Üç Kadın Üzerinden İran TOPLUMU

Jafar Panahi ‘3 FACES’ ile ana yarışmasına ilk kez katıldığı Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü aldı

Cannes Festivali yöneticilerinin Panahi’nin filmini takdim etmesi için yurt dışına çıkmasına müsaade edilmesi teklifi, İran rejimi tarafından kabul görmedi. Yedi yıldır filmlerini gizli olarak çeken yönetmen, dünya festivallerinde ödül kazanıyor. Minimalist filmlerin büyük ustası Panahi, İran toplumunu otopsi masasına yatırdığı filmlerinde kadınlara hep birinci sırada yer veriyor. Bu son filmindeki üç kadın, İran’ın geçmişini, günümüzü ve istikbalini temsil eden birer sembol. Mizahla dramı ustalıkla harmanlayan bu film, İtalyan Neo Realist akımı yapıtlarını akla getiriyor. Rejimin halkın hürriyetini kısıtladığını gösteren Panahi, kadınların yazgısı ve geleneklerin insanlar üzerindeki yükünün ağırlığını soruşturmayı sürdürüyor. Sunduğu olaylar, aslında çözüm beklediği, düzelmesini istediği sorunlar.

 

Asistanı ve ustası olan Abbas Kiorastami’nin manevi oğlu olan Jafar Panahi, ‘3Yüz/Se Rokh’ ile ‘Yeni Gerçekçi’ İran sinemasının saygın temsilcisi olduğunu kanıtlıyor.

Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümüne ilk kez kabul edilen sanatçı (İtalyan Alice Rohrwacher ile birlikte) En İyi Senaryo Ödülü’ne ortak oldu.

‘3 Yüz’, ‘Ahlat Ağacı’nın dışında alt yazı sıkıntısı yaşamadan izlediğim tek film oldu. Konusu bir Azeri köyünde geçen filmde, kendisi de Azeri olan (başrolü de üstlenen) Jafar Panahi, köy halkıyla Türkçe konuşuyordu.

Yedi yıldır ev hapsi hayatı yaşayan yönetmen, üç yıl önce dolmuş şoförü olarak halkın arasına karıştı, toplumun muhtelif kesimlerinden arabasına binen insanlar üzerinden İran toplumsal hayatı hakkında ‘Taxi Teheran’ filmiyle müthiş tespitler yaptı.

Resmi otoritelerin gözünden ve bilgisinden uzak filmini gizli olarak çeken Panahi, aynı yöntemi yeni filminde de kullanıyor. Yerinde duramayan, araştıran, hareket halindeki kişiliğini Panahi ‘3 Faces’de de sürdürüyor. Filmin açılış sekansında, başı örtülü köylü bir genç kızın intihar etmeye kararlı olduğunu anlatan bir video çekimini izliyoruz. Kız bir mağaranın içinde yol alırken, tutucu insanlar olan babasıyla ağabeyinin tahsilini sürdürmesini engellediklerini ve istemediği bir erkekle evlenmeye zorlandığını anlatıyor.

Bu video kaydını, ülkenin ünlü televizyon serileri kahramanı Behnaz Jafari’ye yollaması için en yakın arkadaşını görevlendiren genç kız, derdine çare bulamazsa intihar edeceği tehdidinde de bulunuyor.

Filmde kendi adıyla oynayan ve gerçek hayatında da ünlü bir TV starı olan Jafari, panik içinde tanıdığı bir yönetmen olan Jafar Panahi’den yardım istiyor. Zira genç kız sinema sanatında yer alma idealini ancak ailesinin yüksek tahsil yapmasına onay vermesiyle gerçekleştireceğini kararlılıkla söylüyor.

CANNES’DAKİ EN FEMİNİST FİLM

Hayatını istemediği bir erkekle sürdürmektense intihar etmeyi tercih eden kızın söylemi (yine kendi adıyla oynayan) Panahi’yi harekete geçiriyor.

Filmin ikinci sekansında, bir arabada yol alan aktris ile yönetmenin video bandının bir muziplik olsun diye mi yollandığını yoksa ciddi bir intihar girişimi mi olduğu üzerindeki tartışmalara tanık oluruz.

Kafalarındaki şüpheye yanıt aramak üzere ikilinin, genç kızın yaşadığı İran’ın kuzey batısındaki dağlık bölgeye doğru yol alırken görürüz. İkili köye vardıklarında köylülerin günlük hayatlarını tutucu geleneklerin baskısı altında sürdürdüklerine tanık olurlar.

Köylüler, iki şehirlinin genç kızın akıbetini sorgulamalarını iç işlerine müdahale olarak görürler ve kaba davranırlar. Panahi zeki yöntemler kullanarak, Jafari video kaydını kendisine yollayan genç kızı bularak, imdat çığlığının sahibine ulaşmayı başarır.

Son iki filminde olduğu gibi, aynı ana temayı işleyen yönetmen, çeşitli kesimlerden çizdiği insan portreleriyle İran’ın toplumsal hayatından kesitler sunmayı sürdürüyor.

Başroldeki Behnaz Jafari’yi ünlü yönetmen Bahman Gabadi ile birlikte oynadığı, Samira Makhmalbaf’ın ‘Siyah Tahta’ (2000) filminden tanıyoruz.

YASAKLI YÖNETMEN

Yönetmen- aktör- yapımcı – senaryo yazarı Jafar Panahi 1960’da, Azerbaycan’da doğdu. Tahran’ın fakir bir semtinde, bir badanacının oğlu olarak geçirdiği gençlik yıllarında, sinema kariyerini seçmesinde, İran’ın gelmiş geçmiş en büyük sinema adamı olan Abbas Kiorastami’nin rolü oldu.

35 yaşındayken, ustası Kiorastami’nin yazdığı senaryo üzerine bina ettiği ilk uzun metrajlı filmi ‘Beyaz Balon/ Badkonake Sefid,’ Cannes Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera Ödülü’nü kazandı.

Aynı festivalin Belirli Bir Bakış bölümünde 2003 yılında ‘Kan ve Altın/Talaye Sorkh’ ile Jüri Ödülü’nün sahibi oldu.

Berlin Film Festivali’nde ‘Offside’ (2006) ile Jüri Büyük Ödülü, ‘Perde/Parde’  (2013) ile En İyi Senaryo Ödülü ve en nihayet 2015’te festivalin en büyük ödülü olan Altın Ayı’yı ‘Taxi Teheran’ ile kazandı.

Jafar Panahi 2011’de, altı yıllık ev hapsi, 20 yıllık yurt dışına çıkış ve film çekme yasağıyla cezalandırıldı. Bunun gerekçesi şuydu: 2009 yılındaki İran başkanlık seçimlerinde Mahmud Ahmedinejad’ın tekrar cumhurbaşkanı seçildiği iddia edilmesi, İran’da 76 kişinin ölümüyle sonuçlanan tepkilere ve nümayişlere yol açmıştı. Panahi o protestocular arasındaydı.

İran İslam Cumhuriyeti rejimine karşı propaganda yapmak suçundan aldığı ceza bütün dünyanın tepkisiyle karşılanmıştı.

Panahi, 2011’den bu yana, başta ‘Bu Bir Film Değil/İn Film Nist’ olmak üzere, yaptığı dört filmi gizlice çekti. Minimalist filmlerin büyük ustası Panahi, İran toplumunu otopsi masasına yatırdığı filmlerinde kadınlara hep birinci sırada yer verdi.

Son filmi ‘3 Faces/Se Rokh’a adını veren üç kadından birincisi, intihar süsü vererek dikkati çekmek ve aile baskısından kurtularak tahsilini sürdürmek isteyen bir genç kız.

İkincisi onun imdat çığlığına koşan ünlü bir TV yıldızı. Üçüncüsüyse filmde yüzünü göremediğimiz, ancak gölgesini hissettiğimiz sembolik bir karakter; gençliğinde hafif meşrep bir aktris olduğu için gözden düşen, toplumdan dışlanan yaşlı bir kadın.

 Jafar Panahi, gericiliğe, bağnazlığa karşı mücadele veren bu üç kadının ortak çabasını filmin başlığına taşıyor. Bu üç kadın İran’ın geçmişini, günümüzü ve istikbalini temsil eden birer sembol.

Cannes’da ‘3 Faces’ın galasında Panahi’nin üstünde adı yazılı koltuk boş kaldı. Yönetmen, Kapanış Galası’nda En İyi Senaryo dalında verilen ödülü almaya gelemedi.

Senaryoyu müştereken yazdığı kızı Nader Saeivar, babası adına ödülü Chiara Mastroianni’nin elinden aldı. 2030’a kadar ülkesini terk etmesi yasaklanan Panahi, ertesi gün Tahran Havaalanında karşılamaya gittiği kızının elinden ödülünü aldı.

Nader Saeivar ödül töreninde yaptığı konuşmada, babasının kendisinden (ödül aldığı takdirde) ustası Abbas Kiorastami’nin adını anmasını arzuladığını söyledi.

Filmin kurgusunu Panahi ile birlikte yapan Mastaneh Mohajer, filmin Cannes’da kazandığı başarının İran’da vizyon görme şansını yakalamasına yol açtığını söyledi.

‘Taxi Teheran’ filmini Fransa’da 580 bin kişi izlemişti. Fransız Kültür Bakanı Françoise Nyssen, ‘3 Faces’ın galasında hazır bulunarak, film ekibini kırmızı halılı merdivenin başında karşıladı.

Son iki filminde arabasını film stüdyosuna dönüştüren Panahi’nin, ülkesinin toplumsal hayatına ayna tutmadaki kararlılığını görüyoruz. Mizahla dramı harmanlayan ustalıklı sinemasıyla ‘3 Faces’, İtalyan Neo Realist akımı filmlerini akla getiriyor. Rejimin halkın hürriyetini kısıtladığını gösteren Panahi, kadınların yazgısı ve geleneklerin insanlar üzerindeki yükünün ağırlığını soruşturmayı sürdürüyor.

Panahi’nin filmlerinde sunduğu olaylar, aslında çözüm beklediği, düzeltilmesini istediği sorunlar. Kendisi katiyetle politik bir yönetmen değil.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın