Post-Siyonizm yeniden mi doğuyor?

Bir süredir "ölü" ya da "uykuda" olduğu düşünülen Post-Siyonizm akımı, bu yılın Ocak Ayının sonunda 2005 Ekonomi Nobel Ödüllü Profesör Israel (Robert) J. Aumann tarafından şiddetle eleştirilince tekrar kamuoyu gündemine geldi. Bu yazıda Rakipleri tarafından Anti-Siyonizm ile eşdeğer tutulan, yandaşlarının ise üstüne almak istemediği ve hakkında anlaşamadıkları Post-Siyonizm?in kısa tarihçesi ve savunduğu fikirler ele alınıyor

 

Bir süredir “ölü” ya da “uykuda” olduğu düşünülen Post-Siyonizm akımı, bu yılın Ocak Ayının sonunda 2005 Ekonomi Nobel Ödüllü Profesör Israel (Robert) J. Aumann tarafından şiddetle eleştirilince tekrar kamuoyu gündemine geldi. Bu yazıda Rakipleri tarafından Anti-Siyonizm ile eşdeğer tutulan, yandaşlarının ise üstüne almak istemediği ve hakkında anlaşamadıkları Post-Siyonizm’in kısa tarihçesi ve savunduğu fikirler ele alınıyor

Sabi VARON

Bir süredir kendi yandaşları tarafından da söylendiği üzere “ölü” ya da “uykuda” olduğu söylenen Post-Siyonizm, gerçekte tam tanımı yapılamamış bir düşünceyi simgeliyor.
Özellikle Post-Siyonizm’in ne olduğunu araştırıp ortaya koymaya çalışan eserlerde dahi, bu düşüncenin tam içeriğinin muğlâk olduğu ifade edilir.
Post-Siyonizm hakkında yapılan en kapsamlı araştırmalardan biri olan The Postzionism Debates’ın (1999)  yazarı Laurence J. Silberstein’a göre, terim kullanan kişiye ve amacına göre anlam değiştirir. (Silberstein,2003): Post-Siyonizm’e karşı çıkanlar, Aumann örneğinde olduğu gibi, genellikle terimi İsrail’i yıkmak isteyen tüm düşünceler için suçlayıcı şekilde kullanılır. Öte yandan kamuoyunda Post-Siyonist olarak tanınan bazı akademisyenler ise bu kimliği reddederek terim ile ilgili karışıklığa katkıda bulunurlar. Örneğin “Yeni Tarihçiler” grubundan, Post-Siyonist olarak tanınan Benny Morris kendisinin Siyonizm’i desteklediğini, İsrail devletinin bugünkü yapısını değiştirmek gibi politik bir amaç taşımadığını iddia eder. Öte yandan İlan Pappe, kendisini anti-Siyonist veya a-Siyonist olarak tanımlamayı tercih eder.  Bir başka tarihçi Baruh Kimmerling ise herhangi bir etiketi toptan reddetmekte, hatta Post-Siyonizm teriminin insanlarda aşırı negatif veya pozitif hissiyata sebebiyet verdiğini ve bu bağlamda olaylara bilimsel açıklama getirme açısından güçsüz olduğunu ifade eder (Nimni, 2003). Aynı zamanda Post-Siyonizm’in politik uzantısında da görüş ayrılıkları dikkat çekmektedir. Örneğin bazı düşünürler (Pappe Kimmerling ve Uri Ram gibi) tüm Yahudilerin İsrail vatandaşı olabilmesini sağlayan “Dönüş Yasası”nın kaldırılmasını talep ederken, diğerleri yasanın korunmasından yana görüş bildirirler.
Hem Nimni hem Silberstein’a göre Post-Siyonizm her ne kadar belirli bir politik hareket haline gelmemişse de, genel olarak savunduğu nokta Siyonizm’in görev süresini doldurduğu yönündedir. Bu görüşe göre Siyonizm Milliyetçi bir hareket olarak çağın gerisinde kalmıştır ve İsrail’in varlık sebebi olarak temel aldığı ideoloji değişmelidir.
Post-Siyonistler İsrail devletinin kurulmasının en baştan hata olduğunu savunan ve İsrail devletinin tarihe karışmasını savunan (hem aşırı dinci ve sağcı, hem aşırı solcu yakadan) Anti-Siyonistlerin aksine İsrail’in varlığını tartışmazlar.
Post-Siyonistlere göre İsrail’in sadece “Yahudi Devleti” olma iddiasından vazgeçmesi, modern liberal demokrasi ilkelerine göre İsrail vatandaşlığını temel alan yeni bir sivil kimlik oluşturması gerekiyor. Yeni İsrail herhangi bir etnik veya dini kimliği öne çıkarmadan barındırdığı tüm vatandaşların devleti olmalıdır.
Günümüzde etkisi yavaşlamış olan Post-Siyonizm hareketinin başlangıcı ise 1980’lerin başına denk gelmektedir. 1967’de zafer kazanan İsrail’in dünyanın gözünde bir anda savunandan işgalci konumuna gelmesi, 1973 savaşında İsrail’in hazırlıksız yakalanması, 1977’de bir süredir ezilen Doğulu Yahudi (Mizrahi) oyları sayesinde Solcu Siyonizm’in kalesi İşçi Partisinin seçimleri kaybetmesi, 1982 Lübnan savaşında toplumdan ve askerlerden beklenen fedakârlıkların yarattığı hayal kırıklığı gibi faktörler ise Post-Siyonizm’in önce Akademide sonra toplumda yer edinmesine yol açan tarihi gelişmeler oldu (Silberstein, 1999).

Post-Siyonizm’in tarihçesi: Tom Segev, İlk Yeni Tarihçi
Sosyolog Dr. Uri Ram’e göre Post-Siyonizm teriminin ilk kullanıldığı yayın 1993’te basılan “Israeli Society: Critical Perspectives” adlı kitaptır. 1970’lerden 1993’e kadar yazılmış makalelerin bulunduğu kitapta Ram, metin içinde ve başlıklarında terimi kullanıldı.
Fakat her ne kadar terimin kamuoyuna girmesi 1993’ü bulmuş da olsa Post-Siyonizm’in başlangıcı araştırmacılara göre daha eski bir tarihe dayanıyor.
Tarihçi Tom Segev, terimin ilk defa Uri Avnery tarafından kullanıldığını iddia ederken (Dalya Şehori, Haaretz 2004) Silberstein da The Postzionism Debates adlı kitabında Post-Siyonizm’in başlangıcı olarak Tom Segev’in “1949: The First Israelis” (1984)” kitabına işaret ediyordu.
Segev’in kitabı akademik çevreler yerine halka hitap eden bir dille yazılmış olsa da dikkatlice yapılmış bir araştırmaya dayanıyordu. Segev kitabında İsrail’in 1948 savaşı ile ilgili resmi tarihinin oluşturduğu “mit”leri eleştiriyordu. Segev’e göre Siyonist görüşlü İsrail resmi tarihi aşağıdaki görüşleri savunuyordu:
1) İsrail’in 1948 öncesi ve sonrasında barış için elinden geleni yaptığı fakat Arapların tüm girişimleri reddettiği
2) Filistinli Arapların, Arap devletlerinin çağrısı üzerine İsrail’i kendi istekleri ile terk ettiği
3) İsrail’in ayrımcılığa ve kötü muameleye uğrayan tüm Yahudiler’in sığınabileceği güvenli bir liman olduğu, Yahudilerin İsrail’de serbest ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşayabileceği.
Segev ise o sıralarda yeni açığa çıkartılmış devlet belgelerine dayanarak bu varsayımların doğru olmadığını öne sürdü. Segev’e göre
1) Araplardan barış girişimleri olmuş, İsrailliler de her zaman barışa sıcak bakmamışlardı.
2) İsrail’i terk eden Arapların bir kısmı savaş sırasında ve hatta sonrasında İsrail askeri harekâtları sonucunda zorla evlerinden edilmişlerdi.
3) Özellikle 1948 savaşından sonra Arap ülkelerinden göç etmek zorunda kalan Arap Yahudilerine (Mizrahim) ayrımcılık yapılmış, tarım, sanayi ve askeriyede ucuz iş gücü olarak kullanılmışlardı.
Segev aynı zamanda 1948’deki bağımsızlık savaşında tüm İsraillilerin tek vücut halinde olmadığını, laik-dinci, Arap-Yahudi, Avrupalı-Mizrahi kimliklerinin çatışma halinde olduğunu ifade ederken kitabın yazıldığı 80’lerde bu durumun değişmediğini de savunuyordu.
Fakat Segev’in kitabı her ne kadar zamanında çok ilgi görse de akademik olmadığı için tarihçilerden pek ilgi görmedi.

Benny Morris: Filistinli Araplar İsrail Ordusunun Zoruyla mı Göç Etti?
Segev’in fikirlerinin akademik dünyaya taşınması tarihçi Benny Morris’in 1987’de yazdığı The Origins of the Palestinian Refugee Problem: 1947��, kitabı ile gerçekleşti. Morris’in Segev’e göre akademik çevrelere daha çok hitap eden kitabında benzer noktalar savunuluyordu. Morris de devlet dokümanlarını inceleyerek İsrail resmi tarihinin savunduğu noktalara karşı çıktı. Morris’e göre İsrail ordusu 1948 ve sonrasında, Filistinli Arapların “Nakba” (felaket) olarak andığı olaylar sürecinde Arapların bir kısmını göçe zorladı.
Morris’in yazdığı kitapla, 1948 ve öncesindeki Siyonist akımlara eleştirel gözle bakan Yeni Tarihçiler akımı başlamış oldu.
Bu akımın takipçileri ise Avi Şlaym, İlan Pappe, Baruh Kimmerling, Gerşon Şafir gibi tarihçiler oldu. Morris, Şlaym, Segev ve Pappe genel olarak 1948deki olayları incelerken Kimmerling ve Şafir ise daha öncesine giderek 1948 öncesinde gerçekleşen Siyonist göçleri Avrupa’nın son sömürgecilik ve kolonizasyon hareketi olarak değerlendiriyordu.

Kimmerling ve Şafir, Bir Avrupa Sömürgeciliği olarak Siyonizm
Kimmerling, 1983’te yazdığı Zionism & Territory: The Socio-Territorial Dimension of Zionist Politics kitabında Yahudilerin İsrail’e göçünü, Avrupalıların Amerika ve Avustralya kıtalarına yaptığı sömürgeleştirmeye benzeterek çığır açtı.
Böylece, Kimmerling her ne kadar açıkça Siyonizm’i eleştirmese de Siyonizm’i sömürgecilik ile bir tutarak Siyonizm’e karşı eleştiri için kuvvetli bir sav meydana getirmiş oluyordu.
Kimmerling’in fikirlerini takip eden Gerşon Şafir de İsrail’e yapılan göçlerin Filistinli Araplara ve göçlerden önce İsrail’de bulunan Yahudilere negatif etkide bulunduğunu savunuyordu. Şafir göçler ile gelen Aşkenaz kökenli Yahudiler satın aldığı topraklardan ve kurdukları iş yerlerinden Arapları dış, yerel Yahudileri ise ikinci sınıf işlere yerleştirmişlerdi. Şafir böylelikle İsrail’in kuruluş aşamasında çok etkili olan İşçi Partisinin solcu Siyonist anlayışını eleştiriyordu. Şafir’e göre İşçi Partisi Siyonizm’i ideoloji olarak proleter bir kardeşlik öne sürmesine rağmen sınıf ayrılıkları meydana getirmişti ve bir Doğu Avrupa milliyetçiliğini temel alan sömürgecilik hareketini andırıyordu.
Kimmerling ve Şafir’in İsrail’e göçü sömürgecilik eğilimleri ile karşılaştıran çalışmalarından sonra tarihi diğer tarafın gözünden incelemeyi temel alan yeni bir tarih anlayışı meydana geldi.

İlan Pappe ve Çoklu Perspektif
İlan Pappe ve Kimmerling 1990’lı yıllarda yaptıkları çalışmalarda resmi tarih savunucularının Siyonizm ideolojisine hizmet ettiklerini ve tarihe taraflı baktıklarını iddia ettiler. Pappe ve Kimmerling’e göre İsrail tarihçilerinin kullandığı Aliya (yükseliş), Haluziut (öncülük), Bağımsızlık Savaşı gibi terimlerin kullanılması tarihin sadece Siyonist bakış açısından değerlendirildiğini gösteriyordu.
Buna karşılık olarak Pappe ve Kimmerling, Morris’in sadece belgelere dayalı anlayışı yerine, karşı tarafın, yani Filistinlilerin bakış açısından tarihin değerlendirmesine başladılar.
Kimmerling Amerikalı Joel Migdal ile birlikte yazdığı Palestinians: The Making of A People (1993) adlı kitapta Filistin bakış açısından Filistin ulusunun tarihi gelişimini ele alıyordu.  Kimmerling ve Migdal’e göre Siyonizm ve Filistin Milliyetçiliği birbirleri üzerindeki etkileri ve görüşleri incelenmeden anlaşılamazdı. Kimmerling, o ana kadarki resmi tarihçilerin Yahudi yerleşimcilerin sadece amaçlarını ele alarak yaptıkları eylemlerin Filistinliler üzerindeki etkileri üzerinde durmadıklarını savunuyordu. Tarihçi ve sosyologlar İsrail’in sadece Yahudi karakterine sahip olan bir ülke/toplum olduğunu varsayıyor, bu da Filistinli Arapların dışlanmasına politik zemin oluşturuyordu. 
Pappe ise 1993 - 1945 arasındaki çalışmalarında Kimmerling’in görüşlerini daha ileri götürerek konu hakkında süren bilimsel/tarihsel tartışmaların akademik dünya dışındaki sonuçlarını genişletiyordu. Pappe tartışmaların “Yahudi kimliğinin” geçirdiği bir krizi gösterdiğini savunuyordu. İsrail, demokrasi ile milliyetçilik, dincilik ile laiklik arasında bir kimlik bunalımı geçiriyordu. Siyonist görüş, kültürel çokluk yerine monolitik bir yapı öngörüyor, milliyetçiliğin getirdiği kolektif sorumluluk duygusunu demokratik ideallere göre ön planda tutuyordu. Bu özellikleri ile İsrail demokrasi gibi görünmekle beraber Batılı anlamda demokratik bir ülke olamıyordu.
Pappe çare olarak etnik veya dini köken yerine İsrail vatandaşlığının ön plana çıkarıldığı bir kimliğin kullanılmasını öne sürüyordu. Pappe tüm Yahudilerin İsrail’e dönme ve vatandaş olma hakkını sağladıkları “Geri Dönüş” yasasının da etnik ve dini temellere dayanmasından dolayı reddediyordu.

Post-Siyonist Sosyoloji, Post Siyonizm’in Akademik Çevreden Politikaya Geçişi
Yeni Tarihçilerin getirdiği yeni kavramların özellikle Oslo barış süreci ile aynı zamana denk gelmesi ile birlikte post-Siyonist düşünceler sosyoloji alanına da sıçramıştı. Uri Ram 1993’te yazdığı makalede Post-Siyonizm terimini kullanırken kendisini Post-Siyonist olarak tanımlayan ilk akademisyenlerden de olmuştu. Ram 1995’te yayımlanan The Changing Agenda of Israeli Sociology: Theory, Ideology, Identity kitabında post-Siyonist düşüncenin çatısını oluşturuyordu. Siyonist ideoloji İsrail’i bir ulus devlet olarak kurma aşamasında kullanılmış ve görevini doldurmuştu. Ram’e göre sıra Post-Siyonist ideolojinin özgür ve eşit vatandaşlara dayalı demokratik bir İsrail’i oluşturmasının zamanı gelmişti.
Ram’in kitabı akademik çevrelerin dışından da tepki olarak Post-Siyonizm düşüncesini basına ve kamuoyuna indirdi. Kitabın yayınlanmasından hemen sonra Davar gazetesinin yazarı Yisrael Landers yeni akımın Siyonizm’i şiddet yanlısı ve baskıcı bir ideoloji olarak gösterdiğini ve bunun yurtdışında İsrail’in varlığını tartışmaya açabileceğini söyleyerek eleştiride bulundu.
Tanınmış Yazar Aharon Megged de Haaretz gazetesinde yazdığı yazılar ile Yeni Tarihçileri eleştirdi. Megged yazılarında Siyonizm’in şeytanlaştırıldığı, Filistinli Arapları sömüren ve onları ezmek isteyen bir ideoloji olarak gösterildiğini belirtiyordu. Megged Post-Siyonistlerin, İsrail’in yaptığı savunma savaşlarının bile Filistinli Arapları yok etmek için yapıldığını söylediklerini öne sürüyordu. Megged Post-Siyonistleri İsrail’in üstüne oturduğu temeli sarsan intihar meyilli bir akım olarak gösteriyordu.
İsrail Ödüllü Moşe Lissak ise post-Siyonist yazarları bilime ideoloji karıştırmak ile suçluyordu.
Buna karşılık olarak Post-Siyonist olarak görülen akademisyenler farklı savunmalar yapıyordu.
Morris çalışmalarının delillere dayalı pozitif tarihçilik ilkelerine dayandığını belirtiyordu. Morris eleştiriler karşısında ayrıca Siyonist görüşe ve İsrail devletinin varoluş hakkına inandığını, sadece tarihi gerçekler peşinde koştuğunu da belirtmekten geri kalmıyor, Post-Siyonist yakıştırmasını kabullenmiyordu.
Kimmerling ise genel olarak akademisyenlerin önyargılı olduğunu, genel görüş dışında 948 hakkında yorum yapmanın tabu haline getirildiğini, bu sebeple bilime ideoloji karıştıranın Siyonizm'i savunan Akademisyen olduklarını dile getiriyordu. Kimmerling de tüm görüşlerine rağmen Post-Siyonist ya da herhangi bir etiket ile anılmayı reddediyordu.
Pappe de İsrail devletinin varlığını sorgulamadığını, fakat Megged ile Landers’in bilimsel tartışma yerine popüler ideolojik polemiğe girdiklerini, Post-Siyonistlerin tek suçunun bilinen Siyonist gerçeği olduğu gibi kabullenmemek olduğunu söylüyordu. Fakat Pappe tüm eleştirilere karşı kendini post-Siyonist yerine anti-Siyonist veya Asiyonist olarak tanımlamaktan da geri kalmıyordu.

Politik Post-Siyonizm
Post-Siyonizm’in toplumda açık halde tartışıldığı yıllarda Oslo Barış sürecinin de eş zamanlı işlemesi nedeni ile görüş Mizrahiler (Mizrahim) ve Feministlerden destek aldı.
1948 sonrası Arap Ülkelerinden göçe zorlanarak İsrail’e yerleştirilen Mizrahilerin Aşkenaz çoğunluk tarafından 2. sınıf vatandaş muamelesine maruz bırakılması ve kültürel kimliklerinin yok edilmeye çalışılması nedeni ile Post-Siyonizm’i bu topluluk arasında benimseyenler oldu. (Meyrav Wurmser, 2005)
Siyonist ideolojide İsrail’in Arap Ülkeleri’nde ezilen, geri bırakılmış, az eğitimli ve İsrail’e gitmek isteyen Mizrahilerin Siyonizm tarafından kurtarıldığı ve aydınlatıldığı öne sürülüyordu. Fakat Post-Siyonist yazarlara göre bu doğru değildi. Post-Siyonist yazarlar ise Bağdat, İskenderiye gibi şehirlerde kültürel ve maddi zenginliğin olduğunu, buralarda yaşayan Yahudilerin Fransız ve İngiliz sömürgeciliği sırasında Batı kültürü ile tanıştığı ve yüksek eğitime sahip olmasalar bile en azından okuryazar olduklarını öne sürdüler. Post-Siyonist yazarlara göre Arap ülkelerinde yaşayan Yahudilerin çoğunun İsrail’e göç etmek gibi bir istekleri yoktu. Yitzhak Dahan (2003) gibi yazarlara göre Siyonistlerin, Mizrahileri İsrail’e göçe ikna etmelerindeki temel amaç onları kurtarmak değil ucuz iş gücüne sahip olmaktı. 
Dahan’a göre Siyonizm Avrupalı Yahudileri kurtarmış, fakat hem Filistinli Arapları hem de Mizrahileri üçüncü dünya vatandaşları gibi sömürmüştü.
Şiko Behar’a göre de Siyonizm Mizrahilerin Araplara yakın olan kültürünü tehdit olarak görmüş ve Siyonist kimliğin Mizrahi kimliği bastırması için çaba göstermişti. Mizrahiler de Aşkenaz Siyonist kimlik ile Arap Yahudisi kimliği arasında, Siyonizm ve Arap Milliyetçiliği arasında kalarak kişilik krizine girerek kimliklerini kaybetmişlerdi.
Bunun yanı sıra İsrailli Feminist aktivistlerden de Post-Siyonizm’i benimseyenler oldu. Post-Siyonizm’in tüm vatandaşlarının eşit olduğu bir toplum yaratma amacı taşıması nedeni ile Prof. Tanya Reinhardt, Dr. Orly Lubin, Dr. Rachel Giora, Dr. Anat Matar, Dr. Anat Bieltsky, Prof. Ilana Pardes, and Prof. Galit Hazan Rokem gibi isimler bu görüşü benimsediler. (Neri Livneh, Haaretz)

