Compass doganbaruh

Kimse ikinciyi hatırlamaz

Spor olsun veya sağlık olsun diye koşabilirsiniz, yüzebilirsiniz, fitness merkezinde saatler geçirebilirsiniz. Fakat bir yarışmada sporcuysanız “maksat katılmak olsun” diyemezsiniz, tabii diyenler olabilir. Yarışmanın amacı kazanmaktır. Yarışmaya kaç kişi katılırsa katılsın sadece bir kişi kazanır, ona şampiyon derler; finali oynayıp da şampiyon olamayan sporcuya da finalist ya da ikinci derler. İşte yazımızın konusu bu... İkincileri kimse hatırlamaz!

Bugün Grand Slam’lerde finali oynayan sporcular genellikle bilindiği için Federer, Nadal, Djokovic ya da Simona Halep, Serena Williams, Sharapova gibi isimler bir çırpıda şampiyon ya da ikinci olarak akla geliyor.

Geçmişte de bundan farklı değilmiş.

Arthur Ashe, Rod Laver, Jimmy Connors veya John McEnroe isimlerini sayabilirsiniz de Çek sporcular Jan Kodes ile Miloslav Mecir dendiğinde kimseye bir şey ifade etmez.

Margaret Court, Billie Jean King, Chris Evert veya Martina Navratilova gibi şampiyonları biliriz ama Rosemary Casals ya da Helena Sukova duyan yoktur. Pam Shriver adını bilen vardır ama tenis dünyasında ne yapmıştır kimse bilmez.

Çünkü onlar ikincidir.

Tenis sporuna ömürlerini vermiştir, başarıdan başarıya koşmuştur ama bir Grand Slam kürsüsüne çıkıp son konuşmayı yapamamışlardır.

1968’İN ŞAMPİYONLARI

Buraya nereden geldik?

2018 yılının son Grand Slam turnuvası US Open (Amerika Açık) 27 Ağustos Pazartesi günü ana tablo maçlarıyla başladı ve 8 Eylül Cumartesi Kadınlar ile 9 Eylül Pazar Erkekler final maçlarıyla sona erecek. US Open bu yıl 138. defa kapılarını açıyor ve 9 Eylül Pazar günü sona erdiğinde toplam 53 milyon USD ödül dağıtmış olacak. Böylesi bir ödül dağıtılan organizasyonun cirosunun ve kazancının ne olduğunu da buyurun hesaplayın. Eğer bir spor endüstrisinden bahsediyorsak işte budur.

Her Grand Slam serisi turnuva başlı başına bir endüstrinin göstergesidir ama gelin biz içinde bulunduğumuz turnuva üzerinden yazıya devam edelim.

1968 yılının ne önemi olduğunu tenis sporunu takip edenler iyi bilir. Öncesinde amatör sporculara açık olan bir uluslararası tenis evresi bu yıldan itibaren herkese açık hale gelir ve buna da ‘Açık Dönem’ denir. Klasmanlar artık buna göre şekillenir, profesyonel sporcular da işin içine girince sponsorlar daha bir ilgi gösterir. Artık bir profesyonel tenisten bahsedilebilir ve spora başka bir boyut gelir.

Şimdi bakalım 1968 US Open’in ne özelliği varmış?

Herkesin ya da ilgilenenlerin bileceği gibi bu yılın turnuvasını erkeklerde Amerikalı Arthur Ashe ve kadınlarda İngiliz Virginia Wade kazanır.

Peki bu sporcular finalde kime üstünlük sağlamıştı? Hatırlayan olmaz.

Kadınlar finalinin ikincisi ünlü Billie Jean King’di. Amerikalı efsane sporcu önceki yılın şampiyonu olarak korta çıkmıştı ama aynı yıl Avustralya Açık ve Wimbledon şampiyonluğunu da taşıyordu. Gelecek yıllarda bu turnuvayı ve Wimbledon’u üçer defa daha kazanacak ve yanına da bir Roland Garros ekleyecektir.

1968 yılının US OPEN kadınlar şampiyonu 23 yaşındaki Virginia Wade gelecek 20 yılda bir daha bu turnuvanın finaline dahi yaklaşamayacaktır.

Erkekler turnuvasının şampiyonu Amerikalı efsane sporcu Arthur Ashe de İngiliz meslektaşı gibi 25 yaşında kendi evindeki bu ilk zaferden sonra sadece 1972 yılında finale çıkacak, İlie Nastase’ye mağlup olacak ve ne öncesinde ne de sonrasında bir daha finali görmeyecektir.

TARİHE GEÇEN İKİNCİ

İşte sonunda konumuza gelebildik.1968 finalini Arthur Ashe ile oynayan sporcuyu hiç kimse bilmez ve çok ilgililer dışında da kimse hatırlamaz.

Asıl adı Thomas Samuel Okker ama tenis dünyası onu Tom Okker olarak tanıyacak ve ‘Uçan Hollandalı’ lakabını takacaktır. ‘Uçan Hollandalı’ lakabı Hollandalı olsun olmasın birçok sporcuya takılmıştır ama teniste bu unvanı taşıyan tek bir sporcu vardır, Tom Okker.

Hollandalı Yahudi bir baba ve Hristiyan bir annenin çocuğudur. Babası Naziler tarafından toplama kampına gönderilmiş fakat kaçmayı başarmıştır. Savaş devam ederken 1944 yılında Amsterdam’da doğar Thomas Samuel Okker.

Bugünün şartlarında tenisçiler arasında kısa boylu sayılır (177 cm), çok güçlü bir fiziği yoktur ama inanılmaz derecede hızlıdır. Adeta duvar gibi her yerden, her pozisyondan topu çıkarır, sayıya giden öldürücü nokta atışlar yapar. File önünde müthiş refleksleri vardır ve bu sayede çiftler serisinde büyük başarılar elde eder.

1968 turnuvasının finalinde Arthur Ashe ile 5 set ve toplam 65 oyun oynarlar. Maçın süresi 2 saat 37 dakika olarak kayıtlara geçer. Puanlar o kadar hızlı oynanmıştır ki bir oyunun süresi 2 dakika 30 saniyedir. Bugün bu süreler imkânsızdır.

Turnuvayı kazanan Arthur Ashe bir amatör sporcu olduğu için ancak günlük 15 Dolar harcırah alır. Tom Okker da bir amatördür fakat kendi federasyonunun izni ve gözetimiyle bazı turnuvaları ödül parası için oynayabilmektedir. Turnuvada ikinci olmasına rağmen 14 bin Dolarlık bir çek alır.

İşte dünya tenisinde yeni başlayan bir dönemin ilk ödülü turnuvanın şampiyonuna değil, ikincisine verilen bu çektir. Tenis tarihinin ilk profesyonel ödülü şampiyona değil ikinciye verilmiştir!

İkincileri kimse hatırlamaz ama ilk ödülün sahibi olarak bu ikinci tenis tarihine yazılır.

Bir daha Grand Slam’lerde bu kadar yükselemeyecektir fakat gelecek yıllarda Arthur Ashe karşısında defalarca kupaya uzanacaktır.

Tom Okker’i seyredenler derler ki “forehand lob attığında rakip dönüp topa koşmazdı bile çünkü herkes bilirdi ki o topu çıkarmak mümkün değildi!”

Yine o günleri bilenler der ki “hiperaktif bir kişiliği vardı, oyun aralarında yerine oturmaz sürekli ayakta durup hareket ederdi, sanki bıraksan bütün gün koşacak gibiydi.”

Hani bugün hep diyoruz ya spor bir kültürdür ve sporcunun da kültürlü olanı makbuldür.

İşte Tom Okker güzel bir örnek.

“Turnuva oynamak için birçok ülkeye ve birçok şehre seyahat ediyordum. Maçlardan kalan zamanımda şehrin sanat galerini dolaşırdım. Bu dönemlerde oldukça fazla sayıda tablo topladım. İçlerinde çok tanınmış olanlar kadar isimsiz ama beni etkileyen eserler de aldım. Hep hayalimde olan bir gün kendime ait bir sanat galerisi açmaktı.”

Dediği gibi de oldu, hayalini gerçekleştirdi.

1981 yılında raketi bıraktıktan sonra bütün zamanını bu hedefe doğru değerlendirdi. Önce Amsterdam’da Jaski Sanat Galerisinin kurucu ortağı oldu ve nihayet 2005 yılında Amsterdam dışında halen yaşadığı kasabada Tom Okker Sanat Galerisini açtı. Ağırlıklı olarak COBRA (Kopenhag-Brüksel-Amsterdam) hareketinin ressamlarının eserlerini topladı. Bu hareketin ne olduğu, eserlerin özellikleri ve sanatçıları gibi araştırma konularını da okuyucuya bırakıyorum.

Tom Okker bugün 74 yaşında ve Hollanda’nın batısında küçük bir kasabada yaşıyor, sanat galerisi işletiyor, resim yapıyor.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın