yana birçok gelişme yaşandı. Bu gelişmeler doğrultusunda kitabınızda düzenlemeler yapmayı düşünüyor musunuz?
İsrail Sözlüğü 2’yi de yazmayı düşünüyorum. Şimdilik planım, bu kitaptaki söyleşi konuklarıyla güncel söyleşiler yapmak ve yenilerini eklemek; ama ne zaman gerçekleştirebileceğimi henüz bilmiyorum.

Kitabınız toplumumuzda nasıl karşılandı? Komplo teorilerine ilginin reveçta olduğu bir dönemde “İsrail Sözlüğü” beklediğiniz ilgiyi gördü mü?
Kitabım iki baskı yaptı, açıkçası 2. baskı benim için sürpriz oldu. Pek çok olumlu ve olumsuz eleştiri aldı. İsrail karşıtlığıyla da, İsrail propagandası yapmakla da suçlandım, demek ki, tarafsız yazmışım. İsrail Sözlüğü’nün Türkiye’de, İsrail konusundaki klişeler, anti- semitizm gibi konularda bir tartışma açması hayalim ne yazık ki gerçekleşmedi. Bunda kuşkusuz komplo teorilerine olan ilginin yanı sıra, bunlara prim vermeyen kesimlerin de bu tür tartışmalardan uzak durmasının rolü var.

Kitabınızda Türk- İsrail ilişkilerine çok az değiniyorsunuz. Bir Türk yazar olduğunuz düşünüldüğünde, Türk Yahudileri’nin perspektifine kitabınızda hiç rastlanmıyor. Bunun özel bir nedeni var mı?
Sanırım isminin “İsrail Sözlüğü” olması kitap hakkında  bazı yanlış beklentilere neden oldu. Bu, İsrail’i her yönüyle anlatma iddiasında bir kitap değil. Kitabın içeriğine ilişkin  iyi niyetimi de sorgulayan pek çok eleştiri aldım.“Neden İsrailli Araplar’la söyleşi yapmadınız? Onları yok mu farz ediyorsunuz?”, “Niçin barış örgütü temsilcileri ile konuşmadınız? İsrailliler’in dahi durumdan rahatsız olduğunu göstermeliydiniz” veya “Bir sabra ile sabralık üzerine konuşmanız gerekmez miydi? İsrail artık göstermeye çalıştığınız gibi bir göçmen toplumu değil” gibi. Kuşkusuz sizin “Niye Türk Yahudileri yok?” sorunuz Türk olduğum göz önüne alındığında son derece haklı; ama cevap aynı. Özel bir nedeni yok. Sadece Türk okurunun İsrail’i anlamasına yardımcı olacağını düşündüğüm konulara öncelik verdim ve kitap 580 sayfa olmasına karşın yine de ciddi kısaltmalar yapmak zorunda kaldım. İsrail Sözlüğü 2’yi, bu eleştirileri göz önüne alarak yazacağımdan emin olabilirsiniz.

ADL’den Stacy Burdett ile gerçekleştirdiğini söyleşide Türkiye’de antisemitizmi sorguluyorsunuz. 2006’da Lübnan Savaşı’nın ardından, Türkiye’de ciddi bir İsrail karşıtlığı boy gösterdi, Ekonomist dergisi 7 Ağustos 2006 sayısında Türkiye’de antisemitizmin arttığını yazdı. Bir gazeteci olarak sizin gözlemlediğiniz nedir? Türkiye’de bugün antisemitizm artıyor mu?
Buna en iyi cevabı sizler verebilirsiniz ama Türkiye’de antisemitizmin,  İsrail karşıtlığının bir sonucu olduğunu ve 2. İntifada ile birlikte artmaya başladığını düşünüyorum. Bu 1. İntifada sırasında da böyleydi ancak Oslo süreci ile birlikte Türk- İsrail ilişkilerinin gelişmesiyle geriledi. Maalesef, bu yakınlaşmanın ekonomik ilişkilerle sınırlı kalması, halklarının temasına, birbirini anlamasına önem verilmemesi, bugün Türkiye’de İsrail karşıtlığının ve antisemitizmin  tehlikeli  boyutlara ulaşmasında etkili olmuştur. İsrail’de de Türklere çok sıcak bakıldığını söyleyemeyiz, dolayısıyla bunun mutlaka telafisi gerekiyor.
Irak’taki çatışmalar, İran sorunu ve Türkiye’de yükselen İslamcılık, bu kez karşımıza daha çetin bir manzara çıkartıyor. Ancak, İsrail’in genişleme ve  Batılılarla birlikte Müslüman ülkeleri sömürme gibi amaçları olmadığı ( ben buna içtenlikle inanıyorum) Holokost’u yaşamış Yahudiler için  İsrail’in, bu nedenle İsrail için güvenliğin, ne denli önemli olduğu net bir şekilde, ısrarla  Türk halkına anlatılmalıdır. Bunun etkili olması, bölgede yeni bir barış sürecinin başlaması ve İsrail’in barış yolunda samimi adımlar atması ile mümkündür. Türkiye’deki olumlu hava, İsrail kamuoyunun da olumsuz düşüncelerini değiştirecektir.

Giriş metninde, “İsrail sözlüğü”ne benzer bir formatta bir “Filistin sözlüğü” yazacağınızı paylaşmıştınız. “Filistin sözlüğü”nü ne zaman okuyabileceğiz?
Filistin Sözlüğü’nün yazılışı biraz dolambaçlı oluyor. Çalışmalarıma 2004 sonunda başladım. Hamas’ın güç kazanması nedeniyle İslamcılık olgusunu araştırmaya başladım ve o denli ilgimi çekti ki, ayrı bir kitap yapmaya karar verdim. Tamamlamak üzere olduğum bu kitap, yayıncımı ikna edebilirsem Türkiye’de “Filistin Sözlüğü 1”, olarak basılacak ( yurtdışında da bastırmak için çaba harcıyorum.) Böylece-  2008 ortalarında bitirmeyi planladığım-  Filistin Sözlüğü 2, ile birlikte okuyanlar, İslamcılığın tarihsel gelişimi ve  Filistin sorununa etkisinin yanı sıra, Filistin sorununun tarihsel gelişimi ve İslamcılık hareketine olan etkisini de bir çizgi hâlinde izleyebilecekler.

Gerçekleştirdiğiniz birçok söyleşi ve araştırmanın ardından, bir gazeteci gözüyle Ortadoğu’da barışın gelmesi için sizin görüşleriniz nelerdir?
Ortadoğu sorununun  çözümünde de sihirli anahtarın, halklar arasında iletişim sağlanması olduğunu düşünüyorum. İki halkın da barışı samimiyetle istediğine defalarca tanık oldum ancak global güç çatışmalarının buna engel olduğunu kanısındayım.
Sorunun teknik boyutu, uzun müzakereler sonucu  ortaya çıkan pek çok belgeye de yansıdığı gibi, aslında çözülmüştür. Eksik olan, bunu uygulayacak siyasi iradedir. Barış Filistin ve İsrail halklarının çıkarınadır, dolayısıyla  inisiyatifi ele alıp, siyasi otoritenin bu yönde oluşmasını sağlamaları gerekir.Bu zor olmakla birlikte aslında bir o kadar da basittir, gereken iki halkın da bunun farkına varmasıdır.

‘İsrail Sözlüğü’ kitabını  Gözlem Kitabevi’nden ya da www.gozlemkitap.com’dan
temin edebilirsiniz.