Post-Siyonizm’in Gerilemesi
Oslo Barış sürecinin sekteye uğraması, ikinci İntifada’nın 2000 yılında patlak vermesi ve 11 Eylül olayları ile Post-Siyonizm İsrail’de ağır bir yara aldı. Post-Siyonist Mizrahi yazarların varlığına rağmen, akım Mizrahi çoğunluktan da aradığı desteği bulunamadı. İntifada öncesi ve sonrası süreçte Mizrahi oyları giderek aşırı dinci veya milliyetçi sağ partilere kaydı.
Akademik çevre de politik çevreyi izledi. Neri Livneh’in Haaretz gazetesine 2001 senesinde yazdığı makalede, Post-Siyonizm eleştirmenlerinden Prof. Anita Şapira, İnfitada’dan bir sene sonra Post-Siyonist düşünceyi takip eden akademisyen ve öğrencilerin çok düştüğünü bildiriyordu. 
Post-Siyonist’lerden Tom Segev İsrail dışındaki araştırmacıların Post-Siyonizm ile ilgilenmeye devam etmesine rağmen, Post-Siyonizm'in düşen popülaritesi nedeni ile kimsenin bu kimliği kabul etmek istemediğini söylüyordu. Post-Siyonizm’e karşı olanların terimi “İsrail Düşmanı” ile eş anlamlı kullanıyor olmaları da bu durumu kötüleştiriyordu.
21.04.04 tarihinde Haaretz’de (Dalya Şehori,2004) yayınlanan bir makalede Segev, 3,5 yıldır süren intifada nedeni ile Post-Siyonizm’in öldüğünü ya da en azından “derin dondurucuya kaldırıldığını” duyuruyordu. İntifada’nın yarattığı çatışma ortamı demokratik bir devlet için mücadele yerine hayatta kalma içgüdüsünü canlandırmıştı.
İlan Pappe de aynı makalede benzer şekilde intifada ile beraber Post-Siyonistlerin çoğunun görüşlerini terk ettiğini, Akademisyenlerin gündem oluşturmak yerine politik gündemin güdümünde hareket ettiğini, Post-Siyonizm’in politik bir hamle olan Oslo süreci ile akademide yer bulduğunu iddia ediyor, kendisinin de bu durumdan duyduğu hayal kırıklığını anlatıyordu.  Pappe Post-Siyonizm'in ancak 4LJ sene sonra tekrar canlanabileceğini öngörüyordu.
Dr. Uri Ram ise Haaretz gazetesinde bir hafta sonra çıkan gazetede, yandaşlarına göre daha umutlu konuşuyordu. Ram, günümüzdeki politik ortam nedeni ile aşırı sağcı, milliyetçi ve köktendinci Neo-Siyonizm’in güç kazandığını fakat güç dengelerinin tekrar değişebileceğini savunuyordu. Ram İsrail üniversitelerinde Post-Siyonist, Post-Modernist, Post-Marksist birçok araştırmacı olduğunu, Post-Siyonist tartışmanın sona ermediğini iddia ediyordu. Ram Neo-Siyonizm’in savunduğu devlet mantığının liberal demokrasi ile asla çakışamayacağını ve İsrail’in bir demokrasi mi yoksa bir Yahudi apartheid’ı mı olacağına karar vermesi gerektiğini söylüyordu.
2007 senesinin başında ise Post-Siyonizm’in geleceği hala belirsizliğini koruyor. Ortadoğu’da hala çatışmanın sürdüğü politik ortam Neo-Siyonizm’e destek verir gibi görünüyor. Fakat Post-Siyonizm’in ilk İntifada’dan doğan hayal kırıklığı ve Oslo Barış süreci ile popülerleştiği düşünüldüğünde, Lübnan Savaşının yarattığı hayal kırıklığının akabinde Filistin Özerk Yönetimi ile diyalogun tekrar başlatılabilmesi durumunda Post-Siyonizm girdiği buzluktan geri çıkarılabilir.

Kaynakça:
- Silberstein, Laurence J.; New Understandings of the
- Past Post-Zionism, the New Historians, and recent critiques of Zionist discourse, 2002
- Nimni, Ephraim; The Challenge of Post-Zionism, 2003
- Silberstein, Laurence J.; The Postzionism Debates ,1999
- Shehori, Dalia; Post-Zionism is dead or in a deep freze, Haaretz: 21.04.04
- Shehori, Dalia; Post-Zionism didn't die, it's badly injured, Haaretz: 28.04.04
- Wurmser, Meyrav, Post-Zionism and the Sephardi Question, Middle East Quarterly: Spring 2005
- Livneh, Neri, Post-Zionism only rings once, Haaretz: 2001.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın